İlimizin Gülnar İlçesi Büyükeceli Mahallesine yapılmakta olan “Akkuyu Nükleer Santral” hakkında basında birçok haber çıktı.

                Akkuyu Nükleer Santralı, WER–1200 tipinde, dört üniteden oluşan ve her bir ünitenin net üretimi 1150 M.W.(Mega Watte) olan bir santraldir.

                Santralin üretime başlatma ve servisten çıkma tarihleri şöyledir:

                Akkuyu- 1 WER 1200 tipinde, net üretimi 1150 M.W. Hizmete girişi 01.01.2019, çıkışı 01.01.2069.

                Akkuyu–2, 3 ve 4 aynı tipte ve net üretimi de aynı.

Akkuyu- 2’nin Hizmete girişi 01.01.2020, çıkışı 01. 01,2070.

                Akkuyu- 3’ün hizmete girişi 01.01.2021, çıkışı 01.01.2071

                Akkuyu- 4’ün hizmete girişi 01.01. 2022, çıkışı 01.01. 2072’dir.

                Tam kapasite üretime 2022 yılı Ocak ayında geçecek ve her bir ünitenin elli yıllık ömrü vardır.

                Su ile soğutulacağı için günde yüz binlerce metre küp su denizden alınacak ve tekrar geri verilecektir.  Santral Ecemiş Fay hattının üzerine yapılmakta olduğundan bölgede meydana gelecek bir depremde kaza riski oldukça yüksek olduğu iddiaları var..

                “Santrallerde yakıt olarak, zenginleştirilmiş uranyum 235 ve plütonyum 239 elementleri kullanılır. Uranyum 235’in(U 235) çevreye bıraktığı radyasyon kalıntıları dönüşümü en az bin beş yüz yılda tamamlamaktadır. Plütonyum 239’un (Pu239) dönüşümü ise yirmi dört bin üç yüz altmış yılda tamamlanmaktadır. Böylece binlerce yıl çevredeki olumsuz etkisi devam edecek ve doğa uzun yıllar kirli kalacaktır. Daha zenginleştirilmiş olan Pu244’ünün doğadaki dönüşüm süresi ise yetmiş altı milyon yıldır.”(*) Yani bu izotop doğada yetmiş altı milyon yılda dönüşüme (değişime) uğramaktadır.

                26 Nisan 1986’da Çernobil Nükleer santral kazası olduğunda ben yurt dışında (Fransa) görevliydim ve ikamet ettiğim yere sekiz km. mesafedeki nükleer santralde çalışan Belçikalı nükleer fizik mühendisi komşumla, bazen bu konularda konuşurduk. O “nükleer santrallerde olacak bir kaza anında ilk otuz saniye içerisinde on altı kilometre çapında alanda hiçbir nesne kalmaz, tamamen yok olur.” Demişti.  Çernobil Nükleer kazasının neden olduğu can kaybının Rusya’da 70 bin, Beyaz Rusya’da ise 170 bin kişinin olduğunu söylemişti. Yani adı geçen kazada yaklaşık 240 bin can kaybı vardır. Fakat bu sayının uzun zaman saklanacağını iddia etmişti o mühendis. Bilim adamlarına göre çevreye zararlı etkisi yaklaşık yüz bin yıla yakın devam edecektir. Üç yüz otuz bin kişi bölgeden başka yerlere tahliye edilmişti.

                Kazanın olduğu santralin yakınlarındaki toprağın 2016 yılında, kazadan otuz yıl sonra dahi simsiyah olduğu ve ot dâhil hiçbir bitkinin bitmediği görülüyor. Çernobil nükleer kazası nedeniyle bin yüz kilometre uzaklarda dahi radyasyon etkisinin görüldüğü tespit edilmiştir. Bu kazadan sonra ülkemizin Karadeniz Bölgesinde kanser hastalıkların da artış olduğunu herkes biliyor. Japonya’da nükleer bomba atılan yakın yerlerde yaşayanlardan ölenler ölmüş, sağ kalanların bir kısmı da kısırlaşmıştır.

                “Hafif su soğutmalı nükleer reaktörlerde senede iki yüz yirmi beş kg. Pu239 izotopu yan ürün olarak üretilir. Dört ünite devreye girdiğinde yıllık üretilen Pu239 miktarı dokuz yüz kg. olacaktır. Bir kg.lık PU 239’un verebileceği enerji miktarı, yirmi milyon kw/saat ısı enerjisine eşittir.”(**)

                Doğada bu kadar kalıcı özelliği olan elementlerin, Akkuyu nükleer santralinde yakıt olarak elli yıl kullanılmasının bedeli, yabancı bir şirketin kasasına milyarlarca dolar girmesi demek. Fakat bunun Bölgemize bedeli ne olacaktır? Bu adeta cennet parçası olan bölgenin, Akdeniz’in ve gökyüzünün mavisi ile birleşen topraklarda, elli yıllık bir kirlenmenin sonucunda, milyonlarca yıl devam eden radyasyon kirliliği olacaktır. Zeytinin ve çamın yeşilinin, ormanındaki sincapların, kaplumbağaların, yılanların, çıyanların, böceklerin, tavşanların,  yaşamlarının sona ermesi veya bölgeden uzaklaşması, keçiboynuzunun siyalaşmaması demektir.

                Bölgede yetiştirilen meyve ve sebzelerin ihraç edilmesinde, zamanla bazı sıkıntıların olacağı anlamına gelir. Bölgede üretilen meyve ve sebzeler pazara sunulurken paketlerinin üzerine “Nükleer Santral Bölgesinde Üretilmiştir.” Diye işaret konacaktır. Bu ürünleri kime ve nasıl pazarlayacaklar?

                Günümüzde birçok ülke nükleer santral yapımından vazgeçti ve yenisini yapmıyor. Atıkları nerede saklayacaklarını düşünüyorlar.

                Akdeniz’in kirlenmesi, balıkların doğal lezzetini, bazı balık türlerinin neslinin kayıp edilmesi olacaktır. Kuşların, gugukların, ağustos böceklerinin ötmemesi, çam tırtıllarının kervan dizileri gibi sıralanmaması olacaktır.

                Kanserli hasta sayısının artışı, kısaca doğal dengenin zamanla bozuluşunun hızlanması olacaktır.

                Şimdi sormak gerekemez mi?

                Bu topraklar senenin yaklaşık üç yüz günü güneş alırken, yılın bütün ayları ve haftalarında rüzgârsız gün geçmezken, bu kadar yenilenebilir enerji kaynakları dururken, neden nükleer santral?

                Doğal felaketlerin meydana gelmesi, doğal yaşamın ortadan kalkması, toprağın verimsizleşmesi, uygarlıkların yıkılışı, insan topluluklarının doğaya verdiği zararların sonucunda olduğunun önemi asla küçümsenemez. Geçmişte ne uygarlıklar kurulmuş, fakat ne yazık ki bu uygarlıklar yine insanların neden olduğu yıkımlarla sona ermiştir.

                İnsan kendi eliyle, kendi kurduğu uygarlıkların sonunu getirmiştir.

                MERSİN Çernobil olmasın.

                Doğaya insan ne yaparsa, biliniz ki doğa da insana daha fazlasını yapar.
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.