Sevgili dostlar merhaba. Türkiye üzerinde bayramın etkileri devam ederken, biz bugün de güzel şehrimiz Mersin’i konuşmaya devam edelim istiyorum. Aslına bakarsanız ülke gündemini de takip etmek istiyorum, fakat Mersin’e dair uyarıları yapmayı bu şehirde yaşayan genç bir sanayici olarak kendime görev edinmiş durumdayım. Hoş, uyarıları yapsak bile biz çalar biz oynarız ama bir umut işte. İnsan, her ne olursa olsun kendine yakışanı yapmak istiyor.

Lojistik, insanoğlu ile aynı yaştadır. İlk insan, av veya ürün toplama dönüşü barınağına bir şeyler getirmek zorundaydı. Şimdilerde ise durum biraz farklılaştı ve lojistik; iki ana dala ayrıldı: Yük ve yolcu taşımacılığı.

Türkiye’mizden nispeten daha gelişmiş ülkelerde, devlet taşımacılığının yani lojistiğin hemen hemen her noktasında bulunuyor. Araçların sürücülerinden, güzergahlara, kalkış saatlerine kadar işin her noktasında. Ya denetliyor ya işi yaptırıyor. Ya da kısaca biz şöyle tanımlayalım: “Ulusal kural koyucu, bu işin de ya kurallarını koyuyor ya denetliyor “.

Türkiye’mizden daha gelişmiş ülkelerde devlet aklı şunu söylüyor: “Bunlar benim vatandaşım, ben bu insanlardan vergi topluyorum. Karşılığında ise bu insanlara ulaşım hakkı tanıyacağım. Fakat bunun kurallarını da ben koymalıyım. Böylece her noktada vatandaşa eşit durumda durabilirim. Sorun oluşursa ben çözeceğim veya çözdüreceğim.”

Mersin’de ise durum biraz daha karışık. Birkaç dönem öncesine göre yolcu taşımacılığı konusunda bir mesafe kat etmiş durumdayız. Yeterli mi? Elbette hayır. Fakat bir önceki döneme göre ileride miyiz? Evet. Fakat bir nokta var ki, Mersin asla ama asla düzelmiyor. O konumuz ise minibüsler.

Minibüsler, devletin ulaştırma konusunda yetersiz kaldığı her noktada mantar gibi türüyorlar. Vatandaşın a noktasından b noktasına olan ulaşma ihtiyacını, ücreti karşılığında öyle ya da böyle sağlıyorlar. Bakın kaliteli bir şekilde demiyorum, öyle ya da böyle diyorum.Eee , serbest piyasa ekonomisi böyledir. Sen yapmazsan, başkası yapar. Ya da şöyle diyelim: “Devlet yapmaz ise, özel sektör yapar.” Kimse de neden yaptın diye sorgulayamaz. Ticari hayat, eksikleri görmek ve bu eksiklerden para kazanmak üzerine kuruludur.

Mersin trafiği; minibüslerin tecavüzüne maruz kalıyor. Evet doğru okudunuz, TECAVÜZ. Trafiğin ortasında tehlikeli bir şekilde şerit değiştirip yolcu alan veya indiren minibüsler ile her gün karşılaşmıyor musunuz? Hani o her gün trafikte arkasından küfür ettiğiniz, insanları balık istifi taşıyan o araçlardan bahsediyorum.

Hepimizin başına gelmiştir. Bir minibüs bir anda durulmayacak bir noktada yolcu almaya durmuş, arkasında seyreden araçlar kıl payı durabilmiştir. Belki de sizin de önünüze kırıp sizin de hakkınıza tecavüz etmiştir. Sinyal vermemeyi ve bulunduğu güzergahtaki başka minibüsler ile yarış halinde yolcu toplamaya çalışan bu araçları siz de biliyorsunuz. Hatırladınız değil mi onları?

Özellikle Mersin çarşı ve Mersin Pozcu bölgelerinde bu tecavüz şiddetini arttırarak devam ediyor. Trafik bu araçların kanun ve kural tanımazlığı sayesinde her gün tıkanıyor. Sinyalsiz şerit değiştirmelere ve gereksiz yarışlara şahit oluyoruz. Araç sahipleri olarak bu trafik magandalarına sessiz kalıyoruz. Sessiz kalıyoruz çünkü aracımıza bir şey olmadığı için dua ediyor oluyoruz.

Benim en sevdiğim minibüs olayı ise bambaşka. 1907 yılında Percy Douglas-Hamilton isimli arkadaş bir patent başvurusu yapar. Sağ el veya sol el şeklinde yanan ışıklar ile sürücüler arası koordinasyonu sağlamaya yarayan bu icat, 1914 yılına geldiğimizde mekanik bir sistem olarak karşımıza çıkar. Günümüzdeki adı ise araç sinyalidir. Tüm araçlarda 1960 yılından sonra standart donanım olarak kabul edilir.

En sevdiğim minibüs olayı ise budur. Az önce bahsettiğim bu 112 yaşındaki icattan bir haber minibüs şoförlerimiz var. Bu icat yerine vücudunun değişik uzuvlarını kullanan minibüs şoförlerimiz var. Şeridinizde kendi halinde giderken birden önünüze atlayan bu şoförler, vücutlarının çeşitli uzuvları ile sizden ya özür dilerler ya da bir başka şeride geçeceklerini belirtirler.

Taşınan yolcunun sağlığı veya yolculuğun genel kalitesi umurlarında değildir. Amaç, a noktasından b noktasına gitmektir. Siz 35 derece sıcakta ter içinde kalmış olabilirsiniz, fakat umurlarında olmaz. Amaç, a noktasından b noktasına gitmektir. Trafikte maruz kaldığınız hızlı ve bir o kadar kuralsız şerit değiştirmeler veya yarışlar da umurlarında değildir. Amaç, a noktasından b noktasına gitmektir.

Eğitim noktasında geri kalan Türkiye’min, eğitimin önemini anlaması için minibüslerin araçlara tecavüz ettiği yollara çıkıp 10 dakika izlemesini öneriyorum.

Devletin eksik kaldığı ulaştırma noktasında, işte işimizi tamamlayan minibüsler bunlardır. Yazdığım eksik olabilir ama asla fazla değildir. İşte bu yüzden Mersin’in ilk çözmesi gereken sorunu toplu taşımadır.

Bu yazıdan sonra belki minibüs camiası tarafından topa tutulabilirim. Hodri meydan. Sizden korkan sizin gibi olsun diyeceğim ama ben sinyal kullanmayı biliyorum. Trafikte insanların hayatlarını tehlikeye atmayı da kendime yakıştırmıyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.