30 Aralık tarihli kimi yerel e-gazetelerde önemli bir haber yer aldı. Haberde, Mersin Kent Parkındaki Karacaoğlan’la Elif için tasarlanmış heykelin testereyle kollarının kesildiği yazıyordu. Habere eklenen fotoğraflarda da Karacaoğlan’la Elif’in sol kollarının omuzdan kesilmiş olduğu görülüyordu.
Bu haberle yetinmeyip bir arkadaşımı da yanıma alarak doğru sözü edilen heykeli görmeğe gittim. Her ikisinin de sol kollarının testereyle omuzlarından kesilmiş olduğunu gördüm.
Ne denilebilirdi ki…  Aklımdan bin tane Elif öyküsü geçti.
Arap alfabesinin ilk harfidir elif. Arapçada “Allah” adı elifle başlar. Elif lam mim…
İnce uzundur elif harfi. Dedem Kur’an okumayı öğretirken farkına varmıştım, hattatlar elifi çizerken nedense daha bir güzel çizerlermiş. Elif, resim çizgisi gibidir; ucu incelerek sonsuzluğa doğru gider. Hem kutsallığı hem de güzelliği yüzünden ülkemizde çok sık rastlanır Elif adına. Hele Çukurova’da Yörük kadınlarının çoğunun adı Elif’tir. Benim halamın adı Elif… Çok sevdiğimiz bir arkadaşımızın adı da… Halamın adı Elif olmasaydı, kızımın adını da Elif koyacaktım.
Elif’in, halkın aklında, dilinde, kültüründe yer etmiş güzelliğinden dolayı, Karacaoğlan da Elif’e tutkundur. Bu efsane ozanımız, gördüğü bütün güzellere gönül düşürse de Elif’siz olamaz:
Ben meylimi üç güzele düşürdüm
Biri Şemsi biri Kamer ille Elif
Onların aşkıylan aklım şaşırdım
Biri Şemsi biri Kamer İlle Elif
Yalnızca bunlar değil kuşkusuz. Çocukluğumuzdan beri dilimizden düşürmediğimiz nice Elif’li türkü vardır Karacaoğlan imzalı:
İncecikten bir kar yağar
Tozar Elif Elif diye
Deli gönül abdal olmuş
Gezer Elif Elif diye
Karacaoğlan’ın Elif aşkı, hepimizin aşkını, hepimizin sevdasını dile getirmektedir. Öyle ki biz olmazsak Karacaoğlan’la Elif; Karacaoğlan’la Elif olmazsa biz olamayız. Bu yüzden yüzyıllardır yan yana, gönül gönüle yaşayıp gidiyoruz onlarla. Sevdiklerimize söylemek isteyip de söyleyemediklerimizi Karacaoğlan söylüyor bizim yerimize. Elif’le dilimiz bir kat daha güzelleşiyor. Berrak bir suyun içindeki renk renk parlak çakıl taşları gibi… O parlak taşları her görüşümde, bir avuç dolusu alıp evimize götürmek gelir içimizden. Karacaoğlan şiirleri de öylesine içten, öylesine çekici…
Bugüne kadar iş edinip Karacaoğlan’la Elif’in kolunun testereyle kökünden kesilebileceğini bir kere bile aklımdan geçirmedim. Neredeyse dilimizin, düşlerimizin, güzelliğin sembolü olmuş bu iki efsane insanın kolunu neden kesmiş olabilirler diye sormak istemiyorum.
Bu tür saldırganlıkların nedenleri bellidir: Eğitimsizlik, işsizlik, değersizlik, kendini bilmezlik vesaire…
Böylesi sanat düşmanlığına karşı alınacak önlemleri yeniden keşfetmenin gereği yok. Sanata, güzelliğe, şiire düşman olmayan insanlar yetiştirme olanağımız her zaman olmuştur. Önemli olan, bu olanaklardan gerektiği gibi yararlanabilmektir. 
Karacaoğlan, kendisinin ve Elif’in başına gelenleri görse, sazını eline alıp şöyle seslenirdi sanıyorum:
Karac’oğlan der n’olacak halimiz
Güzelliği hep övmeli dilimiz
Ta omuzdan kesilse de kolumuz
Bize zarar kimseye kâr değildir
Tüm okuyucularımıza Karacaoğlan ve Elif aşkına merhaba.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.