banner136

"Sırça Sarayın Serçeleri" raflarda

Gazetemizin de yazarı Selma Sayar yeni çıkan kitabı hakkında konuştu. Sayar, kitabına ilişkin olarak, " Kitabım kısa yazılardan oluşan bir deneme kitabı. Her insan gibi her kadın gibi benimde duyarlılıklarım bu kitapta yer alıyor. Öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki ne sorunlar ne sıkıntılar bitmiyor maalesef. Çok kangrenleşmiş sorunlarımız var" dedi.

- Bu haber 899 kez okundu.

"Sırça Sarayın Serçeleri" raflarda

Ahmet Adıgüzel

 

Selma Hanım söyleşimize başlamadan önce biraz kendinizden bahseder misiniz?

 

Adım Selma Sayar 1974 Antakya doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimimi Antakya da tamamladım. Lisans eğitimimi İzmir Ege Üniversitesi’nde yüksek lisansımı Mersin üniversitesinde tamamladım. Ayrıca yurt dışı geçmişimde var. 4 yıllık Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde öğretmenlik yaptım. Eleştiri üzerine yüksek lisans tezim var.  Evliyim, iki oğlum var ve 1 buçuk senedir Mersin İMECE Gazetesinde köşe yazarlığı yapıyorum.

 

Kitap yazma hevesi nerden geldi, kitap yazmaya nasıl karar verdiniz?

 

Aslında meraktan ziyade bu biraz okuma ile alakalı. Yani kendimi bildim bileli, çocukluğumdan beri okumaya çok meraklı bir çocuktum. Birçok anım var bununla ilgili. Kim beni nerede bulmak istiyorsa sedirin altında elimle bir kitapla uyuya kalmış olarak ya da mutfakta dolabın köşesine sinmiş bir şekilde bulurlardı. Çünkü o zamanlar hayat koşulları biraz zordu. Diğer aileler gibi bizde ağanın yanında icardık. Çok büyük geniş tarlaları vardı ağanın. Bende hiç sevmiyordum o işlerle uğraşmayı. Annem, babam, kardeşlerim tarlaya giderken açıkçası ben kaçıyordum. Ben okuma yapıyordum ve o okumalar zamanla beni besledi. O zamanlar tercih edebileceğim bir tür, elime ne geçse okuyordum. Bunun içerisinde roman, hikaye, anı, masal, tarih psikoloji,felsefe… fırsatımı yarattıkça okuduklarımın bir sonucu olarak özellikle son 10 senedir yazı hayatına başladım. İlk olarak Pratik Haber de yazmaya başladım.

 

Gazetede köşe yazarlığına ne zaman başladınız?

 

2006 sonlarında başladım. Ahmet Levent Ürün’ün Pratik Haber.com da başladım. Basınla tanışmam onun vesilesi ile oldu. Bu arada edebiyat dergilerine de kitap tanıtımları, kısa öyküler göndermeye başlamıştım. Radikal gazetesinin pazar ekinde yazılarım yayınlanmaya başladı. Aslında çok arşiv biriktiren bir insan değilim. Ama yazılarımın kaybolduğunu görünce üzüldüm ve bunları artık bir araya getirmeye, toparlamaya karar verdim. Kitap fikri de öyle ortaya çıktı.

 

İki çocuğunuz var, öğretmenlik yapıyorsunuz, bir yandan yazılar yazıyorsunuz ve Türkiye de kadın olmak… Zor olmuyor mu bu saydıklarımızın hepsini bir arada yürütmek?

 

Öncelikle bu soruyu sorduğunuz için ben teşekkür ediyorum. Evet gerçekten zor. Ama aslında hayatın kendisi zor değil mi? Şu veya bu ülkede olmaktan ziyade Ortadoğu da olmak başlı başına bir sıkıntı bizim için. Hele ki bizim gibi 3. Dünya ülkelerinde insan olmak büyük bir sorun. Kadın olunca ne yazık ki o sorun katlanıyor. Ama ben hayatım boyunca eğitimin çok önemli olduğuna inandım. İnsanlar ancak okuyarak eğitilebilir ya da kitaba yönlendirilerek bir şeyler başarılabilir. Bende açıkçası bunu önüme hedef olarak koydum. Gerek öğrencilerimin gerek çocuklarımın gerek çevredeki insanların benim kitaba olan bağlılıklarımı bildikleri için bir kitap alacakları zaman benden görüş isterler. Çıkan her kitabı okumaya, takip etmeye çalışırım. Fedakarlık işi aslına bakarsanız. Bütün işlerinizi yaptıktan sonra hem okulla ilgili hem ev ile ilgili çocuklarım ve eşim ile ilgili her şeyi bitirdikten sonra kendinize ait bir zaman yaratıyorsunuz. Belki de işin en zor kısmı da budur. Bu kadar yoğun tempo ve yorgunluğun üstüne çok istediğiniz, hayal ettiğiniz, arzu ettiğiniz bir şeyi yapmak kolay değil. Ama ben severek yaptığım için işin keyfini çıkarıyorum.

 

Bize kitabın içeriğinden bahseder misiniz?

 

Kitabım kısa yazılardan oluşan bir deneme kitabı. Her insan gibi her kadın gibi benimde duyarlılıklarım bu kitapta yer alıyor.  Öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki ne sorunlar ne sıkıntılar bitmiyor maalesef. Çok kangrenleşmiş sorunlarımız var.  Ve ben bir kadın olarak bir insan olarak bunları görünce canımı yandığını hissediyorum. Bir anne olarak, bir kadın olarak ve bir eğitimci olarak duygularımı kaleme alıyorum. Oturup bağırıp çağırmak yerine birilerine şiddet uygulamak yerine kendimi bu şekilde ifade etmeye çalışıyorum ve bunları yaparken küçük küçük mesajlarımda var insanlara, beni okuyan kitap dostlarıma.

 

Pekiyi hocam bu kitabı okurken bir annenin mi, bir öğretmenin mi, bir kadının mı gözünden bakmalıyız olaylara?

 

Aslında hepsini duyarlı bir insan tarafından yazılmış olan metinler olarak görebilirsiniz. Arada bir anne yüreği ile yazdığım yazılar var, eğitimci gözüyle yazdığım şeyler var ve bir kadın olarak beni rahatsız eden sorunları kaleme aldığım yazılarım var. Ama bunların ötesinde dediğim gibi bir insan olarak duyarlılığımı ön plana çıkaran metinler diyebiliriz.

 

Bu kitabı yazarken şüphesiz size destek olanlar olmuştur. Fakat  “ sen annesin, öğretmensin ne gerek var şimdi buna?” diyen oldu mu?

 

Ne gerek var şimdi buna diyen olmadı çünkü ben ona izin vermedim. Çünkü yaptığım işin iyi bir iş olduğuna inandırdım etrafımdakileri, başta eşim olmak üzere. Ama bana başına iş açacaksın diyen oldu. Nedeni ise arada dokundurduğum yazılarımda var. Bu yüzden bana “ne gerek var durduk yere, korkmuyor musun?” diyen oldu. Belki de korkulacak bir şey ama ben bunun korkulacak bir durum olduğuna inanmıyorum. Çünkü kullandığım dil naif bir dil. Hiç kimseyi direkt sert bir şekilde eleştirmiyorum, kimsenin kuyusunu kazmaya çalışmıyorum. Evet, bir sorundan bahsediyorum ve bu sorunun çözülmesi gerektiğini söyleyince buna çözümlerde üretiyorum. Hayat boyunca şiddetten yana olmadım. Şiddetin hayatımızda büyük bir sorun olduğunu düşünüyorum. Her türlü şiddetten bahsediyorum. Şiddet deyince silah alıp sıkmak vurmak değil. Karşınızda ki ile konuşurken sesinizi yükseltiyorsanız bunun bile bir şiddet olduğuna inanan bir insanım. Bütün bunları bir araya getirdiğinizde böyle bir emek çıktı ortaya. Başta eleştiren olsa da güzel bir ürün ortaya çıktığında nasıl yapabildiniz bu işi diyorlar. Çünkü çocuklarım da daha küçük. Ama bu anlamda eşime çok büyük teşekkür borçluyum. Başta ailem olmak üzere en büyük desteği kendisi verdi bana. Çevremde beni okuyan eleştirilerini esirgemeyen insan var. Onlar beni her geçen gün daha çok besliyor ve yüreklendiriyor bu iş için.

 

Kitabın ismi olan “Sırça Sarayın Serçeleri” ni nereden ilham aldınız?

 

Saray kavramı tarih boyunca dillendirilen bir kavramdır. Sırça cam anlamına gelmektedir. Özellikle son zamanlar da biliyorsunuz bir saraya tartışması var. Ama onunla bir ilgisi yok. Genel olarak bir saray kavramından bahsediyorum. Osmanlıda da öyleydi, Roma da öyleydi, Avrupa da böyleydi ve daha eski medeniyetlere gittiğiniz zaman yine böyleydi. Ve o sarayda yaşayan insanların yaşamları hep halka yani sarayın dışında yaşan insanlara gizemli gibi gelirdi. Çünkü orda ne yaşanılır, ne yer ne içerler ya da nasıl karar verilir insanların yönetimlerine bu kafalarda hep bir soru işareti daha doğrusu bir gizemdi. Biz ne zaman ki biz o tarihle ilgili dizileri izledik orda biraz şekillendi. Biraz da oradan esinlendim.

 

Sırça saray da sizin duyarlılığınız mı var?

 

Evet, bizim dışımız da bizden biraz kopuk dünyalarında fildişi bir kule var ve o kule de kendilerini hapsetmiş insanlar aslında bizimle ne kadar ilgililer? Bu konuda kafamda soru işaretleri var. Bir o yaşam var birde yaşamın içinde hepimizin boğuştuğu, kavrulduğu, var olma mücadelesi verdiğimiz bir hayat var. Arada o uçurum var. Serçeyi niye seçtiğimi de belirteyim. Serçe kuşların arasında en işe yaramayan kuş diye tabir edilir. Tahıllara, tarlalara zarar vermekle meşhurdur. Bir zamanlar söz konusu sarayların etrafında da saraylı insanlarca beslendiği için aylak, faydasız insanlar gibi serçelerinde bir artısı olmayan kuşlar. Sırça Sarayın Serçeleri deyince de böyle bir bütünlük oluşturdu. Kitabın içinde de öyle bir yazım da var zaten. Adını aslında o yazıdan da alıyor.

 

Kadınlara, kadın yazarlara yönelik bir öneriniz var mı?

 

Yazmak isteyen, yazmayı kendine hedef edinen insanlara birkaç şey söylemek isterim. Bir defa yazmak birikim gerektiren bir durum.  Okuma yazmazsanız, kendinizi geliştirmezseniz tabi doğuştan yetenekli bir insan değilseniz çünkü dahi derecesinde yazan insanlar var ben onarlı sadece seyrediyorum. Kendi çapımda şunu söyleyeyim kendini ifade etmek isteyen insanlar için okuma yapmaları şart. Okumanın her türlüsünden beslenecekler. Tarih, anı, masal, roman, hikaye okuyacaklar. Bu okuduklarının kendilerinde bıraktığı o duyguyla kendilerini ifade etmeye çalışacaklar. Okumak ve yazmak dünyanın en şahane duygularında iki tanesi. Bunun tadını çıkarmaya çalışan biri olarak bunun güzelliğini yaşadığım için, hayatıma neler kazandırdığını bildiğim için ısrarla etrafımdaki insanlara okumalarını, dünyalarını güzelleştirmelerini her zaman çok istiyorum. Çünkü ben şuna inanıyorum; kitabın olduğu yerde şiddet yoktur, dövüş yoktur, kavga yoktur. Tam tersine konuşmak vardır, anlaşmak vardır. Açıkçası bunları çok önemsiyorum.

 

Bu yazıların, kitapların devamı gelecek mi?

 

Farklı türde mesela roman, hikaye…

Ben roman okumayı çok seviyorum ama şu an kafamda roman yazmak gibi bir düşüncem yok açıkçası. Ama yazmaya devam ediyorum. Kitap tanıtımlarına devam ediyorum. Şu anda öyküye başladım, kısa kısa öykülerim var. Bu öykülerden bir kitap oluşturabilirim. Yada eleştiri üzerine yazdığım bir yüksek lisans tezim var belki onu kitaplaştırabilirim.

 

Kitabınız şu an bütün kitapçılarda mevcut mu?

 

Evet, D&R de var, Sokak Kitap Evinde var. Mersin deki kitap dostlarıma duyurusunu yapmıştım. Buralardan temin edebilirler arzu ederlerse. Bütün internet sitelerinde satışta şu anda. Oradan temin edebilirler.

 Ve son olarak beni konul ettiğiniz için teşekkür ederim.

 

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner135