Değerli dostlarım, tekrardan merhaba. Korona virüs salgınının etkilerini çok ciddi bir şekilde yaşadığımız şu dönem, okumasını ve anlamasını bilene ev ödevleri veriyor olabilir. Bir önceki yazımda da bahsettiğim gibi bu virüs salgınını akılcı bir şekilde yöneten ekonomik yönetimler, dünyadaki gücü ve yetkiyi de elinde tutacaklar. Ben de bu bağlamda oturdum, virüs salgının başından beri not aldığım Türkiye’nin korona virüs ev ödevlerini hazırladım.

Öncelikli konuşmamız gereken şey, gelişmekte olan diğer ülkelerde olduğu gibi “yatırımı, borç ile gerçekleştirme” alışkanlığı. Bu alışkanlığın sonucu için atalarımız bir söz söylemişler: “ Elin jet skisi ile gerdeğe girmek”. Değerli dostlarım, yatırım dediğiniz şey sizin üretim alanınızda alınacak yeni bir makine da olabilir, Ahmet amcanın kenara köşeye koyduğu 50 lirası da olabilir. Burada bahsetmeye çalıştığım nokta, yatırımın başkasının parası ile yapılması. Yatırım yapmayın demiyorum, yanlış anlaşılmasın. Yatırımı kendi paranız ile yapın diyorum. Kendi paranız ile yapın ki, yarın en ufak bir kriz ile karşılaştığınızda karşınızda borcunu istemeye gelen, kapıyı alacaklı gibi çalan kimseler olmasın diyorum.

Korona virüs tehlikesi sonrası ev ödevlerimizden bir diğeri de nakit dengemizi iyi ayarlamak. Neden bahsediyorum? Maaşımız 10 lira ise, 10 liralık yaşamaktan bahsediyorum. Krediler ile alınan evlerden, arabalardan, asgari ücretli çalışan vatandaşın evinde bulunan 20.000TL’lik televizyonlardan bahsediyorum. Bu nakit dengesini koruma tavsiyesi konusunda, kredi çekip bir şey almayın demiyorum. Ödemekte zorlanacağınız tutarlarda kredi çekmeyin diyorum. 10 Lira maaşınız varsa, 7 lira kredi ödemeniz olmasın diyorum. Gördük ve denedik; nakit dengesini sağlayamayan aileler, şirketler ve bireyler bu tip kriz dönemlerinde çok zorlanıyorlar.

Peki, bu az önce bahsettiğim nakit dengesinin yakalanması konulu ev ödevi sadece vatandaşa ve şirketlere mi? Elbette değil. Bu ödev öncelikle devletin ödevi. Devlet nasıl yapar bu denge işini? En basit örnek olarak, kurumları içerisinde tasarrufa giderek yapabilir mesela. Çünkü mantık basit, devlet olarak çok harcamazsan, çok vergi toplamak zorunda da kalmazsın. Hani bir atasözümüz var, ayağını yorganına göre uzat. Artık ayak yorgandan çıkınca üşümüyor, o ayağı kesiyorlar sevgili dostlarım. Günümüz ekonomisi giderek acımasız bir hale geldi.

Yanımızda çalıştırdığımız personel konusu gerçek bir ev ödevi Türkiye için. Bu personelin, aslında bizim elimizde şekillenen bir cevher olduğumuzu unutmuştuk. Personel olmazsa bu şirket yürümüyor, beraberce gördük ve anladık. Peki, bu personelin tazminatları konusunu düşündük mü? Sadece yakın zamanda düşündük çünkü korona virüs sonrasında işler düşünce, personel çıkartmaya başladık. Karşımıza da tazminat bedelleri geldi. Geçen geçti artık, bundan sonrası için çok daha ciddi bir şekilde düşünmeliyiz personel tazminatlarını.

Türkiye’de tüm şirketler Aralık ve Ocak ayları arasında bir satış haritası yaparlar. Kimisi bunu plazada sunumlar ile yapar, kimisi akşam yatarken uyumadan önce yapar. Öyle ya da böyle yapılır bu satış haritaları. Gördük ki, evdeki hesap korona virüs sonrasında çarşıya uymadı. Her ne kadar çok dikkate almazsak bile; anladık ki her zaman bir B planı ihtiyacımız var. Sadece satış haritalarında değil, her noktada bir B planına ihtiyacımız var. 

Korona virüs salgını sırasında dijital dünyaya daha bir adapte olduk. Aslında biraz geç kalmıştık ama bir musibet bin nasihatten iyidir misali Türkiye olarak dijitalin gücünü ciddi bir şekilde anlamış olduk. Bundan sonrası için ise dijitale daha çok yatırım yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Özellikle KOBİ’lerin çok ciddi bir şekilde yatırım planları arasında dijital dünya da olmalı. Bedel olarak çok ciddi tutarlar olmamakla beraber getiri anlamında çok ciddi kazançları olabilir.

Maske ve dezenfektan, korona virüs salgını sonrasında hepimizin gündem maddelerinden biriydi. Bu konuda yerli üretim yapanlara destek verileceği açıklandı. Demek ki neymiş? Bu ülkenin üreticisi olmak zorundaymış. Bu ülke üretemez ise, dışarıya muhtaç kalırmış. Peki, neden yerli üretici az bu ülkede? Sebebini bir önceki yazımda da belirtmiştim, şimdi de tekrarlayayım. Okumayanlar buraya tıklayarak okuyabilirler. Sebebi üreticinin kazanmaması, ölçek ekonomisi yakalayan ülkelerin ürünlerini fiyatı ile mücadele edememesi. Bu noktada sadece devlet eli ile gerekli düzenlemeler yapılabilir. Özel sektör, bu noktaya müdahale edemez. Bu ev ödevi de yine sadece devletler için verildi.

Biz genellikle ucuza kaçmayı seven bir milletiz. Mali müşavir seçimi konusunda da öyle yaparız. Aylık bedeli en ucuz olana yönleniriz ve en büyük yanlışı da burada yaparız. Küresel bir krizde devletlerin alacağı tedbirleri ve çıkarttıkları teşvikleri, ilk önce mali müşavirler takip ederler. Sizin adınıza dosyalarınızı hazırlar, eksikleri giderirler. Demek ki iyi bir mali müşavir ile çalışmak, gerçekten bir servetmiş. Şimdi değiştirin demiyorum ama mali müşaviriniz eğer az önce bahsettiklerimi size sağlayamıyor, konudan bir haber ise; gerekli önlemi alın diyorum.

Mesela üretimimizde dışarıdan tedarik ettiğimiz bazı şeyler olabiliyor. Bu tedarikçilerimizin yaşayacağı sorunlar, otomatikman bizim de sorunumuz haline geliyor. Bundan sonra tedarikçilerimize karşı daha dikkatli olalım. Çoğu şirketin ISO 9001 belgesi var ama kaçımız bu belgenin tedarikçi kısımlarını dikkatle inceliyoruz? Ben cevaplayayım: Denetmen geldiği zaman inceliyoruz. Sonrası bir şey ifade etmiyor bizim için. Artık etmeli.

Turizm, başına gelebilecek en kötü sezonu yaşıyor. 2020 yılı için çoğu turizm sektörü çalışanı işsiz kalma korkusu ile karşı karşıya. Sadece çalışanlar mı? Şirketler de giderek küçülüyor. Maddi imkân olur mu bilmiyorum ama turizm sektörü toparlanmalı. Çünkü biz bu turizm sektöründe potansiyelimizi henüz yakalayamamıştık. Türkiye gerçekten muhteşem bir turizm ülkesi. Yeni yeni kendine geliyordu turizm konusunda. Bu haldeyken yedi korona virüs darbesini. O yüzden turizm sektörü için yeniden bir toparlanma sürecine gidilmeli. Harabeyi boyayıp yeni ev yapalım demiyorum. Gerekirse ve maddi imkânlar el verirse komple yıkıp yeni bir ev yapalım diyorum.

Evet, sevgili dostlar, korona virüs daha ne kadar ülkemizde kalacak bilinmez ama daha şimdiden bir takım ev ödevleri vermeye başladı bile.

Sözün özü kısmında şunu belirtmek istiyorum. Herhangi bir küresel krizi geçirip, ayakta kalan bireyler, şirketler, kurumlar veya devletler omuzlarına görünmez birer apolet takar. Apoletler, askeriye bir görevi tamamlayanlara ve dolayısıyla tecrübeli olanlara takılır.

O halde soruyorum:

Siz bir sonraki meydan muharebesinde omzunda apoleti olan bir general ile mi yoksa bir er ile beraber mi savaşmak istersiniz?

Seçim sizin…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.