ABALI İLE FOTOĞRAF SANATI ÜZERİNE

90’larda metropol yaşamına zorlanmış, göç edilmiş insanları konu alan bir resim sergisi açan Fotoğraf Sanatçısı Ali Osman Abalı fotoğrafa başlama öyküsünü, tarzını, dünyaya bakış açısını anlattı.

- Bu haber 864 kez okundu.

ABALI İLE FOTOĞRAF SANATI ÜZERİNE
 Fotoğrafa başlama öyküsünün, tarzının, dünyaya bakış açısının 1992’de başladığını dile getiren Abalı, “Ben kenar mahallede büyüyen bir insanım. 92’li yılları herkes bilir. Hani denize gelip, çocuklar denizde yüzerdi falan. Eskiden Gazeteciler Cemiyeti de sahildeydi, Mersin’de yaşayanlar bilir. Atatürk Parkı’nın içindeydi. Orada çeşitli sergiler oluyordu ve ben oraya denize gittiğimde görme şansım oluyordum, etkileniyordum. O biraz etkiledi ve orada tanıştığım bazı kişiler oldu. O zamanın fotoğrafçıları, ressamları falan etkiledi. Onlar sayesinde ilgi duydum ve biraz da geliştirdim. 2000’li seneler dememiz daha doğru aslında. Çünkü ilk fotoğraf makinemi alıp 2001-2002 senesinde, analog makineyle fotoğraflarımı çekiyordum. Daha çok anı fotoğrafı çekiyordum. Arkadaşlarımı, çevremi falan… Yani bir 36 pozu 2 ayda bitirdiğinizi düşünün. Bu, şu anki teknolojiye göre gülünç bir şey benim için. Şimdi nerden baksan 2000-3000 fotoğraf çektiğim etkinlikler oluyor, eylemler oluyor. O zaman öyleydi. 36 poz çekiyordum ve bunun içinden 2 tane sağlam fotoğraf çıkıyordu. Bazı arkadaşlarım bana gülüyordu” ifadelerini kullandı.

Tiyatro bana çok şey kattı

Tiyatroya başlama serüvenini de anlatan Abalı, “Fotoğrafla uğraşırken, Ramazan Hoca’yla (Merhaba Sanat Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni) tanıştım. O beni seviyordu, politik olarak da birbirimize yakındık. Bana ‘Gel seni tiyatrocu yapalım’ dedi. Ben de ‘Hocam benden tiyatrocu olmaz’ dedim. ‘Beni ışıkçı yapın, senarist yapın, yetiştirin beni’ falan dedim. O da ‘Yok, sen tiyatrocu-oyuncu olursun, senin özgüvenin var’ dedi. Onunla tiyatroya başladık. Benim tiyatrodaki amacım biraz da şuydu; para kazanıp kendime fotoğraf makinası almak, ekipman almak vs. Yıllarca tiyatro yaptık. İşte 2005’ten yaklaşık 2010’a, 2011’e kadar çeşitli özel tiyatrolarda özellikle Merhaba Sanat Tiyatrosu’nda tiyatro yaptım. Oradan gelen paralarla tabi hemen fotoğraf makinası, tripot, çanta, objektif alıyordum. Hep bir açlık vardı bende, bu açlığı gidermek için çeşitli turnelere de çıkıyorduk. Güneydoğu, İç Anadolu vs. Buralarda da tabi fotoğraf biriktirme şansım oluyordu” şeklinde konuştu.

Sokaktan geldik, sokağı biliriz

Sanat yaşamında daha çok Toplumcu Gerçekçi işler yapmaya çalıştığının altını çizen Abalı, “Çeşitli eylem ve etkinlikler fotoğraflıyorum. Onun dışında fotoğraflarımda hiçbir zaman kurgu kullanmadım. Atölyede de kurgu kullanmadım. Çalıştığım öğrencilerimle de kurgu çalışması yapmadık. Kurgu da güzel. Bu da bir sanat dalı. Karanlık odadan aydınlık odaya geçiş bir photoshop süreci… Teknolojiyle birlikte, sayısal fotoğrafçılıkla birlikte vazgeçilmez bir olay ama ben fotoğrafçının ve grafik sanatçısının ayrı olduğunu düşünüyorum. Şimdi üç beş tane fotoğrafı birleştirip bir fotoğraf elde ediyorsa, o kişi çok başarılıdır. Çok başarılı bir grafik sanatçısıdır. Graffiti sanatçısıdır. İlizatördür. Fotoğraf bambaşka. Fotoğraf doğalı yakalamaktır, anı ölümsüzleştirmektir. Özellikle ilk fotoğrafın başlama sürecine bakacak olursan aslında, belgesel fotoğrafçılar ve sokak fotoğrafçılığıyla başlamıştır fotoğraf. Daha sonra insanlar bilinçlendikçe portre, buna benzer çeşitli fotoğraf dalları çoğalmıştır ve günümüze kadar gelmiştir. Şu an benim bildiğim ve üstünde çalıştığım 120’nin üstünde fotoğraf akımı var. Bunun içinden ben ikisini kullanıyorum açıkçası. Toplumcu Gerçekçi Sokak Fotoğrafçılığı ve Belgesel Fotoğraf. Doğal portreler, doğal manzaralar. İnsanların günlük hayatta önünden geçip gittiği bazen bir dilenci, bazen bir sokak çocuğu bazen ayaklarında terlik olmayan bir mahalle çocuğu… Neden bunları fotoğrafladığımı soracak olursan, aslında ben de oradan geldim. Yani birçoğumuz da oradan geldik. Hani birçoğumuzun bir köyü var, hepimizin bir geçmişi var, hepimizin sokağı var, orada yaşadığı duygular var ve ben bu duyguları hiçbir zaman unutmadım ve unutmam. İdeolojik yapım da Sosyalist olduğu için, Marksist düşündüğüm için daha çok bu mahallelerde çalışmalar yürütüyorum ve o an gördüğümü çekiyorum” diye konuştu.

Fotoğrafçı ne görürse onu çeker

“Mesela sokak fotoğrafçıları hiçbir zaman “ben şunu çekeceğim” diye yola çıkmaz” diyen Abalı son olarak “Sokak fotoğrafçısı alır fotoğraf makinasını, objektifini, çantasını gider bir mahalleye. Bir güzergah belirler sadece. O güzergahta fotoğraf çeker. Der ki; “ben gidip fotoğraf çekeceğim”. “Ben gidip kadın fotoğrafı çekeceğim” demez. “Ben gidip manzara fotoğrafı çekeceğim” demez. Ne görürse onu çeker ve çektiği fotoğrafları gelip bilgisayarına aktardığı zaman oradaki seçkiyle anlar konusunun ne olduğunu. Ne yapacağını… Orada bilgisayar başında iş bölümü yapar ve daha sonra bunları bir araya getirir, konusu öyle ortaya çıkar. Biz genelde o şekilde çalışıyoruz. Bir konu belirlemiyoruz, hiçbir zaman da belirlemedim… Bunun dışında tematik sergiler de yaptık. Karma olsun, kişisel olsun… En son yaptığım “Eller ve Yüzler” bir tematik sergiydi. Elleri ve yüzleri işledim o sergide” diye belirtti. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.