Liman gibi Mersin' in varlık sebebi olan ve yükleme/boşaltma işlevine sahip bir bölge imara açılabilir mi?
Sorunun gereksiz sayılacak kadar uçuk olduğunun farkındayım.
Ama bu ülkede o kadar 'olmaz olmaz deme, olmaz olmaz' durumuyla karşı karşıya kalıyoruz ki, başlangıçta akıl dışı gelen kimi gelişmeleri bile zamanla olağanmış gibi karşılamaya başlıyoruz.
Hele Mersin gibi, 'saldım çayıra, Mevlam kayıra' misali en olmaz denilen şeylerin bir süre sonra gerçekleştiği bir kentte yaşıyorsanız, akla gelen gelmeyen tüm gelişmelere hazırlıklı olmak gerekir.
Batımızdaki eşi bulunmaz cennet koylarımız; balık çiftlikleri, nükleer santral, yeni çimento tesisleri, termik santrallerle donatılırken ne yapabildik?
Şimdi de Göksu deltasının denizle buluştuğu doğa harikasına tersane adı altında gemi bakım ve parçalama tesisi için birileri ellerini ovuştururken izleme dışında sesini çıkarana rastlayan var mı?
Batısı öyle de doğusu farklı mı? Kentin doğusu çok daha ciddi çevresel katliamlarla karşı karşıya..
Karaduvar, Kazanlı' yı tehdit eden akaryakıt çiftlikleri, bahçesinde milyonlarca ton kanserojen atık barındıran Kromsan, on yıllardır bölgeyi sarı ölüme mahkum eden gübre tesisi ve daha niceleri..
Üstelik katledilen bölgede, ilan ettirdik diye övündüğümüz Kazanlı-Seyhan turizm alanına Godot' yu bekler gibi yatırımcıların kapağı atıp beş yıldızlı oteller dikmesini bekliyoruz 30 yıldır…
Bütün bunları sineye çekti Mersin, hem de gıkını çıkarmadan..
Son yıllarda kaderimizi değiştirecek ve yoksulluk sınırına gerilemiş kenti ayağa kaldıracak Konteyner Terminal liman projesinin gerçekleşmesini beklerken, aklı başında birinin rüyada görse inanmayacağı nasıl bir gelişme yaşanmakta..
Anlatayım da, kararı siz verin..
İster hadi oradan deyin, ister diğer rant projeleri arasına koyup alkış tutun..
Size kalmış…
Malum Mersin limanını 2007 yılında özelleştirdik.
T.C.D.D  Liman işletmelerince 1960' tan beri hizmet veren limanın işletme hakkı, 36 yıllığına yarısı Türk, yarısı Singapur' lu ortaklardan oluşan bir şirkete devredildi.
Sözleşmeye aykırı yapılan zamlar, kullanıcılardan daha önce tahsil edilmeyen nice paralar, özelleştirme sonrası devrettiği liman hizmetlerini 'denetlemek ve düzenlemekle'  yükümlü olan kurumların gözü önünde 'değneksiz köy' haline getirilen limanla ilgili tam 11 yıldır kalem oynatıp duruyorum.Burada yineleyecek değilim. Meraklısı bu konuda kapsamlı bilgiye makale sonundaki linklerden ulaşabilir.*
2007 yılında ev sahibi olduğu limanın işletme hakkını özelleştirme İdaresi eliyle 36 yıllığına devreden T.C.D.D. mülk sahibi olarak, 2019' da Akdeniz Belediyesine başvurup, Akdeniz İlçesi Nusretiye Mahallesi 10822 ada 4 nolu parsele ilişkin imar plan notunda değişiklik talep eder.
Değişiklik talebine gelince; 
liman sahasının deniz tarafında (kıyı kanununa tabi bölümde) kanunun amir hükümleri 6,5 metreyi geçmeyecek yüksekliği sınır olarak belirlerken, mülk sahibi T.C.D.D üzerinden işletmeci yüksekliğin 18,5 metreye çıkarılmasına yönelik hazırladığı projenin onaylanmasını istemektedir. Hazırlanan projeye göre 2500 metre oturum üzerine çok katlı (18,5 metre 6 kata tekabül ediyor) yapılaşma öngörülmektedir.
Akdeniz Belediye Meclisi devlet kurumundan gelen 'masum' teklifi komisyonlara sevk eder. Sonunda komisyonca da uygun bulunan değişiklik 5 Temmuz 2019 günlü Meclis toplantısında görüşülüp kabul edilir.
Talebin kesinleşmesi için Mersin Büyükşehir Meclisinin onayı gerekmektedir. Konu her zaman olduğu gibi diğer olağan imar değişikliklerine benzer süreçten geçer. BŞ Meclisi konuyu İmar ve Bayındırlık komisyonuna havale eder.
Komisyon konuyu görüşür, 'şehircilik ilke ve esaslarına aykırı' bulduğu değişikliği oy çokluğuyla da olsa onaylamaz. (Oy çokluğuna sebep komisyondaki AKP' li üyenin değişikliğe kabul yönünde oy kullanması.)
Komisyonun geri çevirdiği karar BŞ Meclisinden de (AKP üyelerin muhalefet şerhine karşı) geçmez. Böylece liman gibi kentin lokomotifi, kalbi konumundaki mihenk taşı şimdilik çok katlı yapılaşmadan kurtulmuş görünüyor.
Şimdilik diyorum çünkü, limanın asıl sahibi olan devlete ait T.C.D.D.' nin konuyu Şehircilik ve Çevre Bakanlığına taşıyıp, oradan farklı bir kararın çıkıp çıkmayacağının garantisi yok.
Türkiye' de halen yürürlükte olan kıyı kanunu amir hükümleri ortada ve o amir hükümler değişmediği sürece 'şehirleşme ilkelerine de aykırı' bir talebin kabul görmesi mümkün değil.
Değişiklik yasal olarak mülkün gerçek sahibi devlet kurumu T.C.D.D.' den gelse de, komisyon üyelerinin Meclis görüşmelerinde cümle arası verdiği bilgilerden anlıyoruz ki, çok katlı yapılaşma projesini hazırlayan işletmeci kuruluş..
Üstelik İmar ve Bayındırlık Komisyonu görüşmelerine gelip lobi faaliyeti anlamına gelecek biçimde projeyi savunan işletmeci MİP' nin genel müdürü ve projeyi hazırlayan yine MİP'e hizmet veren müellif..
Bu durumda T.C.D.D. yetkililerine dönüp sormamız gereken çok soru var.
Ama en basitiyle yetineyim:
2007' de mevcut durumu ve koşullarıyla devredilen limanda eğer imar değişikliği kabul edilseydi 12 yıl sonra yapılacak çok katlı inşaat ile ortaya çıkacak ilave ranttan Devlet Kurumu T.C.D.D. nasıl bir pay alacaktı. Kısaca devlet sağladığı imkandan kiracının yararlandırılmasında nasıl bir paylaşım ön görüyordu?
Daha da önemlisi, anayasa ve kıyı kanunu yasasıyla güvence altına alınmış, kıyılarda çok katlı yapılaşmayı engelleyen ve 6,5 metre ile sınırlayan düzenleme mevcut iken, devletin bir kurumunun bu yasaya aykırı düzenleme talebi ne anlama gelir?
Ve kent kamuoyunun buluşacağına inandığım bir kaygıyla bitireyim:
Marina' daki yapılaşma ortadayken Mersin bu kez limanın göbeğinde ortaya çıkacak ve sorunlarını da beraberinde getiren yeni bir oldu bittiye hazır mı?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.