Çocuklarla iletişim üzerine yaptığım konuşmalarda ebeveynlerden en çok ders çalışma üzerine sorular geliyor.  Önceki yazımda da dediğim gibi, sorunu hiçbir zaman çocukta görmedim. Çocukların ders çalışmasına dair temelde iki soru vardır. Neden ders çalışmalısın? Nasıl ders çalışmalısın? Öncelikle birinci soruyu konuşalım. Birinci halledilmez ise zaten ikinci soruyu sormaya gerek kalmıyor. Yapılan en büyük yanlış başkalarını örnek göstermektir. Başka çocukları örnek vererek çocuğunuzda en fazla, örnek verdiğiniz diğer öğrencilere karşı nefret oluşturursunuz. Çocuğunuz bol bol örnek verdiniz diye çalışmayabilir. Her çocuk sizin bulduğunuz ödül ceza prensibine göre çalışmayabilir. Çocuğunuz hiç çalışmayabilir. Ortak çalışma nedeni şudur; hedef. Hedefi olan çocuk ders çalışır. Ancak bu hedef sizin koyduğunuz hedefler değildir. Çocuklar boyama kitabı değildir, onları istediğiniz renge boyayamazsınız. Kendi istek ve arzuları vardır. Onları bir birey olarak görüp, kendilerini tanımalarına yardımcı olmanız gerekir. Çocuk kendini tanır ve hayallerini bilir ise bir hedef belirler ve çalışır. Özet olarak böyle, daha ayrıntılı dinlemek isterseniz ofisimize beklerim. İkinci soruya bir örnekle cevap vereceğim.

     Toplanın! Size profesyonel olarak öğrenci koçluğunu yaptığım ilk öğrencimden (kardeşimden) bahsedeceğim. Kardeşim Eşit Ağırlık bölümünden sınava hazırlandı. Lise son sınıf iken sınava girdiği ilk yıl sıralamada 150 binlerde idi, mezun olup sınava girdiği ikinci yıl 60 binlere ilerledi. Peki; 150 binlerden 60 binlere ilerleyerek, hayalini kurduğu psikoloji alanında okuyacak puanı elde edecek seviyeye nasıl geldik? Kardeşim ilk yıl bir öğrencinin çalışması gerekenden kat kat fazla ders çalışıyordu. Yaklaşık günde 10 saat. Ben TSK’de görevli idim. İlgilenemedim. Geçen yıl Tercih Dönemi tam bir kaostu. Evde bir uzman olmasına rağmen (malum aile olunca işler değişiyor) her kafadan bir ses ve kızın istemediği bölümler üzerine sohbetler... İyice konuştum tercih döneminde. Kalmaya kararlı idi. ÖSYM şifresini değiştirdim, sırf baskıya maruz kalıp saçma sapan tercih yapmasın diye. Gelelim ikinci yıla. Artık Mersin’de idim. İpek dedim, öğrencilerde iki sorun var. Birincisi neden ders çalışmaları gerektiğini bilmiyorlar. İkincisi nasıl çalışmaları gerektiğini bilmiyorlar. Birincide sıkıntı yoktu, fazlasıyla çalışıyordu. Ama belli ki ikinci durum sıkıntılıydı. Oturduk iyice analiz ettik. Bir strateji belirledik. Ama aramızda kalsın, dedim. Çünkü dediklerimi duysalar; öğretmenler, arkadaşları veya aileden olanlar ağır baskı uygulayabilirlerdi. Örneğin; matematik çalışmayı bırak, diyecek kadar radikal kararlardı bunlar. Ayrıca anlayarak hızlı okuma ve dikkat çalışmaları yaptık. Sonuç olarak istediği sıralamayı elde etti hem de geçen yıl çalıştığının çeyreği kadar ders çalışmadan. Ve şimdi kendisi meslektaşım olmaya aday bir üniversite öğrencisi. Herhalde ilerde kendinden örnek verir.

     Arkadaşlar günde bir kilo portakal yemeniz fayda sağlamaz. İhtiyaç olan c vitamini tek portakalda yeterli olarak vardır ve c vitamini depolanmaz. Bir portakaldan fazlası gereksizdir. Atılır. Ama önemli olan, her gün o tek portakalı yemektir veya başka bir şekilde karşılamaktır. İkinci gün vücut yine ihtiyaç duyar. İşte ders çalışmak da bunun gibidir. C vitamini lazım ise gidip bunu pilav yiyerek karşılayamazsın. Ve ihtiyaçtan fazlası gereksizdir.

Ve her öğrencinin öğrenmesi, ihtiyacı ve motivasyonu kendine özeldir. Eltinizin kızı Avukat çıktı diye sizin kızınız ders çalışmaz.

Bu arada, bu vesile ile yüzümü kara çıkartmadığı için kardeşime teşekkür ediyorum.

Tebrik ediyorum.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.