RUSYA’NIN İÇLERİNDE NEHİR GEMİSİYLE BEYAZ GECELER (2)

Dr. Nedim İnce'den, Dostoyevski’nin ‘Beyaz Geceler’ öyküsünden esinlenerek tasarlanan turizm yolculuğundan izlenimler

- Bu haber 2224 kez okundu.

RUSYA’NIN İÇLERİNDE NEHİR GEMİSİYLE BEYAZ GECELER (2)
 Turun dördüncü günü saat 16.00 da Mandrogi’den ayrıldık. Hedef Marmara Denizi’ne yakın büyüklükteki Avrupa’nın ikinci büyüğü Onega gölünün Kuzey ucunda bulunan Kiji adası. Beşinci gün sabahı saat 09.00 da gemi iskeleye bağlandı.

62 Kuzey enlemin biraz üzerinde ve gezinin en Kuzeyinde, Alaska ile aynı paraleldeydik. Güneş gece yarısına yakın zaman kadar adayı terk etmiyordu. Rusya’nın özerk cumhuriyetlerinden Karelya, 16. Yüzyılda yapılan 22 kubbeli, tamamen ahşap Spasskiy Kilisesinin etrafına eski Rus evleri, şapelleri inşa edip adayı açık hava müzesine çevirmiş. Kilisenin ünü tek çivi kullanmadan, ahşap geçmelerle yapılmış olmasından geliyor. Aleksi’nin rehberliğinde ki o da iyi Türkçe biliyordu, kiliseyi, Rus evlerini, şapelleri, yel değirmenlerini gezdik ve o bölgedeki yaşam tarzından,  kültürden haberdar olduk. Titreyen kavaktan kilise kubbeleri ve ev çatılarında kullanılan ahşap kiremitlerinin nasıl üretildiğine tanık olduk. At arabası ile ada Kuzeyine doğru yapılan minik gezi de ayrıca güzeldi.

 

Kiril Manastırı hâlâ görkemli

 

Bir sonraki liman Goritsky’ye çok yolumuz vardı ve fazla eğlenmeden saat 12.00’de palamarları çözdük. Artık sürekli Güneye ineceğiz. Şansımıza havanın sakinliği sürüyor, arada yağmur atıştırsa da Güneş daha fazla rol alıyor.

Göl bitti, Volga-Baltık kanalına girdik ve ard arda su asansörlerine de… Yedicisinden sonra 112 metreye yükselmiş olarak 43 kilometrelik Kovja nehrine çıktık. Suyun yapısından bulanık beyaz suları nedeniyle Beyaz Göl adı verilen gölden geçtik, yukarı Şeksna nehrine vardık ve kıyısındaki Goritsy’e saat 14.00’te gemiyi bağladığımızda gezinin altıncı gününü yaşıyorduk. Rusya’nın meşhur kürklerinin satıldığı küçük mağazaları ile küçük bir köy bizi karşıladı. Otobüslere binip sekiz kilometre mesafedeki Kirillov kasabasına gittik. Buradaki Kiril Manastırını gezdik. On dördüncü yüzyılda kurulan manastır oldukça geniş bir alana sahip ve duvarları kale duvarları gibi yüksek ve sağlam. Bir zamanlar Rusya’nın en zengin manastırıymış. Çar Petro Petersburg’u kurmadan önce o bölgedeki insanlarla yaptığı savaşlarda burayı askeri üs olarak kullanmış.

 

Ve meşhur Volga karşımızda

 

Aynı gün saat 17.00 de hareket eden gemide yerlerimizi aldık. İstikamet Rusya’nın ünlü kentlerinden Yaroslav’dı.  Onega gölünden Güneye indikçe yerleşim yerlerinin sıklığı ve büyüklüğü artmaya başladı. Yer yer sanayi kuruluşları da görür olduk. Ancak Moskova’ya kadar nehirlerin iki yanındaki orman bize güzel görüntüler seyrettirerek davam etti. Aşağı Şeksna nehrine geldiğimizde ilk defa su asansöründen de aşağı indik. Dolu havuza girdik, arkamızdaki kapak kapatılıp havuz boşaltılınca on metre daha alçak bir suda yüzmeye başladık. Altmışaltı kilometre sonra vardığımız su asansörü aynı zamanda Volga’nın da kapısıydı. Onu aşınca karşımızda meşhur Volga’yı bulduk. Hava daha ısınmış, kentler daha büyümüştü. Birçok insanın; bazılarını kıyıdan, bazılarını tekneleri ile balık tutarken, bazılarını da küçük plajlarda da güneşlenir ve Volga’da yüzerken izlemeye başladık. Nehir boyunca kurulan tatil kamplarından gelen müzikler gecelerimize eşlik eder oldu.

 

 

 

Kadim kent Yaroslav

 

Yedinci günde, saat 15.00 de Yaroslav’daydık. Volga ile Kotorosil nehirlerinin birleştiği yerde kurulmuş, bin seneyi devirmiş kadim bir kent bizi karşıladı: Düzgün caddeleri, eski ve güzel binaları, muhteşem parklarıyla… O kent ki İkinci Dünya Savaşı’nda nüfusunun üçte birini yitirmesine rağmen tekrar ayağa kalmış ve savaşa inat güzelliğini tekrar oluşturmuş.

Şehir turunda park ve bahçeler yanı sıra bir birinden ilginç kiliseler ziyaret edildi, Volga ve Kotorosil’in kesiştiği yerdeki sahil bandında mini yürüyüş yapıldı. Ardından büyük ve bakımlı bir bahçe içinde yer alan belediye başkanı konutuna gidildi. Konutunun bir kısmı müze haline getirilmiş. Mihmandar eşliğinde gezdikten sonra bizler için hazırladıkları mini klasik müzik konserini dinledik ve ardından Rus danslarından örnekler izledik. Ve bazılarımıza da onlarla dans etme fırsatı tanındı.

 

Moskova’dan önce Ugliç

 

Saat 20.00 de son noktamız Moskova’dan bir önceki durağımız Ugliç için yola çıktık. 209 kilometre sonra sekizinci gün sabahı saat 9.00 da hedefe vardık. Otuz sekiz bin nüfuslu, kuruluşu 937 yıllarına dayanan bir kent Ugliç. İlginç manastırlarını gezdikten sonra Rusya’da çok ünlü olduğu bildirilen bir korunun harika konserini dinledik. Ugliç aynı zamanda dünyaca ünlü Çayka saatlerinin de üretim yeri. Rıhtımdaki park her türlü hediyelik eşyanın satıldığı stantlarla dolu ve fiyatlar da tatminkârdı.

Son durağa 263 kilometre yol kaldı Ugliç’ten sonra. Öğle 12.00 de hareket ettik. Volga tüm canlılığını burada sürdürüyordu: balık tutanlar, su kayağı yapanlar, yüzenler ve sahilinde kamp kuranlar…

 

9. gün Moskova Nehri’nde demirledik

 

Seyir halinde son geceye gelmiştik. Kaptan bir veda yemeği verdi. Biz de gemi çalışanlarına teşekkür etme fırsatı bulduk. Yol boyunca gala gecesi için hazırlık yapan değişik ülkelerin turist gurupları hünerlerini sergilediler. Geceye doğru Moskova kanalına girdik. 128 kilometrelik kanalda çivit gökyüzünün süslediği keyifli bir seyir yaptık. Sabaha karşı herkes derin uykudayken ardı sıra altı su asansöründen Moskova’ya doğru yükseldik. Artık Petersburg’a göre 162 metre daha yüksek bir seviyedeki sularda yüzüyorduk. Gezinin dokuzuncu gününde Moskova’ya yaklaştıkça hareketlenen, kalabalıklaşan sahili izlemeye koyulduk.

Dokuzuncu gün saat 13.00 de Moskova Nehri’ndeki rıhtıma bağlanarak gemi seyrimizi sonlandırdık.

Altı gün süren nehir yolculuğumuz sırasında gemide sıkıldığımızı düşünmüş olabilirsiniz ve yanılırsınız. Öncelikle sürekli değişen ama güzelliği değişmeyen bir doğa cenneti içindeydik ve seyrine doyum olmuyordu. Dördüncü katta, gemi ön kısmında bulunan barda oturup sohbet etme, kağıt oynama ve akşamları piyano dinleme şansınız her zaman vardı. Akşam saat 22.00 sıralarında arkadaki barda müzik dinleyip dans edebilir, göbek atabilirsiniz. Beşinci kattaki çok amaçlı büyük salonda ise çok çeşitli aktivitelere katılabilirsiniz: Rusça dersleri, Rus tarih dersleri, Rus şarkıları öğrenme dersleri, peçete katlama kursları, gala gecesine hazırlanma çalışmaları, çok değişik şovlar ve çeşitli filmler…

Gemiye dışarıdan istediğiniz içkiyi getirebiliyor, kamara ve güvertelerde içebiliyorsunuz. Bu dingin ortamda, bir yandan Rus votkasının tadına, bir yandan manzaraya bakarken okuduğum kitapların lezzeti hala dimağımda; bir de tavlada aldığım yenilgilerin unutamadığım acısı…

Moskova’da iki gece kaldık. Tabii ki gemide konakladık. Panoramik şehir turunda kentin önemli meydanlarını ki en başında Kızıl Meydan geliyor, parklarını, binalarını ve de alışveriş merkezlerini gördük. Kent merkezi dışındaki rıhtımdan şehre doğru yaptığımız yolculuk sırasında Moskova’yı da İstanbul’a benzettiğimizi düşündüm, sıra sıra gökdelenler yükseliyordu İstanbul’da gördüğümüz şekilde ve bunları İstanbul’da inşa eden Türk firmaları tarafından yapılan… Neyse ki kent merkezine henüz nüfuz edememişler ve şehrin tarihi dokusu olduğu gibi korunmuş.

 

Kızıl aslında güzel demekmiş

 

Moskova çok eski bir kent. Moskova ırmağı kenarında kurulmuş. Rusya’nın merkezine yakın bir yerde bulunan coğrafi konumuna, Moskova Prensliğinin merkezileştirmeyi gerçekleştirmesi sonucunda kısa aralar dışında neredeyse Rusya’nın kuruluşundan bu yana ülkeye başkentlik yapıyor. Dünyaca ünlü Kremlin bunun eseri.

Kremlin nehir kenarında çevresi kalın duvarlarla çevrili bir iç kale. Moskova’nın kuruluşundaki çekirdeği bu bölgedir. Kent büyüdükçe yerleşim duvarlar dışına taşmış, içeride devletin yönetildiği saraylar, katedraller ki şimdi müze olarak kullanılıyor, kışlalar kalmış. Kızıl meydan Kremlin duvarları dışında büyük bir yer kaplıyor. Çok uzun süre Rus ticaretinin kalbi görevi görmüş, insanların da yüzlerce yıl önce, meydanın kendilerine yaşattıkları güzellikler nedeniyle Rusça “güzel” anlamına gelen “Kızıl” adını verdikleri bir meydan. Ben bu bilgiyi veren Aleksandr’ın yalancısıyım.

Rusya tarihini müzik ve dansla anlatan turistlere yönelik Kostroma Şov büyük bir otelin konferans salonunda gösterime sunuluyor. Ben beğendim. Müzikler çok güzeldi ve Rusya’nın dört bir yanını temsil edecek şekilde seçilmişti. Danslar da gerek sunum ve gerekse temsil açısından aynı titizlik gösterilmişti.


NAZIM HİMET BURADA YATIYOR 


Arbat sokağı alışverişi sevenler için bir cennet. Ve birçok mağazada Türkçe anlaşabileceğiniz çalışan var. Sokağın süsü sokak sanatçıları artık süsleyemeyecek kadar azalmış; yerlerini mağaza ve dükkanlara bırakarak… Moskova’da yaşayan Türkler, Türk turistlerin Arbat’a düşkünlüğünü keşfedince iki restoran açmışlar. Biri kebap, pide üzerine yoğunlaşırken, okuduklarınıza belki inanmayacaksınız ama diğeri de tantuni ağırlıklı çalışıyor.

Moskova’da turların önerdikleri organizasyonlara katılabileceğiniz gibi gemiden edindiğiniz harita ve metro şeması ile çok ucuz istediğiniz her yeri gezebilirsiniz. Önceden bir hazırlık yaparsanız rehberden duyacağınız bilgiden daha fazlasını da edinebilirsiniz. Gezdiğimiz her yerde yerli halkın sıcak ilgisini gördük. Yardımsever olduklarına tanık olduk. Gençler dışında pek İngilizce bilen yoksa da işaret dili anlaşmaya ziyadesiyle yetmektedir.

Son gün benim için en anlamlı gündü. Novadiçi’ye gidecektik. Nazım Hikmet’i bağrında koruyup kollayan mekâna. Rusya’ya hizmet etmiş nice devlet adamı, asker, sanatçı, yazar mesela Çehov, Nazım Hikmet’le birlikte burada yatıyordu. Mezarlıktan çok sanat değeri tartışılmaz, güzel bir açık hava müzesi havasını hissedebiliyorsunuz kapıdan girdiğiniz andan itibaren.

Onun zarif mezar taşına dokunabilmek, ona bu kadar yakın olabilmek anlatılması zor duyguları yaşattı bana, beraber olduğumuz grubun da farklı olmadığını hissedebiliyordum.

360 derecelik bir pano resim ile Napolyon komutasındaki Fransız Ordusu ile Kuznetsov komutasındaki Rus ordusunun savaşı anlatılan müze ziyaretinin ardından meşhur Moskova metrosunu gezmek keyifliydi.

On birinci günde, İkinci Dünya Savaşı’nda 25 milyon insanını kaybetmiş, kentlerin birçoğu yakılıp yıkılmış Rusya’nın nasıl tekrar ayağa kalktığını görmüş olmanın hayranlığı ile, dinlenmiş, duygulanmış, zenginleşmiş olarak, geziyi güzel bir şekilde bitirmiş olmanın mutluluğunu yaşayarak havalanın yolunu tuttuk.

Kuş gibi havalanıp, kuş gibi uçup, kuş gibi konarak kürkçü dükkanına geri döndük. 

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.