Binali bey açıkladı: “Makro göstergelerimiz sapasağlam. Yani Türkiye uluslararası yatırımcılar için güvenli bir yer olmaya devam ediyor.”

Anlayacağımız dile çevirirsek “Borcu borçla çevirerek büyüyoruz. Cari açığın yükünü sıcak parayla karşılıyoruz. Bu parayı bulma şansımız var.”

Türkiye; Kemal Derviş’in öğrettiği yoldan gidip borcu borçla çevirerek ekonomiyi ayakta tuttu. Bunu başarmak için yıllarca yüksek faiz - düşük kur politikası güttü. Bu yolla ülkeye gelecek sıcak para hem kazanacak, ülkeden çıkarken de kur artışı riskiyle karşı karşıya kalmayacaktı.

Döviz kuruna baskı, kurların olması gerekenden daha düşük düzeyde kalmasına neden oldu.

Kurların gerçeğinden daha düşük olması iki sonuç doğurdu:

1. Üreticinin ihraç etmek istediği malın fiyatı görece dünyadaki emsalinin üzerine çıktı. Rekabet edemez hale geldi, 

2. Üreticinin üretirken yurtiçinden satın alacağı girdilerin fiyatı yurtdışındaki emsallerinden göreceli olarak daha yüksek hale geldi.

Bu süreçte Her alanda yurtiçinde üretmek, ithal edip satmaktan daha yüksek maliyetli olmaya başladı. Fabrikalar kapandı. Çiftçi yoksullaştı. Hayvancı, özellikle süt üreticisi perişan oldu. (Çiftçiye ve hayvancıya vurulan başka darbeler yazımız konusu dışında olduğundan burada sözü edilmedi)

Üstüne kredi musluklarını açıp da yurttaşı kazandığından çok daha fazla harcar hale getirince zenginleşen Pazar, Türkiye ekonomisini şişen bir balon gibi büyüttü.

Türkiye ekonomisi üretmeden, ithal edip tüketerek büyürken; cari açık da büyüdü. Dış borç katlandı. Bütçe açığı büyüdükçe büyüdü. İşsizlik artı Buna bağlı olarak gelir dağılımı hızla bozuldu. Yoksulluk ülkenin en temel sorunu haline geldi.

Yoksulluk sorununu çözmek için başvurulan sosyal yardımların da ekonominin büyümesine çok katkısı oluyordu. Diğer yandan bütçe açığını da büyütüyordu.

Bunun böyle devam etmeyeceğini söylemeye gerek yok. Kimsenin babasının oğlu değiliz. “Al, borçlan, ye. Ben seni seyrederim” demezler adama…

Borcun ödenme zamanı geldi. Bu ekonominin “ödenen borcun GSYH’ya oranı” ölçüsünde küçülmesi anlamı taşır.

Nitekim “ekonomide küçülme” kapıya geldiğinde sıcak para bulmak da zorlaştı. Borçlanma maliyetleri (faiz) arttı. Yada tam tersi oldu, Deniz bitmişti, sıcak para bulmak zorlaşınca küçülme kapıya geldi. Fark etmez…

Şimdi hükümet borç öderken havası kaçacak büyüme balonunu yeniden şişirmek için sıcak para arıyor. Binali bey açıklamasında sıcak para gelecek sıkıntı yok demek istiyor.

Ekonomiyi ayakta tutma ümitlerini de gene tüketim harcamalarını artırmaya bağlamışlar. Bu yüzden Merkez Bankasının faiz artırmasına karşılar. Hani tüketici kredi alıp onunla alış veriş yapacak ya…

Aslında ellerinde tuttukları sihirli gibi görünen iki ucu da pis bir değnektir. Faizi artırmasan, TL’den başka kıymetlere kaçış sürecek. Sanıldığı gibi yurttaş ha babam alış veriş etmeyecek. Geleceğe güvenini yitirdi. Kara günler için kenara altın/dolar koyacak. Faizi artırsan tüketim harcamaları daralacak. Bu işin bir yönü.

Bütçe açığını ve borç ödemesini karşılama konusu da buna benzer. Ekonomiyi kurtarmayı tüketim harcamalarını artırmaya bağlamışsın. Ama doğrudan ve dolaylı vergileri artırarak yurttaşın cebinden tüketime harcayacağı parayı alıyorsun. Durum karışık.

Ooof ben bu işin içinden çıkamadım. Hükümetin de çıkabileceğini sanmıyorum. İğne deliğinden urgan geçirmeye çalışıyor. Olsa olsa kötüye gidişi birkaç ay erteleyebilir. O yüzden herkes parasının nasıl saklayacağını, nerelere harcayacağını iyi hesap etsin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.