Politikacıların ve çeşitli ideolojik grupların dilinden düşürmediği “halk” sözcüğü, zaman içinde anlamsal olarak değişikliğe uğramaktadır. Geçmişte kimi zaman yönetim dışında kalanlara, kimi zaman da yönetici ya da ulema sınıfından olmayanlara “halk” denilirken, aynı kavram günümüzde aynı ülkede yaşayan, aynı kültür özelliklerine sahip olan, aynı uyruktaki insan topluluğu olarak tanımlanmaktadır. Bu iki tanım bile, halk sözcüğündeki anlamsal değişikliği göstermeye yetmektedir.  Bu değişikliğin nedenleri ne olabilir ki?
Ortaçağda “halk” sözcüğünden yöneticiler ve ulema sınıfının dışında kalanlar anlaşılmaktadır. Mevlana ve Yunus Emre de Tanrı’nın kulları olarak “halk”tan, yönetenler ve ulema karşısında “halk”tan söz etmektedir. Mevlana “Bu bir duadır ki reddedilmez; çünkü / Bütün halk sınıflarını kavrar, kuşatır” derken halk içindeki çeşitli sınıflardan söz etmektedir. Yunus Emre de, halk sözcüğünü, buraya alınan ve ulema sınıfına seslenen bir dizesinde,  “Halka fetva verirsin ne için sen tutmazsın” biçiminde kullanmıştır.
“Halk” sözcüğüne yüklenen anlam 14. yüzyılda İtalya’da kentsoylu (burjuva) sınıfının ortaya çıkışıyla değişmeye başlamıştır. Yeni ortaya çıkan bu sınıf, feodallerle savaşımında halka yakınlaşmayı ve onlarla dayanışmayı gerekli bulmuştur. Bu nedenle, okullarda sarayın dili olan Latince yerine halkın dilinde okunup yazılması istenmektedir. Bu durum, “halkın dili”nin politikleşmeye başladığının önemli bir göstergesi olmaktadır. Çünkü “halkın dili”nin, halka yakınlaşmanın en önemli aracı olduğu keşfedilmiştir. Halkın diline duyulan bu ilgi, ulusal dillerin öne çıkmasına ve ulus devletlerle birlikte resmi dil olmasına yol açmıştır.
Osmanlı Devleti’nde saray diline karşı çıkış, Avrupa’dakilerden beş yüz yıl sonra, Tanzimat döneminde belirginleşmeye başlamıştır. Başta aydınlar, halkın Asitane’deki (İstanbul) dili anlayamamasından yakınmaktadır. “Safi Türkçe” tartışması başlamıştır. Bu kımıldanış, ulus devlete yönelişin ve halkın dili olan Türkçenin Cumhuriyetinin (yani halk yönetiminin) kuruluşuyla ulusal dil olacağının da habercisi olmuştur.
Cumhuriyetin kuruluşuyla geliştirilen altı ilke arasında “halkçılık” ilkesi özel bir öneme sahiptir. “Halk” sözcüğü, yer yer ulus sözcüğü yerine de kullanılmıştır. Önce Halk Fırkası, sonra Halk Partisi kurulmuştur. Halkevleri de halka yönelişin önemli bir göstergesidir ve bir tür halk okulu işlevi görmektedir.
Cumhuriyetin kuruluşunun ardından halk adamı, halk ağzı, halk bilgisi, halk bilimi, halk dili, halk edebiyatı, halk ekmeği, halkevi, halk günü, halk matinesi, halk müziği, halk odası, halk ordusu, halk okulu, halk oylaması, halkoyu, halk ozanı, halk sağlığı, halk şairi, halk şiiri gibi halklı adlandırmalar çoğalmaya başlamıştır.
14. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar “halk” sözcüğünü önemseyen bu gelişmeler, olabildiği kadar halkın söz sahibi olmasının önünü açmıştır. Ne var ki kapitalist ekonominin egemenliği altında gelişen halka yöneliş, ister istemez kapitalizmin kurallarının dışına çıkamamış;  “halk”, adeta tüketimin, başka bir deyişle pazarlamanın nesnesi olarak görülmüştür. Halk Bankası, halk otobüsü, halk fırını, halk kek, halk ekmek, halk süt, halkın gazetesi, halk plajı, halk pazarı gibi çok sayıda reklam işlevi gören adlandırma bulunmaktadır.
Burada yalnızca “halk otobüsü” ve “halk ekmek”le ilgili birkaç soru yöneltmek konu açısından yararlı olacaktır: Halk otobüsüne kimler biner? Halk otobüsü yoksulların bindiği bir araç mıdır? Halktan olmayanlara bilet satılmıyor mu? Eğer herkes binebiliyorsa, neden otobüsün başına “halk” sözcüğü ekleniyor? Halk otobüsleri çok konforlu olduğu için mi halka öneriliyor? Daha konforlu araçların adına neden halk sözcüğü eklenmiyor? “Halk ekmek”i yalnızca halk mı yer? “Halk ekmek” kaliteli ekmek mi üretiyor, yoksa sıradan ekmek mi? Halkın nasıl bir ekmek yemesi gerektiği düşünülüyor?
Bu soruları ne kadar çoğaltırsak çoğaltalım, “halk” sözcüğü, satışı güzel bir sözcük olmaktan öteye gidememekte; dolayısıyla yukarıdaki sorular karşısındaki yeri de belirsiz kalmaktadır. Oysa bütün dünyada emeğiyle geçinen büyük çoğunluğun adıdır halk. Emeğin penceresinden bakılmadıkça, “halk” sözcüğü tüketime yönelik satışı güzel bir sözcük olmaktan kurtulamayacaktır. Bu da ancak halkı oluşturan insanların kendi sorunlarını kavrayan, bağımsız düşünebilen bireyler olmasıyla olanaklıdır.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.