Dr. NEDİM İNCE

“Beyaz Geceler” öyküsünü Dostoyevski 1848 yılında yazmış. Eser kahramanları, yazarın hayalperest diye tanımladığı dostsuz, sevinçsiz, duygusuz, hayattan zevk almadan yaşayan, toplumu ve yaşamı umursamayan bir genç adamla sevgilisini bekleyen bir genç kızdır. Petersburg’da dört beyaz geceye sığan öykü kızın sevgilisine kavuşması ile son bulur.

Dostoyevski bu kitabını yazarken dünya çapında bir yazar olacağını bilmiyordu tabii ki eserinin de tanınmasının bu kadar yaygınlaşacağını da…

Seneler sonra yazarın bu çok bilinen kitabının adı bir turizm hareketinin de ismi oldu. Ve Petersburg, dünyada “Beyaz Geceler” tanıtımı ile yazları en sık ziyaret edilen kentlerin başında gelmeye başladı.

Uzun süredir ilgimi çeken bir geziydi Beyaz Geceler. Dostoyevski’nin büyülü şehrini görüp o atmosferi yaşamak ilgi nedenlerden sadece biriydi. 1802 kilometreyi gemi ile aşıp Rusya’nın neredeyse el değmemiş doğası, kadim yerleşim yerleriyle tanışmak, Moskova’nın sokaklarında gezmek, Nazım’a selam vermek diğer nedenlerden de bazılarıydı.

Aralık, Ocak ayında planlar yapıldı. Dostlardan küçük bir grup oluşturulup tur şirketinden erken rezervasyon avantajlarından yararlanarak yerimiz ayırtıldı. Kredi kartında taksit olanaklarından yararlanıp tura başlamadan parası da ödenmiş oldu. Yeri gelmişken turda bir katılımcıdan öğrendiğim bir bilgiyi paylaşayım; gezilerinizi kredi kartı ile ödediğinizde, sizin dışınızdaki herhangi bir nedenle gezi gerçekleşmezse, paranız banka tarafından kredi kartına iade ediliyormuş.

28 Haziran’da başlayacak geziye Ocak ayında başvurmak, fiyat ve ödeme avantajı yanı sıra 5-6 ay o seyahatin hayalini kurma fırsatı tanımış oldu.

Beklenen gün geldi. 28 Haziran’da İstanbul Atatürk Havaalanı’nda uçağa bineceğimiz kapının önündeydik. Ülkenin dört bir yanından gelmiş insanlarla birlikte geziye başlamanın heyecanını yaşıyorduk tabii ki üç buçuk saat sürecek uçak seyahati heyecanı da buna karışıyordu.

 

Ve Petersburg şehrindeyiz…

 

Sabah saat 11.00 de başlayan uçuş öğleden sonra 15.30 da Petersburg’da sona erdi sorunsuz ve sıkıntısız bir şekilde. Yol dört buçuk saat gözükmekte saatler arasındaki farka baktığımızda, ancak yukarıda da yazdığım gibi üç buçuk saat sürdü, aradaki fark yerel saatin ülkemize göre bir saat ileri olmasından kaynaklanıyordu ve tüm gezi boyunca bu sürecekti.

Petersburg Havaalanı yeni yapılmış, modern bir binalar kompleksi olarak, uluslararası havalimanları standartında yapıldığından yolumuzu bulmamız, bavulları alıp bizi bekleyen rehberimiz Aleksandr ile buluşmamız zor olmadı.

Aleksandr bizi uçaktan aldıktan itibaren uçağa bırakana kadar on bir gün bizimle olacaktı. 28 yaşında sevimli, sıcak bir Rus genci idi. Türkçe konuşması yeterliydi ve bunu Moskova’da yatılı okuduğu Türk Lisesi’nde öğrenmişti.

Aleksandr’dan Türkiye’nin dört bir yanından gelen Türk turistlerin iki gruptan oluşup seksen üç kişi olduğunu, kendi grubuna kırk üç kişi düştüğünü öğrendik.

Bekleme salonundan bir türlü hareket edemiyorduk. Nedenini kısa süre sonra öğrendik. Üç ailenin bavulları çıkmamıştı uçaktan. Ve işlemlerin yapılmasını bekliyorduk. Neyse ki güneşli bir gün karşılamıştı bizi bu coğrafyada oldukça seyrek olan ve her şeye rağmen keyfimiz yerindeydi. Derken yola koyulma zamanı geldi.

 

Tuz ve ekmekle karşılandık

 

Ve hayal kırıklığı: Yol boyunca çok katlı apartmanlardan oluşan yerleşimler bize merhaba diyordu.

Ve sevinç: Petersburg merkezini istila edememişlerdi, büyülü kent tüm ihtişamı, kanalları, nehri ile karşımızdaydı.

Gemimizin ismi MS Russ idi. Yaklaşık 150 metre uzunluğunda, 16 metre genişliğindeki gemi, üç yüz yirmi yolcu kapasiteliydi ve beş kattan oluşuyordu.

Gemide güler yüzlü güzel Rus kızları gelenekleri gereği bizi tuz ve ekmekle karşıladılar. Daha sonra yerleştiğimiz kamaralar dar olmalarına rağmen tüm alanları değerlendirildiğinden rahat yaşanacak mekânlar olarak gözüktü ve gezi boyunca yanılmadığımızı anladık.

Yerleştikten kısa süre sonra akşam yemeği vakti geldi. Geminin kıç tarafında sade ama zarif bir yemek salonu bizi bekliyordu. İlk akşam yemeği damak tadımıza uygundu ve bu durum gezi boyunca sürdü. Yemekte biz Türk grubundan başka Fransız, Macar ve Çin guruplarının da olduğunu gördük. Az sayıda İtalyan ve Brezilyalı katılımcı da vardı.

Sabah kahvaltıları açık büfe olarak sunuldu. Herkes istediği yere oturabiliyordu. Öğle ve akşam yemekleri salata ile başladı. Devamındaki çorbalarda, ana sıcak yemekte ve tatlılarda iki seçenek arasında tercih edilenler servis edildi. Öğünler doyurucu olmaları yanı sıra yadırgamadığımız lezzetteydi. Balık, et, tavuk bolca kullanılıyordu ana yemeklerde. Ayrıca vegeteryanlara da özel menü hazırlandı. Öğle ve akşam yemeklerinde, ilk oturumda seçilen masa gezi sonuna kadar sabitti.

İlk günün akşamı yolun yorgunluğunu gemide attık ve güneşli günün avantajını harika bir gün batımı ile saat 23.25 te yaşadık.

 

Beyaz gecelere hoş geldiniz!

 

Petersburg 1703 yılında Neva Nehri’nin bataklık deltasında Çar Büyük namı diğer Deli Petro tarafından kurulmuş ve ardından Rusya’nın başkenti ilan edilmiş. Denizciliğin önemini kavrayan Çar Petro bu kenti Baltık Denizi’ne açılan bir kapı, gemi sanayisini geliştirileceği bir bölge olarak planlamış ve imkânsızı başarmış: kent inşaatında büyük çoğunluğu zorla çalıştırılıp burada ölen on binlerce emekçinin sayesinde. Aleksandr, “Bu kent insan kemikleri üzerine kurulu” dendiğini söyledi.

Kent merkezi, başkentlik de yapmış olması nedeniyle anıt binalardan oluşuyor. Adım başı saraylar, kiliseler, katedraller, müzeler ve muhteşem parklar şehre büyülü bir hava katıyor. Başlangıçta bataklıktaki suları kurutma ve ulaşım için yapılan yüzlerce kanal ve köprüler de bu atmosferi zenginleştiriyor.

Ertesi gün yaptığımız panoramik şehir turu, o gün kentte düzenlenen uluslararası maraton nedeniyle planlandığı kadar verimli olamadı zira birçok cadde trafiğe kapatılmıştı. Acısını iyi Türkçe bilen ve konusuna hakim rehberimiz Anna eşliğinde, Hermitage müzesinde daha fazla zaman geçirerek çıkardık. İki milyon civarında sanat eseri sergilenen müze dünyanın eşsiz köşelerinde biri. Sadece onu gezmek için bile Petersburg’a gidilebilir.

 

Sanat harikası Peterhoff Yazlık Sarayı 

Kanal turunu şiddetle tavsiye ederim, bunun için inşa edilmiş teknelerden nehir ve kanallar çevresinde kurulmuş kente daha iyi nüfuz edebiliyorsunuz.

Petersburg gece özel olarak ışıklandırılıyor, kanallardaki köprüler de bundan nasibini alıyor. Bunları seyretmek ve gece saat 12’den sonra açılmaya başlayan ışıldayan köprüleri izlemek istiyorsanız ışıklar altında şehir turu bu arzunuzu yerine getirebilir.

Son gün yazlık saray yolundaydık. Pazartesi olması nedeniyle müze saray kapalıydı ama bahçesi harikaydı. Baltık denizi kenarında binaları, bahçe mimarisi ve fıskiyeleri ile görülmesi gereken bir doğa ve sanat harikası Peterhoff Yazlık Sarayı.

Gezinin üçüncü günü saat 17.00 de demir alma zamanı gelmişti. Canlı bir müzik eşliğinde beş duraklı ve altı gün sürecek nehirlerden, göllerden, barajlardan ve kanallardan geçeceğimiz, 17 su asansörü ile 162 metre yükselip, 1802 km sürecek gemi yolculuğumuz başlamıştı.

 

Sağımız orman, solumuz orman

 

 

İlk hedef Mandrogi’ye doğru Neva nehri üzerinde yol almaya başladık. Sağımız orman, solumuz orman. Yer yer evleri, duvarlarından, çatılarına kadar canlı renklerle boyanmış rengarenk küçük yerleşim yerleri ormanı kesintiye uğratıyor. Nehir’de geminin gideceği rota şamandıralarla işaretlenmiş durumda ve sürekli onu izliyor ki Moskova’ya kadar böyle devam ettiğini gördük.

Geminin ilk seyir gecesinde kaptanın hoş geldin kokteyli neşeliydi. Kaptan seyrin bütünü hakkında bizleri bilgilendirdi. Gemide dikkat edilecek hususları dile getirdi. Neva Nehri Avrupa’nın en büyük gölü Ladoga ile Baltık denizi arasında yer alır ve 74 km uzunluğundadır. Çabucak bitti. Karşımıza Marmara denizinden büyük Ladoga gölü çıktı. Havanın sakinliği sürdüğünden sallanmadan bu gölü Onega gölüne bağlayan 215 kilometrelik Svir nehrine geçtik.  Ve ilk su asansörü ile karşılaştık.

Moskova’ya kadar 162 metre yükseleceğimizden söz etmiştik. İşte başlıyoruz. Bir bent, kenarında su asansörü ve önünde yedi metre yüksekliğinde su var.

 

Su asansörüne biniyoruz…

 

Su asansörleri yaklaşık yirmi metre genişliğinde, üç yüz elli- dört yüz metre uzunluğunda ve sekiz- on metre yüksekliğinde beton havuzlar. Önünde ve arkasında kalın ve sağlam kapaklar var. Asansör içinde yan duvarlarda yükselen ve alçalan su ile birlikte hareket eden gemilerin bağlandığı babalar mevcut.

Biz boş asansöre girdik. Gemi yandaki babalara bağlanıp sabitlendi. Arka kapak kapatıldı. Önümüzdeki seviyesi yüksek suyu asansörün altına taşıyan kanalların vanası açıldı. Asansör su ile dolmaya, yükselen su da bizi yukarı taşımaya başladı. Su seviyesi önümüzdekine eşit olunca ön kapak açıldı. Gemi babalardan çözülerek ileri yol ile yeni yükseklikteki nehir de yol almaya devam etti. Karşıdan gelen gemi için bu işlem tersine yapılıyor. Dolu havuza giriyor. Yüksek tarafta kalan arka kapak kapatılıyor. Havuz alttaki kanallardan yavaşça boşaltılıyor. Seviye alt düzeyde eşitlendiğinde ön kapak açılıp yoluna devam ediyor. Asansörlerin doldurulup boşaltılması seviye farkından doğan suyun kendi ağırlığı ile yapılıp herhangi bir enerji kullanılmıyor. Kapaklar elektrik motorları ile açılıp kapatılıyor.

 

Nehir turları için inşa edilmiş

 

Bir gün önce akşamüstü başlayan gemi yolculuğu, ilk asansörümüzden geçerek ertesi gün saat 12.00 de Svir nehri kıyısındaki Mandrogi’de sona erdi. 2. Dünya Savaşı’nda yok olan bir köy Mandrogi. Bin dokuz yüz doksanlı yılların sonuna doğru nehir turları için tekrar inşa edilmiş. Hediyelik eşya satan mağazalardan, örnek bir Rus evinden ve bu eşyaların üretildiği atölyelerden, bir de ana nehre açılan dere üzerine kurulan insan gücü ile çalışan bir saldan oluşuyor. Tabii ki birkaç kafesi ve marketi de mevcut. Ve de iyi besili sivrisinekleri…

Öğle yemeği karada hazırlana mekanlarda barbekü tarzında ve yerel müziklerin eşliğinde yenildi. Hanımlar alışveriş ihtiyaçlarını doyasıya giderdiler, isteyen atölyelerde üretim süreçlerine tanık oldular derken ayrılış vakti geldi. (SÜRECEK)

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.