Haldun Taner, Milliyet gazetesinde köşe yazarıdır. 10 Kasım yaklaşınca yazı işleri müdürü Haldun Taner’e “Bir Atatürk yazısı yazacaksınız, değil mi?” diye sorar. Üstat bu soruya çok içerler. “Yahu ben hangi yazımda Atatürk’ü anlatmıyorum ki?” diye çıkışır yazı işleri müdürüne. “Bu köşede sürekli eğitimden, tiyatrodan, kültürden, kadın haklarından, çevre sorunlarından bahsetmiyor muyum?”

Haldun Taner’e göre Atatürk’ü anlatmak; onun eğildiği sorunlar üzerine kafa yormakla, o sorunların çözümüne katkı sunmakla aynı anlama geliyor. Hani Atatürk kendisini görmek isteyenlere “Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu yeterlidir.” demişti ya. İşte Haldun Taner de “Atatürk’ü anmak demek, mutlaka adını anmak demek değildir. Atatürk’ün fikirlerini, duygularını, ufkunu anlatmak yeterlidir.” diyor.

Atatürk’ü anlamaya çalışmanın ve anlatmanın onlarca yolu var. Bu yollardan biri, onun öngörülerinden, devrimlerinden, başarılarından söz etmek. Genellikle biz bu yolu tercih ediyor, Atatürk’ün ülkemize kazandırdıklarını anlatıyoruz. Onun kahraman kimliğini ön plana çıkartıyoruz. Bu şekilde Atatürk’ü genç kuşaklara tanıtıyor, onun ülkemiz için ne kadar önemli olduğunu vurguluyoruz. Bu, gerekli ve önemli; fakat oldukça sınırlı bir yöntem…

Sadece bu yöntemle Atatürk’ü anmak, onu basit sloganlara indirgeme tehlikesi taşıyor. Yeni kuşaklar Atatürk’ün birkaç cümle veya bir fotoğraf olduğunu zannediyor. Oysa ülkemize kazandırdıkları düşünülünce Atatürk ne sloganlara ne klişe birkaç cümleye ne de fotoğraf karelerine sığabilir.

Ayrıca sürekli Atatürk’ün neler yaptığı anlatmak, onun kahraman kimliğini parlatmak, “Biz neler yapabiliriz?” sorusunun gözden kaçırılmasına sebep oluyor. Bence asıl sorun burada. Bu tür anmaların ardından insanda “Keşke Atatürk tekrar çıkıp gelse de sorunlarımızı çözüverse.” gibi bir duygu uyanıyor. “Sorunları çözmek için ben neler yapabilirim?” sorusu pek akıllara gelmiyor.

Oysa Atatürk’ü anmanın başka yolları da var. Sözgelimi ülkemizin, dolayısıyla da insanlığın gelişimine katkı sunmak, sorunlarımızı çözmeye çalışmak, Atatürk’ü anmanın ve anlatmanın yollarından biridir. Yani onun ardından yeni düşünceler üretmek, bilim yapmak, edebiyat ve felsefe yapmak, sanat üretmek…

Sözünü ettiğim bu yeni yol, “sorumluluk” kavramıyla yakından ilgili. Sorunları çözmesi için başkalarını beklemek, bir kahramana avuç açmak yerine, sorumluluk üstlenenler, elini taşın altına koyanlar zaten Atatürk’ü anıyor.

Atatürk’ün temellerini attığı çağdaş eğitimin asıl amacı da sorumluluk alan bireyler yetiştirmek değil miydi? Ulusal egemenlik, sorumluluk üstelenen bireyler talep etmiyor mu? Öyleyse Atatürk, bizden sürekli kendi adının ve yaptıklarının tekrar edilmesini değil, yeni şeyler söylenmesini, sorunlara çözümler üretilmesini bekliyor, diyebiliriz.

Artık klişe söylemlerden kaçınıp Atatürk’ün söylediklerini iyi anlamak ve anlatmak gerekiyor. Bunu en iyi yaratıcı gücümüzü kullanıp yeni şeyler üreterek yapabiliriz.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.