Koşmak için kendimi sokağa attığımda saat sabahın dördüne yaklaşıyordu. Caddeler temizlik işçilerinin bozduğu sessizlikle sözde yeni bir güne hazırlanırken, doğanın karanlığıysa trafik lambalarında yayılan kırmızı ışıklarla yırtılıyordu. 
Uykuyu sevmese de, insanların sabahın köründe yataklarından kalkarken içine düştükleri ruh halini hep merak etmişimdir.
Düşünün ki, başkaları sıcacık yataklarında mışıl mışıl uyurken, seçime hakkınız olmadan geldiğiniz dünyada varlığınızı sürdürebilmek adına gecenin ayazında güne başlamak zorunda kalıyorsunuz!
Üstüne üstlük aldığınız ücret kimi zaman başınıza çalınırcasına verilirken, kimi zaman kimseciklerin kolay kolay yapmaya yanaşmadıkları işten kovuluyorsunuz!
Diğer yanda işini bilen bazı politikacı esnafı kanıksanan hırsızlıklarda sınır tanımıyor!
Bu ne bozuk düzendir!
Şu günlerde asgari ücrete yapılacak artış tartışılıyor, sendikaların talebi, net 2020 liradan 2500 liranın üzerine çıkması yolunda!
Neredeyse tüm vergi ve  ürünlerde fahiş ölçüde artış olurken, sendikaların talebi karşılansa bile gerçek anlamda açlık sınırının altında kalan asgari ücret emekçinin uğradığı hak kayıbına dayalı mağduriyeti giderebilir mi?
Aktardığım acı gerçeklerin gelgitinin eşliğinde koşarken, uzaktan bir yerleşim birimini çağrıştıran açıktaki gemilerin ışıkları deniz emekçilerinin dünyasına çekti beni.
Evet, o ışıklar da emekçilerin teri ve akmayan gözyaşlarıyla yanarak karanlıkları deliyordu!
Zaten asırlar boyu hep böyle olmamış mıydı?
Bugünün emekçileri, büyük ölçüde bir zamanlar zincirlere vurularak üretime zorlanan kölelerin soyunun devamı değiller mi?
O dönemde kimileri tarlalarda, bağlarda ömür tüketirken, kimileri de gladyatör olarak arenalarda dövüşüp, kanlarını akıtarak efendileri eğlendirmiyorlar mıydı?
Zaman ve mekân değişse de, yarattıkları değerlerle yaşam çarkını devindirerek süreci anlamlandıran emekçilerin, efendilerce saptanan alınyazıları hiç değişmiyor.
Köle olarak çıktıkları yolda, köylü, yarıcı, ırgat, amele, işçi, emekçi vb. sıfatlar takınarak yürüyorlar. 
Süreç içerisinde ölüyorlar, yerine göre de birbirlerini öldürüyorlar…
Zincirli ataları geçmişte arenalarda öldürülürken, kendileri şimdilerde köyde kentte, dağda taşta yine kendilerince döndürülen çarkın dişleri arasında değişik şekillerde öğütülüyorlar. 
Sonuç ölüm olduktan sonra zaman, mekân, şekil değişmiş ne yazar!
Ne acıdır ki emekçilerce döndürülen insan soyunu öğüten bu çirkin çarkın dişleri asırladır kırılmadı, kırılamıyor!
Çünkü emekçiler, efendilerce kurulan tezgâha gelerek yapay ayrılıklarla bölünmek yerine, ortak paydaları olan emektaşlık ekseninde bir türlü bütünleşemiyorlar!
Anlayacağınız, boyunlarına takılan ipin ilmeği yine kendi ellerinden çıkıyor!
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.