24 OCAK KARANLIĞI NE ZAMAN AYDINLANACAK?

Hazırlayan: Ali TOYDEMİR

- Bu haber 609 kez okundu.

24 OCAK KARANLIĞI NE ZAMAN AYDINLANACAK?
 BUGÜN 24 Ocak 2015… Uğur Mumcu bugün suikastinin ardından 22 yıl geçmesine rağmen faillerin halen yakalanmamasını adeta kendi yazısıyla yorumluyor; “Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık sustu”…

 

Cumhuriyet Gazetesi yazarlarından Uğur Mumcu 24 Ocak 1993 tarihinde kimliği halen belirlenemeyen kişi veya kişilerce aracına konulan bombanın patlatılması sonucu hayatını kaybetmiş ve milyonları arkasından yasa boğmuştu. Aradan tam 22 yıl geçti ancak ne olay aydınlatılabildi, ne de failler hukuk önüne çıkarılabildi. Bugün belki de herkes Mumcu’yu konuşacak, anacak, geçmişe bir yolculuk yapacak ancak Mumcu suikasti 1 gün sonra yeniden tarihin karanlık sayfaları arasındaki yerini alacak. Günümüz Türkiye’sinde halen karanlıkta ve faili meçhul cinayetler arasındaki ilk sırada yerini koruyacak.

Mumcu’nun katledilmesinden önce Abdi İpekçi, Doğan Öz, Bedrettin Cömert, Gün Sazak gibi isimlerin hayatına son verilmesi 12 Eylül 1980 ihtilali ile birlikte sonlanmış, bu tarihten sonra ilk cinayet 1993’te Uğur Mumcu’nun katledilmesi ile başlayarak hızla devam etmişti. Aradan geçen onca zamana rağmen hala akıllarda şu soru var; “Uğur Mumcu’yu kim neden katletti?”

İşte bu sorunun cevabı 22 yıldır herkesin kafasını karıştırmaya devam ediyor…

Yalnız Mumcu değil, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı ve Çetin Emeç gibi isimlerin suikastleri de karanlığın içindeki yerini koruyacak. Çünkü; 22 yıldır aydınlatılamayan Mumcu suikastinde olduğu gibi, Mumcu’nun ardından işlenen diğer cinayet ve suikastler de olması gereken titiz bir araştırmaya tabi tutulmadığı iddialarıyla bugün yeniden gündeme gelecek ve her 24 Ocak’ta yaşanan tartışmalarda olduğu gibi ertesi gün yine isimlerinden bile bahseden olmayacak.

 

ÜZERİ ÖRTÜLMEK Mİ İSTENDİ?

 

Yıllardır Mumcu ve diğer suikastlerin neden aydınlatılamadığını merakla soran Türk Milleti, bugün de aradan 22 yıl geçmesine rağmen Mumcu’nun katledildiği o günden beri sorularına cevap arayacak. Peki Mumcu’yu kim öldürdü? Kimler neden yaptı? İşte kafa karıştıran tarihin tozlu raflarına gömülen Mumcu suikasti ile ilgili cevap bekleyen sorular;

-Dönemin Ankara DGM Savcısı Ülkü Coşkun’un ifade ettiği iddia edilen “Üstüme gelmeyin devlet yapmıştır, siyasi iktidar isterse çözer” ifadesi neden gündemde yerini koruyamadı?

-Savcı Coşkun’un söylediği iddia edilen sözleri, daha sonra inkar etmesinin altında bir neden yatıyor mu?

-Bir dönem Cumhurbaşkanlığı da yapan ünlü siyasetçi Süleyman Demirel, “Olayı aydınlatmak namus borcumuzdur” sözünü neden yerine getiremedi?

-Peki; Mumcu’nun nikah şahitliğini de yapan ve “kontrgerilla” terimini ilk kez telaffuz eden merhum siyasetçi Bülent Ecevit neden bu olayın üzerine gitmedi?

-Mumcu; ölüm tehditleri almasına rağmen neden koruma talep etmedi? Mumcu’ya birileri koruma güvencesi mi vermişti?

-Diğer ünlü (Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı) cinayetlerle bu cinayet arasında herhangi bir bağlantı var mıydı? Bu cinayetler neden bir türlü aydınlatılamadı?

-Mumcu’nun katledilmesi ile ilgili hazırlanan dosyada bu kadar çok savcı değiştirilmesi normal bir durum mu?

-Soruşturmada görev aldığı belirtilen Savcı Kemal Ayhan’ın ani şekilde hayatını kaybetmesiyle ilgili herhangi bir araştırma yapıldı mı? Ayhan’a neden otopsi neden yapılmadı?

-Bu dosyanın üstünün sürekli örtülmek suretiyle kamuoyu nezdinde sıcaklığını yitirmesi ve kanıksanır hale gelmesi için özel bir çaba harcandı mı?

-“Faili meçhul cinayetleri sona erdirdik” söylemlerini ifade edenler, neden bu cinayetleri faili meçhul sınıfına almadı?...

 

SENİ DE UNUTMADIK BÜYÜK İNSAN!

 

Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü görevinde 24 Ocak 2001 günü saat 17:40 sıralarında makâmından Valilik Binası'na makam aracıyla seyir hâlinde iken Sezâi Karakoç Bulvarı üzerinde Et Balık Kurumu ile Eflâtun Park arasında, kimliği belirsiz

kişilerce pusuya düşürülerek açılan ateş sonucu olay yerinde şehit edilen adı tüm ülkeye nam salmış Şehit Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan’ı da şehit edilişinin 14’üncü yılında saygıyla anıyor, ülke birliği ve güvenliği için yürüttüğü başarılı çalışmaları için sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz…

 

Sesleniş / Uğur Mumcu

 

Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.

Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mumun ışığında bitirirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini, yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. dövüldük, vurulduk, asıldık.

 

Vurulduk ey halkım, unutma bizi...

 

Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep. Öldürüldük ey halkım unutma bizi...

 

Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı göz bebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden. Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...

 

Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acımaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu, insanlık sustu.

 

Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

 

Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce kolumuzu, omuz başından keserek yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık önlerine. sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.

 

Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

 

Giresun'daki köylüler, sizin için öldük. Ege'deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğudaki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul'daki, Ankara'daki işçiler sizin için öldük. Adana7da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.

 

Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

 

Bağımsızlık, Mustafa Kemal'den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.

 

Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi...

 

Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; komunist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşında emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha dik tutabilmekti bütün çabamız. bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler.

 

Vurulduk ey halkım unutma bizi...

 

Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eli değmemişti ellerimiz. bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha. bir gece sabaha karşı, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.

 

Asıldık ey halkım, unutma bizi...

 

Bizi öldürenler , bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere. öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.

 

Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...

 

Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi...Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi.

 

Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi., hep birlikteyiz ey halkım, unutma bizi,

unutma bizi,

unutma bizi...

 

“VURULDUK EY HALKIM UNUTMA BİZİ”

 

Mumcu’nun aramızdan ayrılışının 22’inci yılında İmece Ailesi olarak tarifsiz bu acıyı da yüreğimizin derinliklerinde yaşadığımızı belirtirken, artık faillerinin biran önce ortaya çıkarılması için yetkili makamları bir kez daha göreve çağırıyor, rahmetli Mumcu’ya Allah’tan rahmet diliyoruz. Mumcu’nun Cumhuriyet Gazetesi’nde kaleme aldığı ilk makalesindeki “SESLENİŞ”ini sizlerle paylaşıyoruz…

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.