Değerli dostlarım, tekrardan merhaba. Bizim ülkemizde, kutlamalarımız da uğurlamalarımız da aynı bizim gibi garip. Ne yapsak da aşırıya kaçsak diye mi düşünüyoruz yoksa doğamızda bu mu var hala anlayabilmiş değilim. Gelin konuyu biraz daha açalım.

Evleneceğiz. Düğün sabahı kızı evinden almaya gidiyoruz. Tek gitsek iyi, mehter takımı ile apartmana giren mi istersiniz; yoksa ellerinde işaret fişekleri arabalarından sarkanlar mı? Korna sesleri ve gürültü de cabası. Gereksiz bir trafik yaratıyoruz hemen, bir gereksiz gürültü kopuyor. Bizim güzel günümüz de başkasının hastası var mı diye düşünmüyoruz. Çünkü, bizim güzel günümüz…

Askere gidiyoruz veya asker gönderiyoruz. Hemen davullar zurnalar ve havai fişekler çıkıyor piyasaya. Evet, doğamız gereği, Türk için askerlik çok önemli bir dönüm noktası; fakat bir kıyamet kopuyor ki sormayın. Bizim güzel günümüz. Gülüp, eğleneceğiz. Fakat başkalarını düşünmüyoruz. Çünkü, bizim güzel günümüz…

Hemen her türlü kutlamada, bir müzik hastalığımız var. En yüksek ses ile çalıyoruz müziği. Neden? Nedeni mi var, kutlama yapıyoruz ya. Peki gecenin bir saati olduğundan haberimiz var mı? Var, ama pek de umurumuzda değil. Çünkü bizim için güzel bir gün. Başkaları uyuyor mudur? Yorgun olan var mıdır, çocuğunu uyutan var mıdır düşünmüyoruz. Çünkü, bizim için güzel bir gün. Gerisi boş…

Düğün bitiyor, gelin ve damat evlerine doğru yola çıkıyorlar. Peşlerinde bir dolu araba. Aman sen de Batuhan amma sapıttın, konvoysuz olur mu hiç! Damat arabayı park ediyor, hemen doluşuyorlar. Müzik son ses, ellerinde meşaleler. Gecenin bir yarısı, apartmanda oturan komşularından beddua ve küfür dışında damada takılan bir şey olmuyor ama, olsun. Çünkü, bizim güzel günümüz…

Sadece bizim ülkemizde mi oluyor bu olaylar? Tabii ki hayır, Türk’ün olduğu her yerde oluyor. Disiplini ve kuralları ile bilinen Almanya, geçen sene Türk düğünlerindeki konvoy, meşale ve müzik sesinin yüksekliği sebebiyle konuyu medya aracılığı ile gündeme taşımıştı. O haberi buldum ve damadın açıklamasını birebir olarak sizinle paylaşıyorum: “Konvoy sırasında sadece meşale yaptık. Başka bir taşkınlık olmadı. Küçük bir ara cadde trafiğe kapanmıştı.” Yani dostlarım, gördüğünüz gibi bir şey yok. Sadece meşale yakmış ve bir caddeyi trafiğe kapatmışlar. Gayet masumane.

Bir başka Avrupa ülkesine uzanalım. Hollanda'nın Rotterdam kentinde tehlikeli sürüş, sol şeridi gereksiz ihlal ve korna çalarak gürültü yaptıkları şikayetiyle durdurulan düğün konvoyundaki bazı kişilerin polis memurunu dövdü. Olay sonrası sosyal medyada, "Kornacı Türkler polis dövdü" başlığı kullanıldı. Hem Almanya hem de Hollanda’da kendi elimizle Türk ismini bu şekilde damgaladık işte. Zira yabancı, bizim örf ve âdet adı altındaki bu garip hareketlerimizi anlamaz. Kaldı ki, anlamak zorunda da değil. Adamın polis memurunu döversen, anlamak dahi istemez. Sen bu olayları bir de gel kendi ana vatanında yap bakalım.

Adamların bizim bu garip kutlama şekillerine bakış açılarını ise bir başka haber ile anlatayım. Hollanda'nın en sakin kentlerinden biri olan Lahey'deki Willem Witsenplein civarında oturanlar, pazar sabahı hiç alışkın olmadıkları klakson sesi ve Türkiye usulü düğün konvoyu ile güne başladılar. Birçok kişi 112'yi arayarak, "gürültü, trafik ihlali, pencereden sarkma ve gereksiz yere sol şeridi ihlal etme" gibi şikayetlerde bulundu. Bakın bizim kutlamamız onlar için “Gürültü, trafik kuralı ihlali ve gereksiz yere sol şeridi ihlal etmek” ten öteye geçmemiş. Geçemez de zaten. Çünkü yapılanlar sadece ve sadece kural ihlali.

Neyse şimdi biz ülkemize geri dönelim, oradan devam edelim. Ülkemizden devam edelim ki, beni yarın batı hayranlığı ile suçlamasınlar.  İstanbul Şişli’de bir grup asker yolculaması yapıyor. Sonrası klasik zaten, ara sokaklarda konvoy oluşturup meşale yakıyorlar. Yahu dostlarım, bu meşale yakma hastalığı, bu havai fişek patlatma hastalığı neden var, anlayabilmiş değilim. Müziği anlarım, eğlenmek istiyorsun tamam da havai fişek zaten 10 saniye ya sürüyor ya sürmüyor. 10 Saniyelik göz zevkin için, bu kadar gürültü kopartmaya gerek var mı? Bir de meşaleyi eline alıp sallayınca ne oluyor? Sanırsam sallanan meşale sayısı kadar askere gidecek arkadaşın askerliği kısalıyor…

Böyle gelmiş, böyle gider demeyin. İsteyince törpülenebiliyor bu garip ve gürültülü kutlamalarımız. Mesela eskiden cenaze evine gidip, yemek yenilirdi. Geçtiğimiz sene bu konuda birçok kişi “yahu siz ne yapıyorsunuz, bırakın da insanlar acılarını yaşasın” şekilde yüklenince; artık cenaze evinde yemek aramak, yemek yiyip kalkmak gibi alışkanlarımız giderek azaldı. Yani dostlar, isteyince; toplumdan tepki görünce törpülenebiliyormuş bu örf ve adetler. Böyle gelmiş, böyle gider demek ile konuyu kısa kesip bitirmeye gerek yokmuş.

Son olarak da bu bahsettiğim kutlamalar ve uğurlamalarda yanlarında getirdikleri silahları ile magandalığın da ötesine geçenler var. Birisi evleniyor, biri askere gidiyor diye havaya ateş etmek ne demektir hala anlayabilmiş değilim. Havaya ateş açıyorlar, o sırada gürültüyü merak edip camlarına balkonlarına çıkanları yaralıyorlar, hatta konudan çok uzak insanların canlarını alıyorlar.

O halde sözün özünü yazalım.

Ben bir topluluğu en net olarak iki koşulda incelemek taraftarıyım: En acılı günlerinde ve en mutlu günlerinde. Az önce kurduğum cümle etrafından olaya bakarsanız, Türkiye’nin ne durumda olduğunu daha net anlarsınız diye düşünüyorum.
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.