“O Tanrı’dır ki yeryüzündekilerin tümünü sizin için yarattı.”

Dağın yükseklerindeki o kutsal mağaranın girişinde oturup yıldızları izlerken, geceyi gece yapan yıldızlardır diye düşünürdüm. Yıldızsız gece, gece değil de başka bir şey olmalıydı. Oysa yıldızlar umuttu, aşktı. Salt karanlık, tek kelimeyle öbür dünyaydı. Belki de her şafak sökümü, öbür dünyalara meydan okumanın adıydı.

Yıldızların altında böyle kendi kendime düşlere dalmışken, karanlığın içinden bir ses “Beni bırak da sen kendi karanlığına bak… Asıl mezarlık senin karanlığın… Ben olmasam güneşin adını bile koyamazsın. Güneş bende var eder kendini.” dedi.

Düşlerimin orta yerine keskin bir bıçak gibi saplanan o sesle sarsıldım. Kendimi toparlamak için yüzümü yine yıldızlara çevirdim. Baktıkça anladım, yıldızlar geceyle vardı. Karanlık olmasa, ışığın ne önemi olabilirdi ki… İyi de, benim karanlığım nasıl bir karanlıktı? Yani ne demek istemişti o ses? Bakış açısına göre biçimlenebilecek ucu açık sorulardı bu sorular. Bir çırpıda yanıtlanacak gibi görünmüyordu.

Üstümde sayısız yıldız varken, başka bir yerde aramamalıydım çözümü. Yıldızlara bakarak görebileceğime inanmalıydım karanlığımı.  Her bir yıldız göz kırparak “Kendi karanlığını kendi içinde ara! Asıl karanlık, kendi içinizde ürettiğiniz karanlıktır!” diyordu. Artık olan olmuştu. Sorulardan sıyrılıp bir çıkış yolu bulamıyordum. Sanki önemli bir sınavdaymışım gibi burnumun kaşındığını ve terlediğimi fark ettim. Cebimdeki mendilimi çıkarıp sildim terimi. Yine yıldızlara daldım. Sonsuza yayılan yıldızlara…

Ve öyleydi; asıl karanlık içimizde ürettiğimiz karanlıktı. Doğanın kendisinin karanlık ya da aydınlık tanımına gereksinimi yoktu. Neyse oydu. Aydınlık ve karanlıkla sorunu olan insandı. Evrende olup biten ne varsa anlamak ve bilmek istiyordu. Bilemediği şeyler karanlık sayıldı ve bilmesi durumunda aydınlanmış olacaktı. İnsan, kendi boyutuna ulaşmak için doğadaki tüm olanaklardan yararlanmalıydı; gerektiğinde doğayı değiştirebilmeliydi. Doğayı kendi hizmetine sunarken, ilişkide bulunduğu nesneleri zıtlıklar üreterek tanımlamalıydı. Zıtlıklar, anlamayı kolaylaştırıyordu. Cennet varsa cehennem; güzel varsa çirkin; iyi varsa kötü de olmalıydı. Bir şeyi zıddıyla tanımlama, aynı zamanda dilin basamaklarını oluşturuyordu. Her eylemin olumlusu olumsuzu vardı. Her yemeğin acısı tatlısı…

Yıldızlara baktıkça rahatlamıştım. Bilebileceğim her şey, en az tepemde ışıldayan şu en parlak yıldız kadar belirginlik kazanacaktı. Ne var ki evrenin sırlarını çözmek, insanın insan oluşundan beri biriktirdiklerini doğru değerlendirerek gerçekleşebilirdi. Birikenler az değildi, ama evrenin sınırsızlığı karşısında da bir karınca kadar hükmü yoktu. Bilinenlere daha çok şey eklenmeliydi, çok şey…

Gaipten gelen başka bir ses, “Bildikleriyle böbürlenen insan, basit bir salgını bile önleyemedi. Araştırıp çözüm bulmak yerine, aralıksız fesat üretmekle meşgul oluyor. Zavallıcıklar!”

Doğruydu, kendini akıllı sanan, küçük çıkar hesapları için bir kaşık suda fırtınalar koparan ne çok zavallıcık vardı. Sadece zavallı… Hesap kitap bildiğini sanıyorlardı. Ama gözle görülemeyecek kadar küçük bir virüsü görünce kaçacak köşe bucak aradılar. Belki de asıl karanlık kendi çıkarlarından başka bir şey düşünmeyenlerdi. Din, iman, mezhep, tarikat, ahlak, değer… Bütün bunlar, gözünü çıkar hırsı bürümüş zavallıcıklar için pazara sürülecek şeylerdi. Kimse doğayı suçlamamalıydı.  İnsanlar, kendi karanlığını bizzat kendisi yaratıyordu.

Böyle karanlık zamanlarda herkes yıldızlara bakmalıydı. Yıldızlar umuttu, aşktı…

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ahmet Akbaş 1 ay önce

İnsan aptal abdal olabilse kendisi aptal olduğu sürece doğa kazanacak. Abdallık bilgeliktir azla yetinmektir vasat doğa ile dengede yaşatmaktır Aptallık kendini bilmemektir doymamaktır azla yetinmemektir. Selam olsun bilge Dostlara...