—SONER AYDIN: Sayın Tanrıverdi öncelikle cezaevleri araştırma komisyonları ile başlayalım. Cezaevleri ile ilgili rapor hazırlarken daha çok nelere dikkat ediyorsunuz? Komisyonların çalışma koşulları nasıl, herhangi bir engelleme ile karşılaşıyor musunuz?

—ALİ TANRIVERDİ: Şuan merkezi bir cezaevi komisyonumuz ve buna paralel olarak yine bütün şubelerde cezaevi komisyonlarımız mevcut. Tüm komisyonlarımızda ağırlıklı olarak hukukçu arkadaşlarımız görev alıyor. Hemen hemen Türkiye’deki bütün cezaevlerinden komisyonlarımıza yoğun şikâyetler geliyor. Bu şikâyetlerle ilgili araştırmalar, incelemeler yapıyoruz. Taraflarla gerekli görüşmeler yapıyoruz. Hem tutuklularla, tutuklu aileleriyle hem de yetkililerle görüşmeler yapıyoruz. Bu görüşmelerin ardından periyodik olarak cezaevleri ile ilgili raporlar hazırlayıp, istatistikler yayınlıyoruz. Bizim istatistiklerimiz masa başına hazırlanan istatistikler değil. Biz somut delillerle, tanıklarla, bütün taraflarla görüşerek raporlar, istatistikler hazırlıyoruz. Cezaevleri ülkemizde yüksek duvarlı, tel örgülü kapalı bir kutu gibidir. İçeride yaşananlar kamuoyuna yeteri kadar yansımıyor. İnsan hakları örgütleri, dernekler cezaevlerinde yaşananlarla ilgili çalışmalar yürütüyor. Tabi zaman zaman bizlere yönelik girişimlerde oluyor. Örneğin 30 yılını cezaevinde geçiren insan hakları aktivisti Hasan Gülbahar gözdağı amacıyla tekrar tutuklandı. Bu girişimler elbette bizi yıldıramayacak.

—SONER AYDIN: Cezaevlerinin koşulları konuşulurken en çok hasta tutsaklar ön plana çıkıyor. Şuan cezaevlerinde kaç hasta tutsak var? Durumları hakkında bilgi verebilir misiniz?

—ALİ TANRIVERDİ: Şuan Türkiye’de ki cezaevlerinde 228 ağır 578 hasta tutsak var. Hasta tutsakların cezaevlerindeki beslenme, barınma, temizlik gibi olumsuz koşullar nedeniyle yaşamlarını sürdürmeleri mümkün değil. Tabi bu koşullar sağlansa bile bu insanlar mutlaka dışarıda tedavi edilmeli. Kaldı ki bu 578 hasta tutsağın 228 tanesi de artık tedavisi mümkün olmayan, ölümü bekleyen tutsaklardır. Bunlar raporlarla tespit edilmiştir. Bu tutsaklar acilen salıverilmelidir. Biz şunu diyoruz; bu insanlar hiç yoktan son günlerini aileleriyle birlikte geçirsinler. Ne şekilde tutuklandığının ya da suçunun ne olduğu önemli değil. Bu her şeyden önce insani, ahlaki, vicdani bir meseledir.

—SONER AYDIN: Hasta tutsaklarla ilgili Avrupa Birliği Uyum Yasaları çıkartılmıştı. Hasta tutsaklar ‘Cezaevi koşullarında yaşayamaz’ raporu aldıklarında tahliye edilmiyor mu?

—ALİ TANRIVERDİ: Hayır artık o da uygulanmamaya başlandı. Geçtiğimiz günlerde hükümet tarafından çıkarılan bu Avrupa Birliği Uyum Yasaları, hasta tutsakların aleyhine olan yasalardır. Eskiden hasta tutsaklar yetkili kurumlardan rapor alıp Cumhurbaşkanına gönderdiklerinde otomatik olarak tahliye ediliyorlardı. Şimdi ise çıkarılan yasalarla birlikte raporlar hasta tutsakların tahliye edilmesi yönünde karar verse de Emniyet Müdürlüğü ‘Dışarı çıkması güvenlik açısından sakıncalıdır’ kararı verirse tahliye kararı uygulanmıyor. Tabi burada da hukuksuzluk ön plana çıkıyor. Örneğin; Hüseyin Üzmez başvuru yaptığında aynı gün tahliye edildi ama ölüm döşeğinde olan bu 228 hasta tutsak için defalarca başvuru yapmasına rağmen bu insanlar görmezden geliniyor. Kaldı ki rapor almak zaten başlı başına bir eziyet.

—SONER AYDIN: Rapor almak başlı başına eziyet dediniz. Hastalar rapor almak isterken ne tür uygulamalara maruz kalıyor?

—ALİ TANRIVERDİ: Rapor almak uzun bir süreç. Hasta tutsaklar bulundukları yerlerden İstanbul’a gönderiliyor. Eski, yıpranmış, hava almayan nakil araçlarında günlerce yol gidiyorlar. Oralarda adeta sürünüyorlar. Bunca eziyete rağmen İstanbul’a giden hastaların yüzde 90’nına ‘Cezaevlerinde yaşayabilir’ raporu veriliyor. Olumlu rapor alan yüzde 10’da hukuksuz bir şekilde tahliye edilmiyor. Raporlara rağmen cezaevlerinden hasta tutsaklar değil cenazeler çıkıyor.

—SONER AYDIN: Türkiye cezaevlerinde sık sık ölümler meydana geldi. 2'si asker 30'u tutuklu 32 kişinin öldüğü ‘Hayata Dönüş’ operasyonlarını buna örnek verebiliriz. Yine ‘Açlık Grevlerini’ örnek verebiliriz. Bunların ışığında Türkiye’nin cezaevi karnesini değerlendirebilir misiniz?

—ALİ TANRIVERDİ: Türkiye’nin cezaevi karnesi hukuksuzluklarla, hak ihlalleriyle dolu. Bu karne katliamlarla, işkencelerle doludur. Bu karne tacizlerle, tecavüzlerle doludur. Bu karne hak ihlalleriyle keyfi uygulamalarla doludur. 2 binli yıllara gitmemize gerek yok. İşte yanı başımızda Pozantı’da bunun örneğini gördük. Pozantı vahşetini uygulayanlar hakkında hiçbir işlem yapılmadı. Aksine tacize, tecavüze, işkenceye direnen o çocuklar yargılanıyor. Olayı kamuoyuna yansıtan gazeteci yargılanıyor.

—SONER AYDIN: Hak ihlallerinin yanı sıra yaptığınız açıklamalarda cezaevleri kapasitesine değiniyorsunuz. Hükümet her seçim öncesi yeni cezaevi müjdesi veriyor. Yeni cezaevleri yapılmasına rağmen kapasite halen yetersiz mi? Bunun doğurduğu sonuçları değerlendirir misiniz?

—ALİ TANRIVERDİ: Türkiye’de ki cezaevleri, kapasitelerini aşmış durumda. Şuan 152 bin insan cezaevinde. Yaptığımız incelemelerin ardından cezaevlerinde 15 kişilik koğuşlarda 20–25 tutuklunun kaldığını gözlemledik. Tutuklular sırayla uyuyor. Kimisi yere serilen battaniyelerin üzerinde yatmak zorunda kalıyor. Cezaevlerinde yeterli barınma sorununun yanı sıra birde beslenme sorunu var. En önemlisi de su sorunu var. Hemen hemen bütün cezaevlerinde su sorunu yoğun olarak yaşanıyor. Bazı cezaevlerinde ise keyfi şekilde tutsaklara su verilmiyor.  Düşünün Çukurova’dasınız Mersin’de Adana’da cezaevlerinde yaz aylarında aylarca su akmıyor. Bunun için defalarca başvurduk. Mersin cezaevinde insanlar bugüne kadar 50’li yıllarda yapılan kuyulardan tuzlu su içmek zorunda kaldı. Yine yaptığımız incelemelerde tutsaklar yemeklerin çok kalitesiz olduğunu aktardı. Bunun yemek nedeni cezaevlerinin ticari bir alan haline getirilmesidir. Kantinlerde yüksek fiyatlarda yiyecek içecek satılıyor. Tabi sorunu basit gibi görünebilir. Ama su yaşamın olmazsa olmazıdır. Susuz yaşam olmaz.

—SONER AYDIN: Su ve beslenme sorununu dile getirdiniz. Yanı sıra tespit ettiğiniz başka sorunlar var mı?

—ALİ TANRIVERDİ: Beslenme sorununun yanında bir sağlık sorunu en büyük sorunlardan biri halinde. Tutuklular cezaevlerinde sağlık hizmetinden yeteri kadar yararlanamıyor. Her cezaevinin bir doktoru var. Bu doktorlar haftada bir iki gün, birkaç saatliğine cezaevine geliyor. Çoğu zaman hastalarla görüşmeden ilaç yazıp geri dönüyor. Doktorlar yeterli muayene yapmadıkları için sağlığı düzelecek hastaları kurtaramıyoruz. Geri dönüşü olmayan kanser, beyin felci gibi kalıcı hastalıklar ortaya çıkıyor. Yine hastaneye giden tutuklular ne yazık ki kötü muameleye maruz kalıyor. Doktorların, sağlık memurlarının bir bölümü ettiği yemini unutarak hastalara ilgisiz davranıyor. Birçok doktor ön yargılı davranarak hastaları tedavi etmiyor. Kelepçeli tedavi yine sıkça rastladığımız bir uygulama. Kelepçeli tedavi hastayla doktorun iletişim kurmasını engelliyor. Elleri kelepçeli, başında eli silahlı asker bulunan hastanın kendisini ifade etmesi zaten mümkün değil. Diğer bir önemli sorun ise idare tarafından uygulanan disiplin cezaları. Tutuklular ufak bir talepte bulunduğunda hemen bu disiplin cezaları uygulanıyor. Tutukluların dışarı ile irtibatı kesiliyor. Örneğin 6 ay yakınları ile görüşü yasaklıyor, gazete, kitabı yasaklıyor.

—SONER AYDIN: Bu noktada yargıyı değerlendirecek olursa olursak, yargı ile hükümet arasındaki ilişkileri nasıl görüyorsunuz?

—ALİ TANRIVERDİ: Şuan güncel olarak 17 Aralık rüşvet olayları var. Ayakkabı kutuları, ses kayıtları ortada iken yargılananlar bakan çocukları olduğu için yargı çıkıp takipsizlik kararı veriyor. Ama diğer taraftan aynı yargı demokratik hakkını kullanan kesimleri tutuklayıp keyfi bir şekilde yıllarca tutsak ediyor. Hatta tutuklama yetmiyor çeşitli işkencelerle baskılarla ömürlerini çürütüyor. Geçmişte birçok kez yargı sisteminin tarafsızlığı konusunda eleştirilerde bulunduk ancak bu dönemde olduğu kadar hiçbir dönemde yargı tarafsızlığını yitirmedi ve hükümetin emri altına girmedi. Evrensel hukuk kurallarının işlemediği bir dönemdeyiz. Hükümet her ne kadar demokrasi anlamında çalışmalar yürütüyoruz diyor olsa da, bir ülkede demokrasi standartları cezaevleri ile ölçülür. Eğer cezaevlerinde şiddet, katliam, keyfi uygulamalar varsa insanların inancına, siyasi düşüncesine, mevkisine göre yargılamalar yapılıyorsa o ülkede demokrasiden, insan haklarından söz edemeyiz. Demokratik ülkelerde yasama-yürütme-yargı birbirinden bağımsız olmalı. Yargı temel olarak halkın, toplumun, bireylerin yararlarını gözeterek hareket etmeli. Yargının vatandaşı devlete karşı korumalı aslında. Devlet bütün kurumlarıyla, yapılanmasıyla çok güçlüdür. Ancak ülkemizde baktığımızda yargı devleti koruyan bir yapı içerisindedir. Adaleti sağlamakla görevli bir mekanizmanın kendisi adaletin karşısında bir yapı içinde oluyorsa o ülkede şer vardır. O ülkede barıştan toplumsal mutabakattan barıştan söz edilemez.

—SONER AYDIN: Röportajımıza son verirken Çocuk Cezaevlerine değinmek istiyorum. Bilindiği üzere Türkiye’de 3 Çocuk Cezaevi var. Ve vahim bir şekilde 12–17 yaş arası 1 bin 794 çocuk cezaevinde bulunuyor. Çocuk cezaevlerinin varlığı ve niteliği hakkında neler diyeceksiniz?

—ALİ TANRIVERDİ: Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde ‘çocuk cezaevi’ yoktur. Eğitim birimleri vardır ve bu eğitim birimlerinde çocukları topluma kazandırma, bilinçlendirme eğitimi verilir. Çocukların eğitimlerine devam etmesi zorunludur. Çocukların aileleri ile belli zaman diliminde bir arada olmaları gerekir. Çocukta ceza olmaz. Türkiye de 13 yaşında ki çocuk sokaktan alınıyor ve bu çocuk dövülüyor, darp ediliyor hakarete uğruyor. Sokak ortasında kelepçelenip cezaevine konuluyor. Türkiye de ‘Çocuk cezaevi’ statüsü diye bir şey yok. Yetişkinlere ne uygulanıyorsa çocuklara da aynı şeyler uygulanıyor. Şuan Mersin cezaevinde tespit ettiğimiz kadarıyla üç, dört koğuşta çocuklar var. Bu çocuklarla Adalet Bakanlığının atadığı kişiler ilgileniyor. Hâlbuki çocuklarla ilgilenen personelin özel eğitim alması lazım. Çocuk cezaevlerinde psikolojik, sosyolojik danışmanların olması lazımken hiçbir eğitim almayan personeller çalışıyor.

 

NOT:

1-Adalet Bakanlığı verilerine göre 2013 yılında cezaevlerinde 346 kişi yaşamını yitirdi.

2-Adalet Bakanlığı verilerine göre Türkiye’deki cezaevlerinde;

— 12 ve 17 Yaş Arası (Çocuk): 1 bin 794,

—18 ve 20 Yaş Arası (Genç): 7 bin 18

—21 ve 39 Yaş Arası (Genç-Orta Yetişkin): 96 bin 877

—40 ve 64 Yaş Arası (İleri Yetişkin): 44 bin 560

—65 ve 79 Yaş Arası (Yaşlı): 2 bin 038

—80 Üstü (İleri Yaşlı): 122

—Yaş Grubu Bilinmeyen: 89 olmak üzere toplamda 152 bin 498 tutuklu hükümlü yer alıyor. 

3-Cezaevlerinde bulunan 152 bin 498 tutuklu ve hükümlünün 146 bin 975’i erkek, 5 bin 523 ise kadın.

4-Yine Adalet Bakanlığı verilerine göre 302 kapalı ceza infaz kurumu, 52 müstakil açık ceza infaz kurumu, 2 çocuk eğitim evi, 5 kadın kapalı, 1 kadın Açık, 3 çocuk kapalı ceza infaz kurumu olmak üzere 365 ceza infaz kurumu bulunmakta.

5-Verilere göre cezaevlerinde Yüksekokul veya Fakülte Mezunu 3 bin 923, Yüksek Lisans Mezunu 66, Doktora Mezunu 15 tutuklu ve hükümlü bulunuyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.