Okumuyor, yazmıyor, düşünüp sorgulamıyoruz; kendimiz üretmek yerine hep başkalarından bir şeyler bekliyoruz. Günlerimiz, dümen suyuna girdiğimiz edilgenliğin akıntısı doğrultusunda şekilleniyor. Akıntının debisini ise çıkar çevrelerinin ayarladığını vurgulamama bilmem gerek var mı?

Yıllar sonra nihayet düzene koyduğum kitaplığımı karıştırırken kitaplardan birisinin ismine takıldım: Voltaıre’nin Candide’si; belleğimi yoklayınca, karanlık özlemcilerinin maşaları tarafından 1970’li yılların sonunda kurşunlanan Server Tanili’nin, okunmasını önerdiği kitabı özellikle aramama karşın bulamadığımı anımsayıp, kendi kendime hayıflanmadan edemedim.

Dedim ya, kendimizden haberimiz yok; yok ki sahibi olduğumuz değerlerin kıymetini bilmiyoruz.

Kişinin zihnine sorgulama tohumlarını serpen masal anlatımlı kitabı bir solukta okudum.

Günümüzde uğruna tümen tümen insanın katledildiği değerlerin, uygarlığın ulaşmadığı dünyalarda hiç mi hiç önemi yokmuş.

O güzelim dünyayı anlatan kısacık kesiti isterseniz birlikte okuyalım:

Candide, “İşte Vestfalya’dan  daha güzel bir ülke” dedi.Rastladıkları ilk köyün yakınında Cacambo ile birlikte karaya ayak bastı. Altın işlemeli yırtık giysiler giymiş birkaç köylü çocuğu, köyün alanında kaydırak oynuyordu. Bizim iki eski dünyalı, onlara bakarak eğlendiler. Kaydırak taşları, acayip bir parıltı saçan, oldukça büyük, yuvarlak sarı, yeşil taşlardı.Yolcular bunlardan birkaç tanesini alma hevesine kapıldı;bunlar, en küçüğü Moğolistan tahtının en büyük süsü olabilecek altın, zümrüt, yakut parçalarıydı. Cacambo, “Bu çocuklar, ülke kralının kaydırak oynayan çocukları olmalı” dedi. Bu sırada, çocukları okula sokmak için gelen  köy öğretmeni göründü. Candide,”İşte kral ailesinin eğitmeni” dedi. 

Küçük çocuklar, taşlarını ve oynadıkları her şeyi  yerde bırakarak oyunu kestiler.Candide bunları topladı; eğitmene doğru koştu, küçük prenslerin  altınlarını ve değerli taşlarını unuttuklarını  işaretle anlatmaya  çalışarak  onları nezaketle  kendilerine  vermek istedi. Köy öğretmeni  güldü ve  taşları yere attı. Bir an hayran hayran bakan Candide’nin  yüzüne baktı,  sonra yoluna gitti.

Yolcular altınları, yakutları toplamaktan geri kalmadılar.Candide, “Neredeyiz?”diye bağırdı; “kendilerine altınları ve değerli taşları hor görmeyi öğrettiklerine bakılırsa  bu kral çocuklarının  iyi yetişmiş olması lazım.” Codombo da Candide  gibi şaşırmıştı.Az ileride tek katli bir yapi gördüler.Kapının  önünde büyük bir kalabalık vardi. Hoş bir müzik duyuluyordu. (Candide / S. 68-69)

….

İyi ve saygın bilgin “Biz tanrıya hiç dua etmeyiz.”dedi. “Ondan isteyecek hiçbir şeyimiz yok;bize gereken her şeyi vermiş; biz kendisine şükrederiz.” Candide papazları görmek hevesine kapıldı;nerede olduklarını sordu.İyi yaşlı adam gülümsedi:”Dostlarım” dedi; “Biz hepimiz papazız; kral ve bütün aile reisleri her sabah törenle ilahi söylerler; beş altı bin kişilik saz heyeti onlara eşlik eder.”(S.73)

Kahramanlarımızın başından geçen macera bundan yaklaşık 500 yıl önce yaşanmıştır.

Görüldüğü gibi, sözde uygarlıktan uzak yaşayan insanlar tanrısına şükrediyor; çünkü ihtiyaç maddeleri herkese yetecek kadar bol; günümüzde ise, başta Tanrı’dan olmak üzere herkes karşısındakinden bir şeyler umuyor. Anlayacağınız, çalışıp üretmek yerine ömrümüz yakarıyla geçiyor.

Yazimi, kitapla ilgili son bir noktaya daha dikkat çekerek noktalayacağım.

Kaderin cilvesine bakin ki, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yıllar önce çevirtip yayımladığı Candıde’i, bırakın  öğrencilerin okumasını, kitapçılarda bulmakta bile güçlük çekiliyor.

Nerdeeen, nereye? 
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.