Coronavirüs salgını başladığından bu yana doğal bir afet karşısında insanlığın saldırının önüne geçmede nasıl da çaresiz kaldığına tanık oluyoruz. Bugün itibarıyla dünyada virüsten ölenlerin sayısı elli bine doğru tırmanmaktadır. Bu çaresizlik karşısında kimi yetkililerin bilimi, bilimsel düşünmeyi göz ardı ederek Ortaçağı aratmayacak çözüm önerilerine başvurduğunu görüyoruz.

Ortaçağ egemenleri, bilimin verilerine inanmalarına karşın, çıkarlarını koruyabilmek için bilim dışı yollarla halkın karşısına çıkmayı yeğliyordu. Özellikle Avrupa Ortaçağında kiliseyle bütünleşmiş feodal düzen, açlığa, yoksulluğa, salgın hastalıklara karşı akılcı çözümler üreterek halkını rahatlatmak yerine, akıldışı yollarla insanları oyalamaya çalışıyordu.

Bu akıl dışı yollardan biri de toplumun dualara sığınmasını istemekti. Dualara sığınıldığında başkaca önlemler alınmasına gerek kalmayabilirdi. Keşke virüslerin ortadan kaldırılmasında dualar etkili olabilseydi. O zaman Ortaçağda milyonlarca insan vebadan ölmemiş olurdu. Dilek ve dualar yalnızca çaresiz insanın bir ölçüde yatışmasına yardımcı olabilir.  Ama virüsü yok edemez. Virüsü etkisiz duruma getirmek, ancak bilimsel araştırmalarla mümkün olabilmektedir. Batı’da 18. yüzyıla Aydınlanma Çağı denmesi, akıl ve bilimin yol göstericiliğinin benimsemiş olması nedeniyledir. Cumhuriyetimizin kuruluş ilkelerinde de akıl ve bilim yol gösterici olarak tanımlanmıştır.

Ortaçağın artık çok gerilerde kaldığını düşünürken, basında çaresiz insanın iş bulma dualarıyla iş aradığı haberlerini okuyunca irkildim. Birden çocukluğum geldi aklıma. Yani altmış yıl öncesi… İneği kaybolan köylü, ineğini kurtlar yemesin diye hocaya gidip hocadan “kurtların ağzını bağlama duası” okumasını isterdi. Bunun gibi akrep ve yılan sokmasına ilişkin dualar da geliştirilmişti. Köpeklerden çok korktuğumdan, benim için “it duası” diğerlerinden daha önemliydi. Ezberlemiştim: Summun bukmun… Yine de köpeklerin saldırısından kurtulamamıştım. Saldırı sonrasında “Demek ki yürekten okumamışsın.” diye köpek değil de ben suçlanmıştım.

Bana köpek saldırdığında kuduz mikrobu almış olabileceğim kimsenin aklına gelmemişti. Köy yerinde doktor olmayınca, çaresizlik içindeki köylüler öldürücü hastalıklar için bile dualara sığınıyorlardı. Başkaca ne yapılabilirdi ki… Kuduz aşası bulunmadan önce Avrupalılar da benzeri yollar izlemiyorlar mıydı?

21. yüzyılın başlarında işsizliğin, salgın hastalıkların, doğal felaketlerin Ortaçağ yöntemleriyle giderilebileceğine inanmak, Ortaçağdan çok daha gerilere gitmeyi göze almaktır. Bugün tartışılması gereken hurafeler, akıldışılıklar değil, devletin bilime gereken yatırımları yapıp yapmadığıdır. İlk ve ortaöğretim, üniversiteler ve çok sayıda bilimsel araştırma kuruluşları verimli bir biçimde işliyor olmalıdır. Yurttaşlarımız salgın hastalıklar nedeniyle hastane, doktor ve ilaç sıkıntısı yaşamamalıdır.

Salgın hastalıklara ve doğal afetlere karşı nasıl önlemler alınacağına ilişkin bilgiler, bilimsel bilgiler olmalıdır. İşsizliğin ve salgın hastalıkların nedenlerini hurafelerle açıklamak, çağımıza karşı bir aymazlıktır. Çağımız, “it duası” ile köpeklerin ısırmasının engellenmesine kapılarını çoktan kapatmıştır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.