İlkokul karnelerimizde “hal ve gidiş” de notlu değerlendirmeye sokulurdu. Hal ve gidişin ne anlama geldiğini yeterince bilmesek de hepimiz “pekiyi” alırdık. Yıllar sonra hal ve gidiş üzerine bir yazı kaleme alacağımı nereden bilebilirdim. Ne yapalım ki dünyadaki gidişatın pek de iyi görünmemesi, ülkemizdeki hal ve gidişin her aşamada yeniden değerlendirmesini gerektiriyor.

Dünyada kapitalizmin doğasından kaynaklanan emperyalist açgözlülüğün yarattığı kargaşanın üstesinden gelmek, hele de gelişmekte olan ülkeler için öyle sanıldığı kadar kolay olmuyor. Emperyalist politikaları alt etmenin yolu, aklımızı doğru kullanmaktan, bilimin verilerini dikkate almaktan bir de ulusal birikimimizi doğru yorumlamaktan geçiyor.

Akıl ve bilimin kendi başına geliştiği dünyanın hiçbir yerinde görülmemiştir. Bu iki kavram ancak çağının gereklerine uygun eğitim yapılanmalarıyla gelişebilir. Eğitim-öğretimi Ortaçağ hurafelerine yönlendirme çabalarıyla ne bilim gelişir ne de akıl. Böyle bir arayış, toplumu uzlaştırmak yerine ayrıştırır. Çünkü çağını anlayan insanları daha geri değerlere döndürmeye çalışmak gelişmenin doğasına aykırıdır. Batı ülkelerinde bu tür beklentilerin her defasında geri teptiği, halkın ulaştığı aydınlık dünyadan kopmak istemediği acı deneyimlerle kanıtlanmıştır.

Ülkemizde aklı ve bilimi geliştirecek, buna bağlı olarak da isabetli politikalar üretecek yapılanmalara gereksinim duyulmaktadır. Bunu istemeyenler, çok anlaşılır bir biçimde başta Atatürk olmak üzere, çağdaş değerleri savunan herkese sataşmaktadır. Çünkü Atatürk; ülkemizi geleceğe taşıyacak bütün uygulamalarında akıl ve bilimi kılavuz olarak seçmiştir. Daha Sivas Kongresi’nde alınan kararlarda çağdaşlık vurgusu vardır.  Alınan kararların 7. maddesinde “Milletimiz insanî, muasır (çağdaş) gayeleri yüceltir …”  denilmektedir. Savaş henüz sona ermemişken yapılan bir öğretmenler toplantısında da dikkatleri çağdaş eğitimin kaçınılmazlığına çekmiştir Atatürk.

Gelinen noktada, başta da söylediğim gibi dünyada ve ülkemizde hal ve gidişin iyi olmadığı tartışılıyor. Bu olumsuz gidişe karşın, ülkemizin Cumhuriyet’le temeli atılan çağdaş eğitim-öğretim politikasından vazgeçmemesi gerektiğini düşünüyorum. Bu geleneğin terk edilmesinin ülkemizi telafisi mümkün olmayan sonuçlara götüreceğini görmek, artık kâhin olmayı gerektirmiyor. Akıl, bilim ve çağdaş eğitim-öğretimi önemsemeyen ülkeler, emperyalistlerin entrikalarından bir türlü kurtulamadığı bir gerçekliktir. Çevremizde olup bitenler, bu gerçeği açıkça gözler önüne sermektedir.

Keşke ülkemizin hal ve gidiş notu da karnelerimizdeki gibi “pekiyi”  olsaydı. Son zamanlarda bizi gülümseten, mutlu eden haberlere özlem duyulur olmuştur.

Hal ve gidişin pekiyi olduğu bir karne görmek, her yurttaşın hakkıdır. Bu karneyi bir çocuk heyecanıyla bekliyoruz.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.