Ben küçükken insanlar çok ölürdü. Büyüdüm ve hala çok ölüyor insanlar.
Yazacağım yazıyı okuyan herkese selamlar. Bugün size biraz kendimi açacağım.  
    
     İnsanlar ölmeye devam etti ve ben bir yandan büyüdüm. Her çocuk gibi özel bir çocuktum. Ama bazı çocuklar biraz daha özeldir, değil mi? Ben de öyle bir şeydim işte, her neyse. İnsanlar yani büyüklerim beni anlamazdı. Çocuklarımızı anlamıyoruz değil mi? Ama hiç olaya şu açıdan bakmıyoruz; onlar da bize anlam vermeye çalışıyorlar ve bizi anlamıyorlar. Ben de insanlara anlam vermeye çalışan, kafayı insan davranışları ile bozmuş bir çocuktum. İyi bir gözlemci ve biraz suskun… Bazen yazılarda sorduğum soruyu sorardım kendi kendime. Ne için yaşıyoruz?  Düşünürdüm hep; babamın dedesini tanımıyorum, ondan öncekileri hiç bilemem. Merak ederdim herkesi. Çünkü, çünkü insanlar ölüyordu. İnsanlar ben tanımadan ölüyordu. Böyle düşünen birinin çok tanınmak istemesi gerekir değil mi? Bu psikolojik olarak doğal bir sonuç olurdu. Ve birçok insanda da bu istek olduğu için bir sorun oluşturmazdı. Ben herkes beni tanısın istemiyordum. Herkesi tanımak istiyordum. Herkesin bütün sabahlarını ve bütün akşamlarını bilmek istiyordum. Gelmiş geçmiş bütün insanların her anını... Çocuk aklımla bunun hayalini kurardım. Bir çok komik, ütopik şey düşünürdüm. Sonra büyüdüm, bunun imkansız olduğunu anladım. Dedim ki, ‘‘Sen Tanrı değilsin Barış Güçlü!’’. Şu hayata dair başka da pek hayalim olmadı. Öyle, insanların hayatını gözlemleyip, zihnimden hikaye kurmakla geçti ömrüm. İnsanların ne hikayesi var demeyin. Doğduk, büyüdük, bir ihtimal sevdik ve öldük. Bu basitlik varken bir sürü saçma sapan ayrıntı giriyor ve ben o ayrıntıları seviyorum. Ve lise hayatım boyunca da bunu düşündüm. Hep sordum kendi kendime: ‘‘İnsan kişiliği neye göre, nasıl oluşur? İnsan davranışlarını ne etkiliyor?’’ 

      Lisede sayısal alanda okuyordum. Üniversiteye giriş sınavlarında edebiyat sınavına keyfi girdim. Eşit ağırlık bölümünde dereceye girince psikoloji alanında okumak istedim. Hayata dair tek isteğim vardı, insanları tanımak ve bilmek. Bunun tamamen gerçekleşmesinin imkansız olduğunu anlamıştım. Ama en azından bilimsel olarak genel geçer bilgiler edinmek fena olmazdı. Üniversite okurken durum daha da karmaşık bir hal aldı. Çünkü birçok kuramcı ve birçok kuram vardı. Hepsi kişilik oluşumuna ve davranışlara farklı açılardan bakıyordu. Hepsi kendi içinde tutarlıydı. İnsan kişiliğine psikanalitik yaklaşan Freud ve peşinden gidenler, davranışçı kuramlar, çevre etkisinden bahsedenler, zihinsel süreçlerin etkisi üzerinde duranlar, hümanist yaklaşanlar, bütünsel yaklaşanlar ve daha bir sürü … Ben tek bir cevap bekliyordum. Şundan şundan dolayı insanlar şöyle olur, diyecekler sanıyordum. Ama birbiri ile benzer ve çok farklı özellikleri aynı anda barındıran birçok kuram ile karşılaştım. Ve bu bütün kuramlar kendi içinde tutarlıydı. Psikoloji alanında çalışan her insan gibi benim de yönelimim oldu: Psikanalitik Yaklaşım. 

Psikanalitik kuram, ilk defa Sigmund Freud’un eserleriyle ortaya atılmıştır. Hastalarla yaptığı klinik çalışmalar sayesinde Freud, çocukluk deneyimlerinin ve bilinçsiz arzuların davranışları etkilediğine inanmıştır.
Freud’un psikoseksüel yaklaşımına göre çocuk gelişimi vücudun farklı zevk alanlarına odaklanmış bir dizi aşamada gerçekleşir. Freud’a göre bu aşamaların her birinde meydana gelen çatışmalar, kişilik ve davranış üzerinde ömür boyu etkili olabilir. Her gelişim aşamasında çocuk, hayatında önemli rol oynayacak olan çatışmalarla karşılaşır.
O, libido enerjisinin belirli aşamalarda farklı erojen bölgelere odaklandığını ileri sürer. Bir aşamada ilerlemenin başarısız olması, Freud’un yetişkin davranışları üzerinde bir etkiye sahip olabileceğine inandığı gelişim noktasında bir fiksasyon (sabitlenme) ile sonuçlanabilir.
Diğer bazı çocuk gelişim kuramları, kişiliğin tüm yaşam boyunca değişmeye ve büyümeye devam ettiğini öne sürerken Freud; gelişimin şekillenmesinde en büyük rolü oynayan erken deneyimlerin oynadığına inanır. Freud’a göre kişilik, yedi yaşına göre büyük ölçüde yerine oturur.
     İnsan yedisinde ne ise, yetmişinde de odur, diyen atalarımız da kişilik oluşumuna Freudyen bir bakış açısı ile bakıyor. Haftaya Psikanalitik Yaklaşıma göre kişilik gelişim dönemlerinin neler olduğu üzerine yazacağım. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.