Sizlere bu yazıyı, bir çarşamba sabahı içinde tahminen yüzden fazla tutunamayan barındıran bir belediye otobüsünden yazıyorum. Bunu niye belirttim bilmiyorum. Belediyeyle veya ülkemizin ekonomik düzeni ile alakalı bir yazı yazmayacağım. Öyle kolay mı bunları yazmak(!) Yani başımı alıp gitme fikrimden vazgeçip, bir kurulu düzenim olsun isterim bir gün ve atanmak isterim; şak diye önüme gelir bunlar mülakatta. Evet, zaten bir sorun da yok ve kesinlikle destekliyoruz mülakat sistemini. Şimdi diyeceksiniz ki ‘‘Yahu siz kaç seansta tanıyamıyorsunuz insanları, mülakatta 10 dakikada kimin memur olabileceğine nasıl karar veriyorlar?’’ Ben size anlatayım. Şimdi devletin her bakanlığında mülakattan sorumlu bir müdür var. Bu müdürün çatısı altında çalışan memurlar var. (Onlar da mülakatla seçilmiş) Bu memurlar her şehrin müdürlüklerinde var yani. İnsanlar mülakata başvurduğunda, bu memurlar insanları belli özelliklerine göre tasnif ediyorlar. Sonra da aralarında paylaşıyorlar. Bu memurların büyük çoğunluğu psikolojik danışman ve psikolog. Yani her işi uzmanı yapar bizim sistemde. Gözlem işini felsefe mezunu yapacak değildi, değil mi? Neyse, bu memurlar mülakat sürecine kadar sırayla doğal gözlemde bulunup rapor hazırlıyorlar. Yani on dakikada karar vermiyorlar aslında. Uzun uzun gözlemliyorlar. Beni de Psikolojik Danışman olarak işe alan bir bakanlık olursa, Mülakata Girecekleri Gözlemleme Komisyonunda olacağım. Ben de literatüre yeni bir kavram getireceğim birazdan. Tasnif sırasında işimizi kolaylaştırsın. Şu otobüste mutlaka vardır birkaç tane. Neyse neyse, uzatmayayım da ben kendi işime bakayım. Ama şu karşımda oturan adam kesin bu Mülakata Girecekleri Gözlemleme Komisyonundan. Bindiğimizden beri gözü üzerimde.

Eğlendim.

Freud, ülkelerin de toplulukların da birer ruhu olduğunu ve savunma mekanizmaları olduğunu iddaa etseydi bizim payımıza mizah düşerdi. 

     Taassup, bağnazlık; Bir düşünceye, bir inanışa aşırı ölçüde bağlanıp ondan başkasını düşünememe durumuna denir. Peki ya kitlenme? Henüz psikoloji literatürüne girmeyen (literatüre yeni bir kavram getireceğim demiştim)  bu kavram bizim çok yakın bir arkadaşla beraber belli başlı durumlarda kullandığımız bir genelleme veyahut tasnif durumudur. Analiz ederken bize kolaylık sağlayan bir kavram. İşte şöyle şöyle olmuş, dediğimiz zaman; ‘‘Birader o artık kitlenmiş.’’ deriz. Peki nasıl olur kitlenme? Veyahut kitlenmenin bağnazlıktan, taassuptan ya da kör cahillikten farkı nedir? Bu saydıklarım daha çok düşünce yönünden bir şeye inanma, ne olursa olsun başka hiçbir şey düşünmeme durumudur. (Bizim uydurduğumuz) Kitlenme kavramı ise bu kavramları da içine alan genel manada bütün insan ilişkilerinde belli duygu düşünce tarzında düşünüp, belli yaşanmışlıklardan veyahut komplekslerden ya da savunma mekanizmalarından dolayı hep aynı inanışla hareket etme durumudur. Yani örnekle açıklar olursak; bir tarikata mensup olup o tarikat şeyhinin her söylediğini doğru kabul etmek bağnazlıktır, kör cahilliktir. Aynı zamanda kitlenmektir. Ama insan ilişkilerinde birinin karşısındaki insana ne olursa olsun belli şekilde yaklaşması tek başına önyargı ile veya bağnazlık ile açıklanamaz. Ön yargı ilk görüşte olur. Sonradan değişen sabit fikirlilik tam olarak önyargı ile açıklanamaz. İşte burada genel manada kullandığımız kitlenme kavramı ortaya çıkar. Kitlenme, önyargıdan farklı olarak ilerleyen süreçte ortaya çıkar. İnsanlar belli nedenlerden dolayı kitlenir. Bu belli nedenler ne, tam olarak bilmiyoruz. Araştırma ve gözlem aşamasındayız. Koskoca bilim dalına yeni bir kavram getirmek kolay değil, değil mi?

     Kişi bir konuda kitlendikten sonra veya birine olumsuz hisler, düşünceler besleme konusunda kitlendikten sonra bunun geri dönüşü hemen hemen yoktur. Kitlenme süreci kişiden kişiye değişir. Ama final aynıdır. Bir insan kitlenmiş ise yapılacak tek şey uzak durmaktır.  Düşüncesi değişmez. İmkansız mıdır? Değildir. Var bir yol tabi ki! Kitlenen insanlar ancak travma yaşadığı zamanlar kitlenme etkisinden kurtulur. Örneğin; A kişisi B kişisine veya B grubuna karşı kitlenmiştir. Onla alakalı her konuda olumsuz düşünüyordur. Ağzıyla kuş tutsa değişmez yani. B kişisinin veya grubunun yüzde yüz haklı olduğu konuda bile tartışacak ve karşı tarafı haksız görecek bir nokta buluyordur, kitlenmişse bulur. A kişisinin B kişisine veya grubuna karşı kitlenmesinin çözülmesi için herhangi bir C kişisinden darbe yemesi gerekmektedir. Hele ki C kişisinden yenilen darbe B ile tartıştığı konularda B kişisinin veya grubunun ne kadar mantıklı davrandığını gün yüzüne çıkarıyor ise kitlenme daha çabuk çözülür. Kitlenmenin bir başka çözümü ise kitlenmiş kişiden bir süre uzak kalmak ve kazara kitlenmenin çözülmesini beklemektir. Kitlenmiş kişinin ortamının değişmesi de kitlenmeyi bitirebilir. Skinner şöyle der; “En ideal davranışçılık, insana istediğimizi yaptırmak için zorlamayı tamamen ortadan kaldırıp, onun çevresini değiştirerek istediğimiz sonuçları elde etmektir.” Tabi ki kitlenme geçsin diye kitlenmiş kişinin çevresini değiştirmeye çalışmak, harcanacak emeğe değmez. Kitlenmiş kişi kolay kolay çözülmez.

     Kitlenmiş insanların tiplemesini yapan iki arkadaş olarak naçizane tavsiyemiz kitlenmiş insanlardan tamamen uzaklaşmaktır.
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.