İnsanın en önemli duygularından birisi de korkudur. Yerine göre dünyanın akışının değişmesinde etken olan korku, sevgi, aşk, zevk, acı gibi duygularla hep sarmaş dolaştır.

Hani uzak olduğunuz sevdiğinizin durup dururken bir eşyası geçer elinize. Bir an çok özlediğiniz duyumsar, “.... nerdesin?” deyip kendi kendinize mırıldanırsınız, ardından ya bir daha kavuşamazsak diye düşünürsünüz, derken aradaki mesafe uzar, geçmek bilmeyen zaman demir kazıklara çakılır, ölümün buz gibi soğuk yüzü üşütür içinizi. “Ne olur benden önce ölme”  diyerek adeta yalvarırcasına o düşünceleri kovmak istersiniz.

Bu duyulan korku, kişinin kendi adına mı yoksa sevdiğinin adına mıdır?

Dürüstçe bir düşünün isterseniz!..

Korku deyip geçmeyin sakın!..

Öldürülme, terk edilme, ihanete uğrama, aç kalma vb. korkular günlük yaşantımızın ayrılmaz bir parçasıdır.

Ürememiz, üretmemiz korkularımızın tetiklemesiyle gerçekleşmiyor mu?

Yeniçağların açılıp teknolojinin gelişmesi hep korkunun ürünüdür.

Bir yanda depreme dayanıklı binalar kuran insan, diğer yanda çıkardığı savaşlarla kendi türünü tüketir.

Sizi bilmem, ama ben zaman zaman düşünüp, sevgiye gerektiği kadar yer vermediğimiz dünyada “ İyi ki korku ve ölüm var, yoksa halimiz ne olurdu?” diye sormaktan kendimi alamıyorum.

Küçük çaplı  tartışma ve kavgalara günlük yaşantımızda  sık sık tanık olurken, dünya ölçeğine baktığımızda her köşede  yüzlerin binlerin yaşamını yitirdiği savaşların  birinin bitmeden diğerinin çıkarıldığını görüyoruz.

Ya bir de korku ve ölüm olmasaydı!..

 “Peki ne olacak bunun sonu? Korkan İnsan hem üretiyor, hem de kendi türünü tüketiyor” dediğinizi duyar gibiyim.

Acı ama gerçek, işte bu çelişkilerin tümünün temelinde gayet insani bir duygu olan korku vardır.

İnsan olduğu sürece korku da olacak. Ancak, korkularımızı düşüncelerimizle sınırlayıp az da olsa etkisizleştirebiliriz.

Geçtiğimiz günlerde bu köşede yer alan bir yazımda, “Özsever duygularımızdan arındığımız ölçüde insanlaşırız” demiştim. Korkuların bazılarını yok etmemeye gücümüz yetmese de; o tespite,  “Korkularımızı sevgiye dönüştürdüğümüz ölçüde, onlardan arınıp mutluğumuzu çoğaltabiliriz” görüşünü de ekleyebiliriz.

Söz sahibi, “Harami var diye korku salarlar /  benim ipek yüklü kervanım mı var” sözlerini boşa söylememiş.

Korkuları üreten insanın ondan kurtulması yine kendi elindedir. Aslında özümüzde var olan gönül bahçemizdeki sevgi tohumlarının serpilip gelişmesine izin verdiğimiz an, en azından kişiyi mutsuz kılan bencilliğin körüklediği boş korkulara yer kalmayacaktır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.