Dostlarım ve bazı okurlarım bilirler, uzun yıllar yaz aylarını Erdek’te geçirmişimdir.  Yirmi yılı aşkın bir süredir de inançlı bir komşum ile iyi ilişkilerimiz olmuştur.   Türk kökenli ancak bir Suriyeli Arap ile evlenmiş bu yaşlı kadın, sohbetlerimiz sırasında ülkemizde sıklıkla tanık olduğu bazı özel dini günleri ve kutlamaları anlayamadığını söylerdi.   Merhum eşinin görevleri sırasında birçok Müslüman ülkeyi gezdiklerini ve özellikle bu inançlı ülke insanlarının takviminde ‘Kadir Gecesi’ dışında özel bir dini günün anılmadığını söylerdi.

Gerçekten de bu tür özel günlerin bizler dışında başka Müslüman ülkelerin ibadet takvimlerinde yerinin olmadığı hepimiz duymuşuzdur.  Üstelik insanlarımızın bu konulu sorularına da Diyanet İşleri Başkanlığı doyurucu bir yanıt vermemiştir.

Üstüne üstlük, Türk Diyanet Vakfı tarafından önerilen ve Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından onay verilen yeni bir özel hafta; “Kutlu Doğum Haftası” adı ile 1989 yılından itibaren Nisan ayının 20-26 tarihleri arasında kutlanır olmuştu.  Bazılarımızca bu tarihlerin Hicri takvime uyarlanmayarak aynı tarihler de sabitlenmiş olmasının 23 Nisan tarihini maskelemek amaçlı olduğuna dair yakınmalarımız da olmuştur.   Buna karşın tarih değiştirilmemiş iken, bir aklı evvelin 26 Nisan, Fetullah Gülen’in doğum günüdür, gizlice bugün kutsanıyor denmesine bağlı olarak 2008 yılında yeniden düzenlenmiş ve Nisan 14-20 tarihlerine kaydırılmıştır.

Şimdi ise yeni değişiklikle karşı karşıyayız.  Bu özel haftanın adı “Mevlid-i Nebi” olarak yeniden ilan edildi ve Hicri takvime uyarlanarak her yıl on gün kadar kaymasına karar verildi.

Değerli bilim insanı Prof. Dr. Tayfun Atay, bu yeni düzenlemenin Hıristiyan dünyasının Hz. İsa’nın doğum günü olarak kutladıkları Noel gününe bir nazire olarak yapıldığını belirtiyor.  Bana da bu yaklaşım yabana atılır bir fikir olarak gelmemiştir.   Kaldı ki, dini inançlar da doğum değil, ölüm kutsanıyor; çünkü ölüm Hakka yöneliş ve Allah’a kavuşma günü olarak kabul ediliyor. 

Bu konular anladığımız kadarı ile tartışılmaya devam edecektir.   Hâlbuki elimizde değerli din bilgini rahmetli Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün bizlere sunduğu bir kaynak vardır.   Tüm İslam âlemine önerdiği bu bilimsel kaynak, İslam dininin Kur’an’ın emrettikleri dışındaki yanlış uygulamalarına değinmektedir.  Bunların bir kısmının uydurulmuş dini söylentiler olduğunu da keza söylemiştir.   Sizlere değerli din bilgini Yaşar Nuri Hoca’nın bizzat listelediği ve halen uygulanan veya uygulanmasına çalışılan ve de dini talimat diye bizlere belletilmiş yanlışların listesini iletmek istiyorum.  Takdir siz okurlarımındır.

Kur’an da yazılı olmayan yanlış uygulamalar ve inançlar;

“ Zina yapan kadınların taşlanması;

 Başörtüsü, türban, çarşaf, peçe takılmasını zorunlu görmek;

 Kadın haklarının kısıtlanması,  kadınların çalıştırılmaması, yöneticilik yapamaması;

 Bir erkek şahide karşı iki kadın şahitliğinin günümüzde geçerli olmasını önermek;

 Haremlik ve selamlık denen oturma düzenine nerede ise resmiyet kazandırmak;

 Hadisleri öne çıkararak dinin hadislere dayandırılmasına çaba gösterilmek istenmesi;

 Mezhepler ve tarikatlara sosyal ve ekonomik yaşamda destek verilmeye çalışılması;

 Halifelik, şeyhülislamlık, dini liderlik gibi vasıflara sıklıkla atıf yapılması;

 Allah'la kul arasında aracı sayılan ruhban sınıfının yani hocaların fazlaca önemsenmesi;

 Evliya, molla, şeyh, şıh gibi kavramlarla mütedeyyin insanlara baskı kurulması;

 Dini kıyafet denilerek Araplar gibi giyinilmesine cesaret verilmesi;

 Türbelere ve diğer dini yapılara kutsal mekân havası verilmesi;

 Kâbe figürleri ile inançlı insanların kandırılması;

 Erkeklerin sünnet olması zorunluluğu;

 Arapça ibadet zorunluluğu;

 Hafta tatilinin Cuma ile sınırlı kabul edilmek arzusu;

 Namazla ilgili 5 vakit diye bir rakamın tartışılmasız sayılması; 

 Bayram namazlarının farz oluşu;

 16 rekât Cuma namazı kılınmasını teşvik etmek yanlışı;

 Teravih namazı kılmayanın cezalandırılmak istenmesi;

 Namaz kılmayanın cehennemde azap çekeceği rivayetinin yayılmak istenmesi;

 Cuma namazı kılmayanın dinden çıkarılacağı tezinin savunulması;

 Kadınların Cuma namazı kılmasını arzu etmemek diretmesi; 

 Kâbe’ye dönülmeden kılınan namazın geçersiz sayılabileceği kanısı;

 Kadın ve erkeğin birlikte namaz kılmasına hoş bakılmaması;

 Namazın Allah ile Peygamberler arasında bir pazarlıkla belirlendiği;

 İmam, müezzin, vaizlerin kadrolu ve maaşlı olmasının geçerliliği;

 Yahudilerin lanetli olduğuna inanılması için çağdışı sayılmayacak baskıların devamı;

 Ölüleri anmak ve kutsamak adına 7- 40 - 52. geceleri tertiplenmesine katkı verilmesi;

 Mevlit okumak âdetinin bir tür farz gibi takdim edilmesi;

 Vekâletle ölüler yerine hacca gitmek;

 Dini nikâh ya da imam nikâhı denilen evlenmenin resmi nikâha tercih edilmek istenmesi;

 Çok eşliliğin bütün toplumlar ve zamanlar için geçerli olmasını kabullenmek arzusu;

 Takı, heykel, resim, müzik yasaklarına nerede ise dinen fetva verilir olması;

 Mehdi ve deccal kavramları ile mütedeyyin insanların yanıltılması;

 Alkolün içki dışında da haram olmasına inanılması;

 Adet halindeyken namaz kılınamayacağı ve oruç tutulamayacağı telkinleri;

 Abdestsiz Kur’an okunamayacağı inancı;

 Deniz mahsullerinin gıda olarak tüketilmesinin haram sayılması;

 Zemzemin şifalı olduğunu iddia etmek davranışları;

 Kutlu doğum haftasını yaratmanın anlamsızlığı;

 Ramazan ve Kurban Bayramları dışında dini günler ve kutlamalar.”

 Kıssadan hisse: “Dünyada en kârlı ticaret din tüccarlığıdır. Sermayesi yalan, müşterisi cahildir.” ( Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk).

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.