Neden güvenmek isteriz? Güven olmadan ilişkiler sürdürülemez mi? Sürdürülse de ne kadar sahicidir yaşadıklarınız?

Kendinizi en çok ne zaman güvende hissedersiniz? Kimin yanında güvendesiniz? Güvende hissettiğinizde gerçekten güvende misiniz? Yoksa yanıldığınız zamanlar mı oluyor?

Güven kelimesini hangi ilişkinize monte ederseniz onun tamamlayıcısı oluyor değil mi? Aşkınıza güven, kardeşinize, arkadaşınıza, komşunuza, siyasilere güven. Güven her ilişkinin baş rol oyuncusu gibi, bizlerde yan karakter, arada güven tası tarağı toplayıp sahneyi terk ettiğinde sahnelenen hayat oyunu da o kadar vasfını, anlamını, değerini, niteliğini yitiriyor.

Neden güvenmek isteriz? Korkarız çünkü, acı çekmekten, aldatılmaktan, yarı yolda bırakılmaktan, sahte duygulardan, yalanlardan, sevgisizlikten korkarız. Korkarız ve kaçacak sığınak ararız.  Bize hiç kimsenin zarar veremeyeceğinden emin olduğumuz anne rahmine sığınmak gibidir güven, korunak altına alınmaktır ve en çokta saf, mahrem, kırılgan kendimize döneriz.

Zayıflıklarımız, yetersizliğimiz, öz güven eksikliğimiz güven ihtiyacını artırır mı? Peki bunların tümüne sahipken hala neden güvenmek isteriz? Çıkarlar, menfaatler, bencillik, hırs, beklentilerin karşılanmaması, aradığını bulamamak güven duygusunun en büyük düşmanları. Peki sevgisine güvendiğiniz insanın sizi maddi olarak kullanıp kullanmayacağı konusunda güveniniz tam mı? ya da kendi kişisel kariyer basamaklarını tırmanırken sizi sadece merdiven olarak görüp görmediğinden emin misiniz? Onunla yolun tümünü beraber yürüyüp tamamlayabilecek misiniz ya da zaten kendinize koyduğunuz bir hedef var ve o size oraya kadar eşlik etse yeter mi?

En çok sevdiğimiz zaman güven duygumuzun zedelenmesi incitir bizi, yara derindir, irinlidir, yıllara yayılan acı peşinizi bırakmaz. Karşınıza çıkan herkesi seni üzenle özdeşleştirirsin, bir daha asla güvenemezsin, korkarsın, çünkü aynı şeyleri tekrar yaşamaktan korkarsın. İlkinde de hatan yoktur, yaşadıklarının senin başına nasıl ve neden geldiğinin cevapları yoktur ama olmuştur. En sevdiğin seni aldatmıştır hem de sen ona en çok güvendiğin, üstelik tamamen teslim olduğun anda yapmıştır bunu. Artık yaralı bir hayvan gibi çaresizsindir, acınla kıvranırsın, yanına da kimseyi yaklaştırmazsın. Gider kendini kör kuyulara kapatır iyileşmeyi beklersin. Acın zamanla kabuk bağlar sonra bir gün karşına biri çıkar o doğru insandır ama senin gizlediğin yaranın kabuğu hafif dokunmayla kavladığından geçmişine döner maziyi ilk gün ki gibi hatırlar ve doğru olana da pençeni atar yanından uzaklaştırırsın. Aslında en kaotik ilişki biçimi olan aşkta ve yıllarca çok büyük emekle olgunlaştırılmış derin sevgilerde ve sonsuza kadar dostum dediğin insanlarla iletişim şeklinde yaşanan güven sorunu seni derinden sarsar.

Düşünsenize, aranızda sadece ticari ilişkinin olduğu birinden maddi zarar görmenin verdiği güven sorunu sizi duygusal açıdan ne kadar etkileyebilir ki en fazla hayal kırıklığına uğrar ve bir daha alışverişe girmezsiniz. Ya da seçtiğiniz siyasilerin size verdikleri sözleri tutmamış olmaları elbette güven kaybına neden olur ama bu sizi sarsmaz hatta çok iyi biliyorum bunlardan bir şey olmaz bugüne kadar ne yaptılar ki memlekete dediğiniz halde gidip yine de aynı partiye oy veren insanlar var.

Et kemikten kopmaz dediğimiz kan bağı ilişkilerimizi düşünün; Anneniz, babanınız, evladınız, kardeşiniz ile yaşadığınız güven problemleri elbette sizi çok etkilemiş ve üzmüş olabilir ama eminim o insanların en darda en zor zamanlarında her şeyi unutup ilk koşan siz oluyorsunuzdur, yanılıyor muyum?

Güven sorunu yaşamanın ve karşındakine yaşatmayı en aza indirmenin yolunun ruh terbiyesinden geçtiğini düşünüyorum. Nefis terbiyesi dediğimiz eline, beline, diline sahip olmak kadar vicdanlı olmak, başkasının hakkını korumak, hakkı olana razı olmak, bencilce davranıp hep bana dememek, adil olmak, yalan söylememek, aldatmamak, maddi manevi çıkar ilişkisine girmemek… Tüm bunlar davranış terapisi ve ruh terbiyesi ile kontrol altına alınabilecek olumsuz davranışlardır.

Güven zedeleyecek davranışlarla bir başkasını kandırdığınızı zannederken aslında en çok kendi kişiliğinize zarar verdiğinizi unutmayın. Kendi benliğinizden uzaklaşmayın, kimliğinize yabancılaşmayın, kişiliğinizde oluşan erozyon bir süre sonra tanımakta zorlandığınız bir siz yaratır. Ve inanının yolunu yitirmiş sapkın misali rotanız zarar verdiğiniz insanların ve kendi hayatınızı çevirdiğiniz cehennemin yakıcı, kavurucu, yok edici ateşine yönelir. Savrulup küllere dönersiniz ve sizden geriye sonsuz evrende belki ılık bir meltem kalır. Oysa insana doğru dokunan karşındakini yüceltendir bilir ki onunla var olur, onunla güçlenir ve güzel anılarla sonsuza kadar hep yaşatılır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.