Güneş yüzü görmemiş küfürler, geçmişte kalan hovardalık anıları, uçanın kaçanın vurulduğu av serüvenleri, misinayı kesip kirişi kıran büyük balık hikâyeleriyle çınlayan Müftü Köprüsü’nün yanındaki Emekliler Parkı havaların soğumasıyla birlikte suskunluğa bürünecek. Kaçınılmaz sona yaklaşmanın burukluğu içinde kıvranan; gençlerce pili bitmiş, ülkeyi yönettiğini sananların gözünde yük gibi görülen yaşlı insanların evlere kapanmak zorunda kalacağı kış günlerinde neler düşüneceğine kafa yorduğunuz oldu mu hiç?
Yaşlılar ki dünün gençleri; yüzlerinde ülkenin içinden geçtiği acıların izleri.
Saçlardaki aklar, yanaklardaki kırışıklıklar, gözaltlarındaki şişlikler, yaşanamayan çocukluk ve gençlikte çekilen kahırların çizdiği haritalar. 
Çileli yüzlerdeki haritaların her biri ayrı Anadolu’dur!
Anadolu, anam dolu; insanı hak ettiğini bir türlü göremeyen acıların yurdu; kendi gerçeğine yabancı, insanına dönmüş, delalet ve ihanet içindeki sözde yöneticilerin oyuncağı konumunda! 
Yaşlı sınıfına giren birisi olarak, gününü göremediğim canımdan çok sevdiğim yurdumda, anamın babamın doğduğu topraklara gömülemeyişlerinin düşündükçe yüreğim burkuluyor!
Bir zamanlar kendi kendine yeten bu güzel ülkede çocukluk ve gençliğini yaşayamayan insanlar ömrünün son günlerini de, kendilerinin görmediğini çocuklarının görmesi uğraşı içinde geçirir.
Bir Anadolu çocuğu olarak, yurdum kırılır diye asla başka ülkelerin insanına özenmedim; ama ne yalan söyleyeyim yabancı turistlerle karşılaştığım zaman “Bizim yaşlılarımız neden bu olanaklara sahip değil?” diyerek sorgulama nöbetine tutulmaktan kendimi alamıyorum. 
Dedim ya, bu topraklar acılar yurdudur; emperyalistler üzerinde devamlı hesap yapar!
Bizlese o zalimler karşısında korunmaya muhtaç yetim çocuklar gibi çaresiziz!
Çaresizliğin sarmalında kıvranırken geçmişe özlemle yıllar önce yazdığım bir şiirin “Çocuklar bin bir duayla defnederlerdi / Atalarını eskiden / Bulgur yağ soğan  /  Hırka ayakkabı  / Bırakılırdı kapı önlerine
Suskunluk erinç / Ortam ardıç kokardı
Yüz örtülü ölümler  / Buruk bir anı şimdi
Analar babalar çocuklarını / Eşler bir birbirlerini gömüyor yüreğine / Cesetler yitik / Ağlıyor aydınlık / Gözpınarları kuru
Geride kalanlar ekmeğe muhtaç / Biraz özgürlük olsa göz çıkarmaz hani / Kime kalmış bu dünya / Nerede Yedi Düvel’e hükmeden imparatorluk / Atatürk’ün ilkeleri…” dizelerini, yaz boyunca kuruyup şimdilerde coşan, zaman zaman yalnızlığımı paylaştığım, akıntısına kapılıp uzun yolculuklara çıktığım, istememe karşın bir türlü dilediğimce gezemediğim Toroslar’ın kokusunu getiren Müftü Deresi üzerinde fır dönen martıların, ak kanatlarıyla eninde sonunda bir gün mutlaka güzellikler getireceği umuduyla içim ezilerek mırıldanıyorum.
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.