Aydınlık parmak ucu, karanlık kocaman el!

Sallanır yaşam önünde fırtınanın, yüreğinde ozanların. 

Sallanır aydınlık,  sallanır umut, sallanır durur boşlukta.

Ne sallanmaz ki?

Sallanır bebek beşikte, sallanır analar eşikte,  sallanır  başlar ipte; ip pamuğundan  Kozan’ın, tiftiğinden Ankara’nın; sallanır omzundan, sallanır diken el, sallanır toplayan el.

Sallanır ömür ipte; ya koparsa birden!..

Kopar mı kopar...

Tereddüt!..

Us üstünde Ağrı Dağı; ağır mı ağır, ha düştü ha düşecek, bekler gözler tetikte...

Düşündüğün ne, düşmüşse onur, düşse ne olur ömür?

Dönüyor biteviye kara marşandizin tekerleri, çıkardığı ses tük düze,  pata küte pata küte...

Yorulmadı mı gözün karanlıktan? 

Bıkmadın mı aynı sesten?

Değişik bir şeyler bul seyredecek, dinleyecek…

Yok mu?

Yoksa sen mi bulamıyorsun?

Bak deyivereyim, bulayım sana bir uğraş, ağla...

“Nedensiz ağıt olur mu?” deme; olur, olur…

Neden mi yok?

Hangisini desem bilmem ki

“Erkekler ağlamaz mı?” dedin, bahane; insanlar ağlar. Bak, gözyaşları da çiçek açarmış... öyle söylemişti Abdulkadir. (*)

Ağlamıyor musun? O zaman söyle çocuklar ağlasın, değere; hadi söyle, öğretmenleri öldü, ozan öldü, Abdulkadir Bulut öldü. Bunu da mı söylemiyorsun ?

Seni inatçı seni, gezersin sokaklarda dünyayı yaratmış gibi, bir ayağın Nur dağında, diğeri  Nurhak’da; başkaları ilgilendirmez seni, verirsin kulağını tek sese, dikersin gözünü aynı noktaya, görmez  duymaz sorgulamazsın, öyle şartlanmışsın ki, dinlemezsin başka sesi. Ama atarken adımını korkarsın, yüreğin tereddüt denizi…

Yanlış anlama sakın, suçlamıyorum seni, söylemeden de edemiyorum; bir açabilsen kulaklarını, bir duyabilsen ozan sesini, bir seversin insanları deme gitsin,  inan bana, ayırt etmezsin çocuğunu elinkinden,  bir seversin Hakkari’yi sorma gitsin...

Hiç bakar mıydın, bakabilir miydin karısına komşunun; hiç koyar mısın tezgahına domatesin çürüğünü satabilir miydin müşteriye karpuzun geçmişini?

Hıhh!..

Öyle yürürdün ki gittiğin yolda, yürürdün ozan gibi.

Bak ne diyor Abdulkadir, “Yiğitliğine bir diyeceğim yok / ey omuzlarıma dokunan hayat / ama sevda bahsinde kurban / biraz temkinli davran /  çünkü  aşkın en güzelini / bizim oralılar işler”

Hayat ki ağır mı ağır, çökmüş omuzlarına, olmuşsun iki büklüm ağırlığı altında...

Aç kulağını ozan sesine, aç gözünü aydınlığa, aç aç ...

Ezilmezsin, olmazsın onurundan; olmaz yüreğinde tereddüdün damlasına yer, olmaz olmaz...

(*) 8 Ağustos 1985’de bir trafik kazasında kaybettiğimiz Anamurlu öğretmen şairimiz

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.