Kış mevsiminin başlamasıyla birlikte içimi bir yalnızlık duygusu kaplar.Yanmayan sobalar, akan damlar, yolları kapalı köyler, doktora ulaşamayan hastalar, üşüyen çocuklar, yağmurda yaşta bir ekmeğin peşinden koşan insanlar bir türlü gitmez gözümün önünden.

Yağan her yağmurda, şiir yazdığım dönemlerde kendimce karaladığım şu dizeleri mırıldanırım hep: 

“Hüzün kaplar beni / Gelen kışla  beraber / Üşürüm / Yuvası ıslanmış donan serçe misali / Sokakta  kalanlarla

 Pabuçlarım su alır / Donar tırnak uçlarım / Kısılır soğuktan sesim / Simit satan çocukla

 Köyümüzü su bastı / Sele gitti evim tarlam / Eyvah aç kaldı ailem / Elin eline bakacak özlemle çocuklarım /Ağlıyorum / Ama akmıyor gözyaşlarım / Köy bekçisi Veli’yle...

 Kuruyan yaprak misali / Teker teker / Dökülür umutlarım / Gelen kışla beraber”

Ağır ekonomik koşullar altında bu kış daha da sıkıntılıyım. İyi kötü bir maaşla başımızı sokacak bir çatımızın olduğuna sevinemiyoruz bile, ya olmayanlar!

Biz nasıl bu hallere düştük?

Elim şakağımda asla geri gelmeyecek olan geçmişi düşünüyorum. Çaresizim.

Aylardan kasım olması içimi daha çok acıtıyor. Sahip çıkıp koruyamadığımız bu memleketi bize kazandıran Büyük Önder’i bundan 63 yıl önce kaybetmiştik. Yeterince anlayamadığımız Atatürk her geçen gün daha da büyüyor gözümde.Atatürk’ü anlamak için illaki bazı şeyleri kaybetmemiz mi gerekiyordu?

Belleğimi yoklayıp Atatürk’e ilişkin anılarımın dökümünü yaptığımda, o kadar az fotoğraf var ki; işte o fotoğrafların azlığı çektiğimiz bütün sıkıntıların nedeni gibi geliyor bana.  

Bu yazıda, iç dünyamdaki yaptığım hesaplaşmayı sizinle paylaşacağım.  

Atatürk’ü düşünüyorum.İlk belirgin anım öğrencilik yıllarıma ait. Sanırım ortaokuldaydım, bir 10 Kasım günü kürsüden şu şiiri okumuştum: 

“ Yıl otuz sekiz 10 Kasım Perşembe

   Hatırdan çıkmayacak bir sonbahar

   Sarsılıyor İstanbul yeditepe

   Yaman esmiş rüzgar Dolmabahçe’de

   Yaşananlar olsa olsa bir düş

   Saat  dokuzu beş geçe Atatürk ölmüş

   Böyle toptan bir yas nerede görülmüş

   Hep beraber ağlıyoruz kurtlar  kuşlar”

Daha sonra film kopuyor.Taa ki, devrimcilik(!) dönemine kadar.Atatürk’e yönelik bir eleştiri bir eleştiri, efendim Atatürk Türkiye’ye neden sosyalizmi getirmemiş!.. Nihayet 1980 sonrası, çekilen onca acıdan sonra kişi olarak Atatürk’ün büyüklüğünü, emperyalizme karşı ilk bağımsızlık savaşını verip zaferle sonuçlandırdığını ve O’nu yok sayarak bu ülkede devrimci olunamayacağını kendi kendime keşfediyorum. Aradaki kayıp yıl, 20.

Ve kafamda şu soru şekilleniyor: Bu  20 yıl nereye gitti.

Tüm imkansızlıklara rağmen 10 yılda her yaştan 15 milyon gencin yaratıldığı  Türkiye’de, bugün Atatürk’ün büyük önem verdiği gençliğin büyük bir bölümü en verimli ve dinamik çağlarında başkaldırı ideolojisi olan Kemalizm’den uzak yaşıyorlar.

Nasıl mı?

Belli bir yaşa kadar tüm çocukların Atatürk’ü çok sevmelerine karşılık, gençlik döneminde Atatürk’e olan ilgi ya azalıyor ya da bağımsızlık düşmanı çevrelerin bilinçli bir şekilde yönlendirmesiyle tepkiye dönüşüyor; ta ki  bazı şeylerin elimizden kayıp gittiğinin farkına varıncaya kadar.

İsterseniz siz de kendini şöyle bir test edin:

Atatürk ilkeleri doğrultusunda en son hangi kararı aldınız?

Son seçimlerde oyunuzu verirken ölçünüz ne oldu?

Cumhuriyet’in 78. Yıldönümünde, dini bayramlarda olduğu gibi kaç kişinin bayramını kutladınız?

Şu bir gerçek ki, başta ulusal bilinç olmak üzere bazı değerlerin ellerimizden kayıp gittiğini hissediyorum. 

Bütün bu düşünceler mevsim soğuğundan daha çok üşütüyor beni. Çünkü, şu soğuk kış günlerinde birçok evde sobaların yanmaması, damların akması,  köy yollarının kapalı kalması, hastaların doktora  ulaşamaması, çocuların ellerinin üşümesi, aydınlanmanın ışığından uzak kalan insanların bir ekmeğin peşinden koşması, bundan 78 yıl önce kurulan Cumhuriyet’le bizi padişahın kulluğundan kurtarıp birey yapan öğretiye sırtımızı dönmemizdendir. O’nun yıllar önce öngörüp bizi uyardığı olumsuzlukları, aymazlığımız sonucu  yaşayarak görüyoruz.

Evet bugün 10 Kasım, çağının aşılamayan lideri Mustafa Kemal Atatürük, 63 yıl önce fiziki olarak aramızdan ayrılmış olsa da, düşmanlarına inat gerçek yurtseverlerin gönlünde yaşıyor.

Sizi bilmem ama benim içim üşüyor içim. İçimin üşemesi, soğuktan çok O’nun ilkelerine edilen ihanetlere tanık olup da bir şey yapamamaktan kaynaklanıyor.

Kendimiz aklamak için ne kadar mazeret üretsek de boş. İhanetlerde hepimiz pay sahibiyiz.

Büyük Devrimci Mustafa Kemal Atatürk’ü bir kez daha minnet ve saygıyla narken, yazıyı kime ait olduğunu hatırlayamadığım şu anlamlı dörtlükle noktalıyorum:

Şemsiyeler yağmuru durdurmaz

Yağ yağmur yağ

Devrimciye miskin yürek yakışmaz

Doğ güneş doğ 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.