Türkiye’de son yıllarda kültür ve sanat üzerine uygulanan sistematik baskı ve sindirme politikası hiçbir dönemde görülmemişti. Türk eğitim sisteminin yaşam merkezi olan “Milli Eğitim”in gerici bir anlayışa bürünmesi ve mollalaştırılması, iktidarın kültür ve sanata bakış açısını ortaya koymaktadır.
 
Milli Eğitim’e bağlı tüm okulları imam hatipleştirme programını hızlı bir şekilde uygulayan siyasal iktidarın, kültür ve sanat umurlarında bile değil. Kültürlü ya da sanatçı bireylerin biat toplumuna uymayacaklarını çok iyi bildikleri için, zaten kültürlü insan  ve sanatçıyı çevrelerinde görmek bile istemiyorlar. Kültürden anladıkları din kültürü, sanattan anladıkları ise arabeks anlayıştan öteye geçemiyor. Keşke, din kültürünü doğru anlasalar da, rüşvet ve yolsuzluğa bulaşmasalar. 
 
Kültürel süreç içerisinde yer alan toplumsal düşünce ve sanat, insan ilişkilerini düzenler, kurallar getirir, yargılar ve süreç içerisinde gelişmesini sürdürür. Adına ister baskı deyin, ister sansür ya da yasak, kültürel değişim ve sanatın önünde hiçbir güç duramaz. Zaman zaman engeller ortaya çıksa da, sonuçta kültürde ve sanatta değişim kendi mecrasında akmaya devam edecektir.
 
Esas olan, eski kültür ve sanat değerlerimizin belirlenmesi, korunması, değerlendirilmesi, bunların ve tüm dünya toplumlarının yarattıkları kültür ve sanat eserlerinin, Çağdaş Türk kültürüyle dengeli olarak, halkın büyük çoğunluğuyla yaşanır olmasıdır. Opera ve baleye gavur icadı, heykel sanatını putperestlik, resim yapmayı haram olarak gören çağdışı bir anlayışla, çağdaş kültür ve sanatı toplum olarak yaşamamız her geçen gün daha da zorlaşmaktadır.
 
Şunu çok iyi bilmeliyiz ki, kalkınma, ekonomik, toplumsal ve kültürel yönleriyle bir bütündür. Ülke kalkınmasının ekonomik ve toplumsal yönü kadar, kültürel ve sanatsal yönü de çok önemlidir. Çünkü, ancak bu şekilde “önce insan” anlayışı yaşamsal boyut kazanır, başarı kendiliğinden gelir. Bir toplumun kültür ve sanat düzeyi o toplumun yaşama düzenini etkilediği gibi, uluslararasındaki saygı düzeyini de etkiler. Aslında, Türkiye’de yaşanan toplumsal sancının ve davranış bozukluklarının temelinde bu dengesizlik yatmaktadır.
 
Sanatçıları fişleyen ve onları hedef gösteren, düşünce ve ifadeyi pranga altına almak isteyen bu ümmetçi iktidarın sanatın içine tükürmeye devam edeceği anlaşılmaktadır. Çözüm, yerel yönetimlerde, fikir ve sanat kulüpleri ile dernek ve gönüllü kuruluşlardadır. Kültür ve sanat konularında özellikle belediyelerin yapabileceği çok şey vardır. Bazı belediyelerimiz üzerine düşen görevleri yaparken, bazıları ise kültür ve sanata ilgisiz kalmaktadırlar. Sanat kulüplerinin desteklenmesi çok önemlidir.
 
İdeolojik yaklaşımlarla sanatı sınırlamadan, halk adına ya da sanat adına ne olursa olsun, hiçbir oluşuma kayıtsız kalmadan, her ürünü ve sanat kuramını nedenleri ve sonuçları ile, tarafsız yaklaşımları korumaya çalışmak gerekir.
 
Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği gibi; Bir millet sanattan ve sanatkardan yoksunsa tam bir hayata sahip olamaz. Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.