Ön bilgi sunumu:   Ülkemizin nadir şampiyonluklarından birisi de iş kazaları konusundaki gayretimizden gelmektedir.   İş kazaları konusunda Avrupa birincisi ve Dünya üçüncüsü konumundayız.   Son olarak medya kanalı ile öğrendiğimiz bir resmi veri de bunu doğrulamaktadır.

 

CHP İstanbul Milletvekili Dr. Ali Şeker, iş kazaları konusunda ki bir merakını Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne sorar. CİMER yanıtlar; “İstanbul Havaalanı inşaatı sırasında 52 (elli iki) işçi, iş kazası sonrası yaşamını yitirmiştir”.

 

Değerli siyasilerimizin bir kısmı, özellikle iktidar erkini temsil edenler, iş kazalarını bir kader tecellisi olarak yorumlarlar ve halkımızın da böyle kabullenmesini isterler.  Kanımca;  bir canlıyı, yaşamını sürdürdüğü bir ortamın içerisinde öldürmek bir kader değil, olsa olsa cinayettir.  İş kazaları sonrası insanoğluna kader olarak yazılan ölüm yazgısı, burada ilahi bir takdir değil, aksine dini telkinlerin öne çıkarılmaması sonucu oluşmuş ve dinin asla kabul etmediği bir insani hatanın sonrasında vuku bulmuş demektir.  Dini inançlara aykırı bir eylemin ölümle sonlanan acı sayfasını, dinsel teslimiyetle izah etmeye çalışmak, bizatihi ilahi yaklaşıma aykırıdır.  Bilişim çağına ters düşen dogmatik bir yaklaşımdır.   Ancak, bu yaklaşım bir tür sorumluluktan kaçmak olarak uygulanmaya çalışılıyorsa, bunu da derin anlamı ile kadere bağlamamak, belki de insani bir kaçamak ve siyasi bir zaaf olarak görmek gerekir kanısındayım!

Bu anlayışımı destekleyen dizeleri ise henüz kaybettiğimiz ünlü şairimiz Refik Durbaş bizler için özetlemiştir; 

“Elim sanata düşer usta/ Dilim küfre, yüreğim acıya/ Ölüm hep bana/ Bana mı düşer usta!”

Gelelim iş kazası denen olguya;

İş kazası, bir iş görenin iş yerine getirilip geri götürülmesi veya işveren tarafından yürütülmesi için görevlendirildiği iş sırasında, bedenen veya ruhen uğradığı arızalara denmektedir. 

İş kazaları, sadece işin gerçekleştiği sırada oluşan bedensel veya ruhsal sorunlarla da kısıtlı değildir.  İşin yapılmasını takip eden dönemlerde de ortaya çıkabilir. 

Tüm dünya ülkeleri, iş kazalarını ayrı bir bilim dalı olarak görmüş ve şekillendirmişlerdir.  Emekçinin işi ile ilgili hemen her eksiklik ve riskler, bu bilim dalının uğraşları ile en aza indirilmeye, hatta sıfırlandırılmaya çalışılmaktadır. 

Bugün için, sıfır iş kazası denebilecek bir sihirli formül yaratılamamıştır.  Ancak, iş kazası riskini ve işin gerçekleştirilmesi sırasında oluşan istenmeyen sağlık sorunlarını, yani işçi sağlığını olumsuz etkileyecek sorunları çözümlemek, hemen her işverenin sorumluluğu olarak kabul edilmektedir.

Uzun yıllar, ATAŞ gibi akaryakıt üretilmesini konu alan bir şirkette çalışmanın öğretisi olarak, zamanında bana öğretilen bir işçi sağlığı ve iş güvenliği öğüdünü burada yinelemek istiyorum.   Yaşamını iş kazalarını önlemek ve işçi sağlığını korumaktan sorumlu olarak geçiren bir uzman şunu söylemişti; “İş kazası yapılmaz, iş kazasının yapılmasına göz yumulur!”.

Dünyanın büyük firmaları, henüz işletmenin temelini atarken “Sıfır iş kazası” dileği ile ilk harcı kararlar.  Bizim ülkemizde de benzer amaçlı bir hayırlı girişim yapılır ve iş yerinin temeline bir kurban kanı akıtılarak, olabilecek iş kazalarını önlemek ve işçi sağlığını korumak becerisi ilahi güçlere bırakılır. 

İşçi sağlığını ve iş güvenliğini birinci öncelik kabul eden gelişmiş ülkelerin kurumları, konuyu bilimsel tabanla çözümlemek isterler.  Bizim eksikliğimiz ise belki iyi niyette aynıdır ama alınacak önlemler de sadece ilahi güce sığınmakla sınırlıdır.  Bu yaklaşımla işe başlayınca da karşımıza çıkan tersliklerin adı da önceden konmuş olur; kader!

Çalışma Bakanlığı bünyesinde kurulmuş olan İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği birimi ve birçok kentimize yayılmış iş müfettişlikleri ve uzmanları vardır.  Sanırım, varlıklarını sadece sırtlarını iktidara dayamak ve siyasilerle hoş geçinmek olarak düşünmeyerek konuyu önemseyen sendika kurumları da konuya müdahil olmaktadır.  Ancak, olumsuz gelişmeleri sadece kader kavramı ile çözümlemek üzere tüm sorumluluğu takdir-i ilahi denen dogmatik savunmaya bırakırsanız, işiniz henüz başlangıçta sakatlanmış olmaktadır.

Bunun birçok örneğini, inşaat sektöründe ve özellikle kömür üretimi için çalışan maden işçilerinin dramında görebilmek talihsizliğini bu ülkenin emekçisinin hak etmediğini düşünüyorum!   Sayın Yöneticilerimiz olan Siyasilerimiz, sanırım bu yaklaşımları ile İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği kurumunun bilimsel ve yasal sorumluluğunu da hafife almaktadırlar.

Olaya siyaset erbabının tercihi olan din perspektifinden baktığımızda da, iş kazalarını sadece kader ile izah etmemiz olası değildir.  Nisa suresi; “Allah, size emanetleri ehil olanlara vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.   Allah, size ne güzel öğütler veriyor.  Şüphesiz ki, Allah işitendir, görendir”, buyuruyor.  Dini yorumlayan bir bilgin olan Buhari’de; “İşler ehil olmayanlara verildiği zaman kıyameti bekle!”, demiştir.

O halde, ister bilimsel ve teknolojik olanakları çağdaş anlamı ile kullanarak, isterseniz dinsel öğütleri doğru ve akılcı olarak yorumlayarak konuya bakınız; İş kazaları asla kader değildir!..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.