Yaz yazlığını hissettirmeye başladı. Oturduğum evin balkonundan boş gözlerle caddeye bakıyorum. Birden önümden akıp giden araç seline takılıyor aklım.

Gazi Mustafa Kemal Bulvarı’nın iki yönlü trafiğinde renk renk son model otomobiller sürüdeki karıncalar gibi birbirini kovalıyor, kimi hızlı kimi yavaş…

Bir zamanların hepi topu üç beş mahalleden oluşan Mersin’in artık her yanı ayrı bir kente dönüşmüş durumda. Artan nüfus, gelişen teknoloji insanlar arasında derin uçurumlar oluştururken, kentin o eski yaz günlerinin dinlendirici sessizliği son model araçların fren sesleriyle yırtılıyor.

Kafam otomobillere takıldı ya, insanlara birbirinin ılık nefesini hissettirip yalnız olmadığı duygusunu duyumsatan toplu taşıma araçlarının boynu büküklüğünü sorgulamadan kendimi alamıyorum.

Bir yanda lüks tüketim, diğer yanda sefalet…

Ve, yıllar önce yine benzeri iç bir hesaplaşmada zihnime nakşolup olur olmaz anlarda kendini gösteren,

” kırmızı bir elma, güneşten daha sarı portakalın özlemiyle; tozlu yollardan,  taşlar içindeki köyümüze tek tük gelen arabaların ardından koşmakla geçen köy çocukluğumu düşünerek ezdim elimdeki portakal kabuğunu…

Yarıda kaldı düşüncelerim,  yedi marta küsüp sekiz marta gülecekken radyonun verdiği 24 haberleriyle:

‘Zonguldak Kömür İşletmelerinde, Kandilli Mevkii Armutçuk Ocağında grizu patlaması sonucu 63 kişi öldü, 82 kişi yaralandı. Ocakta 420 kişi vardı’ dedi spiker.

Sabaha mıhlandı düşüncelerim, her biri bir devdi çocukların gözünde; çınladı kulaklarım, geçim denen ağır yükün altında ezilen devlerin kulağıyla.

Gözyaşları özlem, ağıdı umut kokan çocukların,

Baba portakal getir, üzüm getir, şeker getir, ekmek getir; baba et mi alacaksın?

Anne babam tatlı getirecek mi?

Cici getirecek mi?

Bebek getirecek mi…”tümceleriyle betimlenen yaşam kesiti kuşatıyor beni.

Sahi o grizu faciasını kaçımız anımsıyoruz şimdi?

Yer üstüne bunca yatırım yapıp tip tip otomobiller üreten sanayiciler, zenginliklerine zenginlik katan araçların üretiminde ana unsuru oluşturan madencilik sektörünü neden çağın gereklerine göre donatmazlar?

Günümüzde tüm üretimler, daha çok kar ve görsel unsurlara yönelik. Her şey “imaj “denen ruhsuz unsura bezenip sunuluyor.

İnsani değerler mi?

Kör kuyularda can çekişiyor…

Derken, bir başka maden faciasının ardından yüreğime düşen, “ Kömürden daha kara / karanlıkta kalan canlar /  neden orda kaldınız / güneş dünyadan bunca büyükken... “ dizeleri dökülüyor dilimden…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.