Eşime göre ben:

Önce övücü, güzel sözleri ile başlayayım; Sonuna kadar arkamda oldun hep, hayatı anlamlı kıldın, kültür çatışması yaşamadık, iki ayrı beden tek düşünce gibiydik, hayata karşı maddi ihtirasların olmadı, dürüst, her şeyi ile güvenilebilecek bir insansın ve güzelsin.

Şimdide 18 yıllık eşime göre kötü yanlarım; kıskanç, öfkeni kontrol edemiyorsun, insanları kendi haline bırakmıyorsun, karar alma merkezlerine çok müdahale ediyorsun, otoriter ve baskıcısın, davranışları çok fazla irdeliyorsun bazen bunaltıyorsun.  Yazdıkları beni çok mutlu etti çünkü yüzde yüz beni anlatıyordu iyi ve kötü yanlarımı yani beni ben yapan tüm özelliklerimi. Sonuç dedim hangisi ağır bastı? iyi yanlarım mı yoksa kötü taraflarım mı yani her şeye rağmen beni seviyor musun? Elbette seviyorum dedi çünkü olumsuz gibi görünen özelliklerin zaman zaman beni üzmüşte olsa aslında bana çok şey kattı, uyarılarına, müdahalelerine, baskıcı tutumunla bir şeye ısrarla hayır demen çoğu zaman hata yapmamı engelledi.

Facebook arkadaşlarıma sordum sizce ben kimim?

Çoğu beni sadece paylaşımlarımdan tanıyan, gerçek hayatta hiçbir bağım olmayan insanlar benim için şunları söylediler;

İşini seven, çalışkan, çağdaş, savaşçı, liyakat sahibi, akıllı, gül, Atatürkçü, düşünceli ve dost, pozitif, mutlu, gülebilen, hoşgörülü, objektif, mücadeleyi seven, idealist, hümanist, başarılı ve dürüst, kararlı, tutarlı, istikrarlı, yetenekli, insan, iyi kalpli, tuttuğunu koparan, sağlam, sabırlı, insan güzeli, asil, zeki…

Peki dedim Facebook arkadaşlarıma kendinizi tek kelime ile nasıl tanımlarsınız, siz kimsiniz, kişiliğinizin en bariz özelliği nedir? Şöyle cevaplar geldi;

Yardımsever, düşünmeyi seven, hümanist, müdahaleci, ehliyetli, mükemmeli arayan, ferasetli, atik, pozitif, becerikli, mantıklı, enternasyonal, romantik, kaos, dost, iyi niyetli, sevgi dolu, kazanım, arayış, barışçıl, adam, prensip, vicdanlı, iyi, dost, Atatürkçü, Şair…

Açtım sözlüğe baktım kişilik nedir diye, şöyle yazıyordu;

Latince de tiyatro oyuncularının yüzlerine taktıkları maske anlamına gelen ‘Persona’ kökünden gelmektedir. Kişinin toplumda oynadığı roldür. Bireysel farklılıkları vurgulamak için kullanılır. Yaşam tarzıdır. İnsanın ilgi alanlarını, tutumlarının, yeteneklerini, konuşma tarzını, dış görünüşünü, çevreyle uyum biçimini kapsayan bir kavramdır. Doğuştan getirilen ve sonradan kazanılan özelliklerdir. Sosyal ortam içinde sergilenen davranışların toplamıdır. Bedensel ve zihinsel özelliklerdir. Davranışların toplamından oluşur ve davranışa yön verir. Tutarlı ve süreklidir. Kalıtımsal özelliklerimiz, aile, çevre, sosyal yapı kişilik oluşumunun bileşenleridir.

Bir de kişilik ile karışan kavramlar vardır; karakter, mizaç ve yetenek gibi. Karakter değer yargıları ve ahlak kurallarına uyuş biçimimizi ifade eder. Örneğin; iki yüzlü, dürüst, nankör, bencil...  Ya da neşeli, soğukkanlı, kızgın, melankolik gibi mizacımızı belirten tanımlar vardır. Bana sorarsanız kişilik tam da bunların tümüdür. Her bir ayrı ayrı özelliğin farklı karışımları bizi birbirimizden ayırt edilmesini sağlayan kişiliğimizi oluşturuyor. Siz Ruhsar’ı tarif ederken ya da kendinizi bize anlatırken biraz karakter, bir parça mizaç, azıcıkta yetenek koyup bunu benlik süzgecinden geçiriyor, sosyal rollerinize uyum sağlatarak oynadığınız hayat oyununda en renkli maskelerle birbirinize sunuyorsunuz. Ve ortaya çıkan harika şey tam da siz oluyorsunuz.

Peki insanı kişiliği ile tarif ediyoruz da toplumları nasıl tarif ediyoruz. Toplumların tamamen onlara özgü kişilik özellikleri yok mu? Yani bir Toplumu diğerinden ayıran ve sahip olduğu özellikler nedeni ile yaşam biçimi farklılaşan, yarattığı algı nedeni ile çekim merkezi haline gelen ya da kaçınılan, sevilen ya da ötekileştirilen o toplumun kaderine yön çizen karakteristik özellikler yok mu? Örneğin Batılı bir Toplum ile Afrika kabilesi ya da Özbekistan dağlarında kıl çadırlarda yaşayan insan toplulukları ile Anadolu insanı aynı kalıplarda tarif edilebilir mi? Coğrafya kaderdir der İbn- i Haldun. Aynı Coğrafyada yaşayan insanlar hangi benzer özellikleri taşıyorlar. Gelin tamda burada Mümin Sekman’ın Ortadoğulu olmak yazısına kulak kabartalım. Ortadoğu Coğrafyasında yaşayan insanları şöyle tanımlamış yazar; Ortadoğulu olmak ölümü yüceltip, güzel yaşamayı aşağılamaktır. Dini yüceltip, bilime kayıtsız kalmaktır. Lideri yüceltip, iyi sistem kurmayı aşağılamaktır. İmanı yüceltip, aklı aşağılamaktır. Duyguları yüceltip, mantığı küçümsemektir. Müteahhitti yüceltip, mühendisi aşağılamaktır. Üniversiteleri ile değil, Camileriyle gurur duymaktır. Alnı secde görüyor diye zorba, hırsız politikacılara oy vermektir. İmamları yüceltip, filozofları aşağılamaktır. Ev kadınlığını yüceltip, filozofları aşağılamaktır. Sözü yüksek olanı değil, sesi yüksek olanı lider sanmaktır. Kurumsal çözüm üretmek yerine, karizmatik lidere tapmaktır. Hatasından öğrenmek yerine, onunla duygusal bağ kurup, hayatını bataklığa çevirmektir. Standart sahibi olmak yerine, düştükçe beterin beterin var diye kendini avutmaktır. Başına gelene katkısını görmek yerine, hep dış güçleri suçlamaktır. Şeytan taşlamaktan ibadet etmeye zaman bulamamaktır. Kendi hayatında hiçbir başarısı yokken, sürekli atalarıyla övünmektir. Sıkılmış bir yumruğun, açık bir elden daha güçlü olduğuna inanmaktır. Yazarın bu satırlarını okuyunca artık Batıdan iyice uzaklaşan, Ortadoğu Coğrafyası insanının karakteristik özelliklerine çok benzer davranış kalıpları içinde savrulup giden Ülkem insanı için üzüldüm. Batılı insan sorguluyor, irdeliyor, mantık ve bilim süzgecinden geçiriyor, demokratik tepkisini yanlış olan süreçte sonuna kadar kullanıyor, biat etmiyor, eğitime, sanata, edebiyata değer veriyor yaşamını ve çevresini estetik kaygılarla dizayn ediyor. Lider kültü değil kurum kültürü geliştiriyor. Günü yaşarken insanımı bir yüz yıl sonra bekleyen sorunlar nelerdir diye kafa yorup bugünlerden yarını için yatırım yapıyor. Batılı Toplum insanını şekillendiriyor ona kimlik kazandırıyor, sahip olduğu değerleri güçlendirerek sağlıklı bir gelecek inşa ediyor. Oysa sömürülen ve sürekli çatışma ortamından, kabile savaşlarından huzur bulamayan Afrika toplumuna ve enerji kaynaklarının önemli bir yüzdesine sahip olmasına rağmen etnisite ve mezhep farklılıkları kaşınarak yeniden şekillendirilen Ortadoğu topraklarının insanları kimliğe şekil veren en önemli parametrelerden yani eğitimden, bilimden, sanattan giderek uzaklaşıyorlar. Batı kendi değer yargılarına yabancı olan ve uyum sorunu yaşayan milletleri içine almadıkça, uzak tuttukça, ilişkilerini zayıflattıkça medeniyete gereksinimi olan toplumlar kendi açmazları içinde kapalı toplum modeli ve antidemokratik yönetim biçimine mahkûm kalarak sonu belli olmayan ancak çokta iç açıcı sonuçlar doğurmayacağı malum sonuna doğru freni boşalmış kamyon gibi hızlıca yol almaktadır.

Bir insanı tarif ederken kullandığımız sıfatlar yani onun kişilik özelliklerinin bariz yanları bizim ona atfettiğimiz evrensel tanımlardır. İyi veya kötü kavramı dört büyük kitapta dahil olmak üzere dünyanın neresine giderseniz gidin değişmez. İyi tarafları güçlendirmek emek gerektirir, eğitim gerektirir, ruh zenginliği gerektirir. İyileri artırmak geleceği sağlam temeller üzerine oturtulmuş toplum inşa etmenin ön koşuludur. Sadece bunu hangi yöntemle yapacağınız önemlidir. Bilimsel gerçeklerle mi yoksa dini doğmalarla mı?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.