UĞUR PİŞMANLIK

 

Tarsus için övünülür, 10 bin yıllık tarihi var, şusu var, busu var diye. Kancık Kapı olarak bilinen Kleopatra Kapısı, Şelale’si, Humus yemeği, şalgamı, kelle paça çorbası sayılır övünülerek.

Ama bir kentin değerleri sadece bunlardan oluşmuyor. Asıl değerli olan, o kentte yetişen yazar, sanatçı ve bilim insanları ile bunların ürettikleridir.

Hiç kuşkusuz bilim, kültür, sanat, edebiyat gibi alanlarda Tarsus’ta yetişmiş pek çok değerden söz edilebilir. Cumhuriyet’ten sonraki 50 yıl içinde ki 50 yıl ülkemizde ortalama yaşam ömrüdür, bu dönem kuşağı içinde Tarsus’tan yetişmiş Sosyolog Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil, Şair Ümit Yaşar Oğuzcan, Tiyatrocu ve oyun yazarı Haşmet Zeybek, Ressam Ekrem Kahraman, Tiyatro oyuncusu Savaş Başar gibi ilerici, aydın değerli bilim, sanat insanlarından birkaçını sayabiliriz.

Tarsus aydını hep Tarsus’a küskün gitti. Çünkü Tarsus sanatçısına, bilim ve kültür insanına sahip çıkmadı, çıkamadı.

Tarsus hep aydınına uzak kaldı, onların yüzünü kente döndürmeyi, onların aydınlığından beslenmeyi beceremedi.

Bir kentin yetiştirdiği bilim ve sanat insanlarının büstünü dikerek adını, caddeye, kütüphaneye, vs. vererek sahip çıkılmıyor.

Geriye dönüp baktığımızda Tarsus, bir Tütengil için ne yaptı? Ümit Yaşar Oğuzcan’a nasıl sahip çıktı? Yakın zamanda kaybettiğimiz Haşmet Zeybek’i yaşarken bağrına mı bastı? Neden Ekrem Kahraman gibi bir ressamın eserlerini Tarsus’ta bir sergiyle buluşturulamadı?

Bu isimlerde, sorular da çoğaltılabilir. Ama bunun bir önemi yok. Bugün yaşasın, yaşamasın Tarsus’un değerleri ile Tarsus arasında büyük bir açı var.

Beş dönemdir kenti yöneten gerici MHP’den zaten böyle bir değer kılma beklenemez ama ya aslan sosyal demokrat CHP? İşte Tarsus, burada da çuvallıyor. Burada amaç CHP’yi eleştirmek ve polemik yaratmak değil. Şöyle 1980 öncesinden Orhan Eyüpoğlu, Derviş Sefa Özşenoğlu, Veyis Kemal, Bedrettin Sarpkaya gibi belediye başkanlarının dönemlerine bakın ve bunlara 20 yıllık Burhanettin Kocamaz dönemini ekleyin Tarsus’ta yetişmiş bu değerlere sahip çıkmak adına ne yapmışlardır?

Burada İlyas Avcı Tiyatro Şenliklerini, Mehmet Bal Sergi Salonu ve Ethem Çalışkan Okuma Salonu ile bu isimler için yapılan çabaları ayrı tutuyorum. Ayrı tutuyorum çünkü bu başka bir tartışma konusu ve bu faşist MHP’nin siciline kadar gider.

Tarsus bir dönem çiftçidir, bir dönem tekstilci, bir dönem petrolcüdür, bir dönem mobilyacı ve un fabrikası ve fırın sahipleri. Tarsus’u bunlar yönetti. Kimi Şehir Kulübünden, kimi pavyondan, kumar masasından kimileri de rakı sofralarından.

Kimse kente, kentin yüzüne bakmadı. Tabi bu kentte yetişen sanatçılara da… O yıllardan bu yana partilerde ve belediyecilik işlerindeki çıkarcı, rantçı anlayış bugün de devam ediyor. Bunlar, Tarsus’un 40-50 yılını çarçur eden zihniyettir.

Gerek Tarsus’ta yaşayan gerekse başka kentlerde yaşamını sürdüren ilerici ve aydın sanatçılar yerel ilkeli duruşlarıyla bu düzenin pisliğine bulaşmış belediyelere ve yerel yöneticilere boyun eğmedi ve eğmiyor. Onlardan bir şey beklemiyor.

Aydın olmak demek bir görüşü ve duruşu olmak demektir. Aydın olmak demek emekten yana olmak ve sınıfını bilmek demektir. Sınıfını bilmeyen adam halk deyişi ile “ya kıyakçıdır ya ayakçı”. Bunlar solun ayağına dolanan parazitlerdir.

Bugün kimileri gibi katil geçmişi ile bilinen faşist bir partinin belediye başkanına Tarsus Fotoğraf Derneği’nin açılışını yaptırmıyor. “Solcu yazar getireceğim” diye para bulamayınca Kocamaz’ın kapısını çalmıyor. Yenice’de olduğu gibi sol değerleri olan Alevi beldesi Yenice’de devrimcilerin 10 yıl emek verdikleri festivali yaltaklanarak MHP’ye peşkeş çekilmiyor.

Aydın olmak zor iş, aydın kalmak daha da zor iş. Ama aydın da sonuçta bir insan. Sanatçı duygusaldır. Aydın sanatçılar insani duyarlılıktadır. Onları aydın yapan şey, bilgi ve birikimleriyle birlikte aynı zamanda o sanatçı ruhun içindeki insani duyarlılıktır.

Tek tek örneklerden değil, bir tarihsel bütünlük içinde bir kenti, o kente yaşayanları ve kurumları ile ele alıyorum. Ama bu durum sadece Tarsus’a özgü değil, birçok kentte durumun aynı olduğu bilinmektedir.

Sonuç olarak, Tarsus, aydınlarında da, aydınlanmadan da çok uzak. Bu yazı bir umutsuzluk yazısı değil ama ortadaki tabloda da çok iyimser bir durum görünmüyor.

Bir söz de tiyatro, müzik, resim ya da edebi alanda çalışan ve bugün Tarsus’ta yaşayıp kendisini aydın sayanlaradır: Örgütsüzlük, bir aydın dramıdır. Aydınımız, örgütsüz aydın olma dramını aşmalıdır.

 Binlerce yıl öncesinde felsefe okulları olan ve filozoflar yetiştirmiş, yakın geçmişinde ise yukarıda anılan cumhuriyet sonrası değerleri yetiştirmiş Tarsus’a, aydınlığın kenti olmak yakışır.

Kent, bunun için önce yazarına, bilim insanına ve sanatçısına sahip çıkmalıdır.

Sanatçı ve aydına uzak bir kenttir demiştik. Tarsus’un zengin tarihsel birikimiyle kıyaslandığında ortada paradoksal bir durum vardır.

Bu Tarsus’un trajedisini de oluşturmaktadır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.