Sabahın erken saatlerinde ortalık egzoz dumanına kesmeden içinize çektiğiniz her nefes mis gibi portakal çiçeği kokuyor. Çok katlı binaların arasına serçe yavrusu gibi sıkışıp tek tük kalan eski evlerin bahçelerinde, çevredeki çirkin beton soğukluğuna karşı direnen narenciye ağaçlarının dallarında geçen yıldan kalan meyveler bembeyaz çiçeklerle koyun koyuna; palmiyeler esen rüzgârla nazlı gelinleri kıskandırırcasına salınıyor, hurma ağaçlarındaki ham meyve salkımları bal renginde, mimozalar yeşilin üzerine sarı giyinmiş, yol kenarları menekşe, balıkağzı, sardunya ve papatyalarla renk cümbüşüne bezeli… deniz bir durgun, bir kudurgun… anlayacağınız Mersin’in en güzel günleri…

Bu güzelliklerin, çirkinliklere inat insanın içinde uyandırdığı kanatlanma isteği yaşamın dayattığı gerçekler karşısında bir anda sönüveriyor.

Mevsim bahar, ancak insanlar tedirgin, canından bezmiş…

Toplumun çoğunluğunun yüzü gülmüyor; gülenlerin ise ya işi tıkırın da çektiklerinin farkında değil ya da suratına maske takılı…

Herkes açık ya da gizli bir hesabın içinde; kimileri kıt kanaat varlıklarını sürdürmenin, kimileri ise trilyonlarına trilyon katmanın…

Verilen mücadelede hak hukuk arama, gücü yeten gücü yetene, orman kanunu işliyor.

Bir zamanlar onur, haysiyet, mazluma arka çıkıp zulme başkaldırma gibi değerlerimiz vardı; yüz yüze harbiden konuşmanın erdemi yaşanır, ocağa düşene kötü gözle bakılmaz, düşman bile arkadan vurulmazdı.

Sahi, ne oldu bu hasletlerimiz?

Şimdi neredeyse herkes anlık zaman diliminde kırk yalan söyleyip, söylemeye zorlanırken bırakın başkalarının hakkına saygı göstermeyi karşısındakinin boğazındaki lokmayı söküp alıyor.

Görgüsüzlüğe yırtıcılık, saygısızlığa rahatlık ve özgürlük gömleği giydirilerek yaşamın her alanında salındırılıyor.

Her şeyi kendine hak gören gençler egolarını tatmin etmek uğruna ana-babalarını bile satmakta duraksamıyorlar.

Tüm değerlerin piyasaya düştüğü şu günlerde, Türkiye Felsefe Kurumu Başkanı Ioanna Kuçuradi,

 “Bir insan, ona yapılan şeyle aşağılanamaz. Bize yapılanlarla değil, yaptıklarımızla aşağılanırız. Onuruma, benden başka kimse dokunamaz.” sözlerini anımsıyorum. Ve yaşanan bütün bu çirkinliklerin karşısında, “Değer mi be kardeşim?”  diyerek, onur denen o yüce duyguyu sorgulamaktan kendimi alamıyorum.

Suyun başında haramiler; yalakalığın kutsandığı bir ortamda onurlu olmak büyük bedeller ödemeyi gerektiriyor.

Varsın öyle osun; utandıran değil utanan, horlayan değil horlanan, vuran kıran değil vurulup kırılan olalım ki, kendi gözümüzde aşağılanmayalım…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.