Yakın zamanda doğum günüm var idi. Her yaşın farklı bir güzelliği vardır, derler. Ben onu bunu bilmem ama çok tehlikeli yaşlardayız. Her yaşın farklı bir tehlikesi vardır. Erikson’a göre Yakınlığa Karşı Yalıtılmışlık evresinin sonlarındayım. Bu araştırmacılar gerçekten kaliteli işler çıkarıyor bazen. Bu evreyi tamamlamış ve bitirmek üzere olduğumu hissediyorum. Yakınlık ve Yalıtılmışlık arasında gitgellerden sonra bir sonraki evreye geçişi hissediyorum. Hem bireylerle hem birçok grupla yakınlık sağlayıp genelde sonunda kendi öz yalnızlığını buluyor insanlar bu dönemde. Bu durum bu yaş grubunun(19-26) doğal bir sonucu olarak görülebilir. Bir önceki dönemde kimlik bunalımını sağlıklı bir şekilde atlatmış birey, bu dönemde de hem karşı cins ile hem diğer insanlar ile iletişiminde yakınlık kurup mutlu olabiliyor. Fakat kimliğin tam oturmadığı veya rol karmaşıklığının tam çözümlenmediği durumlarda bireyler kendi kimliğiyle problemi olduğu için kişiler arası ilişkilerinde yakınlıktan kaçınacak ve kendisini yalnız hissedecektir. Yalıtılmış bir ortamda yaşamak ise bireyi mutsuz edecektir. 

     Hangisinin iyi olduğuna karar veremeyip ikilem içinde kalıyoruz.  Bazen hayatımızda  ‘‘Ne onla oluyor, ne onsuz’’ diye düşünüyoruz. İşte tam burada aklımıza  Schopenhauer’ın Kirpi İkilemi gelir.

''Soğuk bir kış sabahı çok sayıda kirpi, donmamak için birbirine bir hayli yaklaştı. Az sonra, oklarının farkına vardılar ve ayrıldılar. Üşüyünce, birbirlerine tekrar yaklaştılar. Oklar rahatsız edince yine uzaklaştılar. Soğuktan donmakla, batan okların acısı arasında gidip gelerek yaşadıkları ikilem;  aralarındaki uzaklık, her iki acıya da tahammül edebilecekleri bir noktaya ulaşıncaya kadar sürdü.''

 İnsanları bir araya getiren iç dünyalarının tekdüzeliği ve yalnızlığın verdiği büyük boşluktur.

     Ters gelen özellikler ve tahammül edemedikleri hatalar onları birbirinden uzaklaştırır. Sonunda, bir arada var olabilecekleri, nezaket ve görgünün belirlediği ortak noktada buluşurlar. Bu noktada, çevrenin sıcaklığını hissetme arzusu kısmen karşılanır ama buna karşılık okların acısı hissedilmez. Kendi iç sıcaklığı çok yüksek olanlar ise; ne sıkıntı vermek, ne de sıkıntı çekmek için, topluluklardan uzak durmayı tercih ederler.

     Schopenhauer’in yazdığı bu bölümün bir kısmı, daha sonra Sigmund Freud’un 1921’de yayınladığı ''Grup Psikolojisi ve Ego’nun Analizi'' adlı eserinde dipnot olarak yer bulur.

     Bu ikileme göre ne kadar iyi niyetli olursanız olun biriyle fazla yakınlaşır, fazla içli dışlı olur, fazla samimileşirseniz, istemeden de olsa o kişiyle çatışmaya ve birbirinize zarar vermeye başlarsınız. Oysaki asla geçmemeniz gereken bir çizgi vardır ve o çizgiyi geçmeniz, ilişkinin hasar almasına ve temellerinde yavaş yavaş çatlaklar oluşmasına neden olur. Bu durumu bir ilişkinin başında her şey güllük gülistanlık iken, sonradan tahammülsüzlüğün ve sert kavgaların baş göstermesinden anlayabilirsiniz.

     Kirpi ikilemi bu nedenle, insanların sadece aşk hayatlarında değil; tüm ilişki türlerinde arada yeteri kadar mesafe bırakmaları gerektiğini, kişisel alana saygı gösterilmesinin önemini savunur. Bunun yanı sıra insanlarla aradaki mesafeyi çok açmanın da donmaya, yani yalnızlığa neden olacağını söyler.

     Bir insanı ne kadar severseniz, bir miktar mesafeyi her zaman korumayı başarmanız gerekiyor.

Mesafeyi ayarlayın ama sevmekten de vazgeçmeyin. Bol şans!
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.