İftar yemekleri, şatafata dönüşmemeli

Lüks otellerde verilen lüks iftar yemekleri, Ramazan’ın anlamı, oruç tutmanın önemi…Tüm bunları Mersin Müftüsü Sayın Ali Melek'e sorduk.

- Bu haber 498 kez okundu.

İftar yemekleri, şatafata dönüşmemeli

HANDE ÜZEL SANCAK/ RÖPORTAJ

Protokole ve iş adamlarına lüks otellerde verilen lüks iftar yemeklerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Ramazan'ın ruhuna uygun mu?

Ramazan Ayı'nda verilen iftarların her hangi bir ayrım yapmadan, israfa kaçmadan verilmesi gerekir. Burada asıl olan iftar vesilesiyle toplumun her kesiminin bir araya gelinmesi, kardeşlik bilincine katkıda bulunulması. Yani sadece protokol ve iş adamlarının verdiği yemek şeklinde, bir sınıfı içerisine alan bir şekilde bunu değerlendirirsek çok isabetli olmaz. Önemli olan kendi evimizde olsun, ister misafirlikte olsun, ister iftar sofralarında olsun her türlü israftan kaçınmaktır. İftarda bir araya gelinmesindeki maksat sadece iş adamları ve protokol bir araya gelmesi değil, toplumun her kesimi çeşitli vesilelerle bir araya getirmektir. Burada da asıl olan toplumun her kesiminin iftar, sahur veya farklı vesilelerle bir araya gelerek mevcut olan kardeşliğimizi daha ileri bir boyuta götürmeye vesile kılmaktır. Birbirimizi daha iyi anlamak, birbirimizle olan mevcut ilişkilerimize müspet anlamda bir katkı sağlamak ve yine ifade ettiğimiz gibi dar bir çerçevede düşünmeden toplumumuzla birlikte yaşadığımız fakir, yoksul, öksüz ve yetimlerimizi de düşünerek empati yaparak onlarla birlikte onlara yardımlaşma elimizi uzatmaktır. Tabii bunu yaparken lüksten, şatafattan, aşırı bir şekilde bir iftar sofrasının israf dediğimiz ziyafet boyutuna taşınması, sadece iş adamları ve protokol anlamında demiyorum, mahallede de, kendi evimizde de verdiğimiz zaman bu şekilde şatafata dönüşecek bir iftarın verilmemesi gerekir. Burada asıl olan bir araya gelmektir birlikte sofrayı paylaşmaktır ve o kardeşliği daha güçlü bir hale getirmeye katkıda bulunmaktır. Peygamberimiz bir Hadis-i Şerifleri'nde buyuruyorlar ki "bir derenin kenarında da olsanız abdest aldığınız zaman suyu israf etmeyiniz". Akan bir su… Ama orada da israfı uygun görmüyor dinimiz. Bu yeme içmelerimizde de giyim kuşamımızda da olması gereken herkesin maddi durumuna göre bunu ortaya koyması ve bunun asla israf boyutuna vardırmaması…  Bunu bütün bir toplumun iftar sofralarının durumu için söylemek uygun olur. Böyle bir gövde gösterisi haline hiçbir zaman dönüşmesi doğru değil. İster iftar olsun, ister diğer zamanlardaki yemek davetleri osun… Asıl olan yeme içme değil, gönül birliğimizi ortaya koymaktır, kırgınlığımız varsa o kırgınlığımızın gitmesidir. Diyanet Başkanlığımız altı yıldır her yıl bir tema belirlemekte. Bu yılki Ramazan teması "Gelin Gönüller Yapalım Bu Ramazan ve Her zaman". Maksat gönüllerde bir uzaklık, serinlik varsa o serinliği kapatmaktır. Tüm iftar sofralarımız gerek Ramazan'da gerek Ramazan'ın dışında, lüksün, israfın dışında tamamen hedefimiz gönüller birleştirmeye yönelen vesilelerdir.

Belediyelerin, kamu kurumlarının, sivil toplum örgütlerinin iftarda verdiği yemeği nasıl buluyorsunuz?

Diyelim ki sizin gazeteci olarak çalıştığınız kurumda mesaide bulunduğunuz arkadaşlarınızla bir araya gelmeniz bana göre uygun olan bir davranıştır. Resmiyetin dışında biraz daha kendimiz olduğumuz bir arada oluştur. Dediğim gibi aşırıya kaçmamak lazım. Biz de belki Türkiye Diyanet Vakfı olarak geleneksel olarak iş adamlarımızla, esnafımızla, vatandaşımızla yemek organizasyonlarımız oluyor. Bu organizasyonlarımızı hayırsever iş adamlarımızın sponsorluğunda gerçekleştiriyoruz. Çünkü Müftülük olarak, çevremizdekilere iftar yemeği verecek resmi ödeneğimiz yok. Engelliler Derneği'ndeki engelli kardeşlerimizle bir araya geleceğiz Ramazan vesilesiyle. Suriyeliler'in bize kaynaşmasına vesile olacak bir yemek organize ediyoruz. Bunlar hep duyarlı olan iş adamlarımızın katkılarıyla gerçekleştirilmektedir. Bunun yanında bir çok camiimizde, sadece o camii cemaatiyle değil, o camiinin çevresinde yaşayan, inanç, mezhep gözetmeksizin herkese açık olan, camii görevlilerimizin organizasyonuyla gerçekleştirdiğimiz iftar programlarımız var. Tabii mütevazı bir şekilde oluyor bu programlar.

Protokole ayrı halka ayrı verilen iftar yemeğini nasıl buluyorsunuz?

O kurumların kendi değerlendirmesidir. Sadece yoksula verilecek diye bir şart yoktur. Diyelim ki bir iftar sofrasında sadece yoksul olacak diye bir şey yoktur. Fakir de, öksüz de, yetim de zenginde, engelli de olmalı ve bir kaynaşmaya sebebiyet vermelidir. Toplumun her kesimini içine alan iftar sofralarının kurulması uygun olandır. Ama birisi sadece onlara yönelik yaparsa ona da yanlış dememiz belki uygun düşmez. Fakat onun içerisinde toplumun her katmanında kimselerin de olması daha tasvip edilen, daha uygun düşen, daha doğru olandır diyebiliriz. Diğerine de tamamen yanlış diyemeyiz.

Ramazan'da halka ne gibi bilgilendirmeler yapıyorsunuz?

Bu yılki Ramazan'ın teması "gelin gönüller yapalım". Sadece Ramazan'a ait değil tabii gönül yapma işi. Senenin her zamanına ait olan bir şey. Yüce Rabbimiz insanı en yüce varlık olarak yaratmış. Dolayısıyla her insana bu gözle bakmak lazım. Yüce Rabbimiz'in değer verdiği insana bizim de değer vermemiz gerekir.  Özellikle bu Ramazan'da üzerinde duracağımız husus kırgınlıkların olmaması, insanların birbirine hakaretin, düşmanca bakışın olmaması, birbirinin hak ve hukukuna riayet etmeleri. Biz ibadetimizi yaparken, bu ibadet bizi bunlara da götürmelidir. Oruç bizi terbiye ediyor. Oruç bizim insan olarak değerimizi yükseltiyor. Peygamberimiz oruç bir kalkandır diyor. Bizi kötülüklerden, hakaret etmekten, yalan söylemekten, gönül incitmekten koruyan bir özelliği vardır oruç ibadetinin. Peygamberimiz başka bir hadis-i şerifinde Müslüman için "elinden ve dilinden kimsenin rahatsız olmadığı kimsedir" diyor. Bir başkasına zarar vermeyeceğiz, mağdur etmeyeceğiz. Bütün ibadetler bizi bir taraftan Allah'a yaklaştırırken bir taraftan da insan olarak diğer insanlara vermemiz gereken değeri de bize hatırlatmaktadır. Aynı zamanda bir bardak suyun, gıdaların ne kadar kıymetli olduğunu bilme imkanına bizi kavuşturuyor. Yoksul insanlarla da empati yapmamızı sağlıyor. Peygamberimiz buyuruyor ki "Siz yeryüzündekilere merhamet edin ki Allah da size merhamet etsin". Biz birilerini affetmeden "Yarabbi sen beni affet" demenin bir anlamı olur mu? Biz kusurlarından dolayı insanları affetmeliyiz ki af istemeye bizim de yüzümüz olsun.

Aslında son bir sorum vardı ama onu da yanıtlamış gibi oldunuz? Ramazan sadece oruç tutmak mıdır?

Ramazan sadece oruç tutmak değildir. Ramazan bir taraftan Rabbimiz'in nimetlerini hatırlatırken bir taraftan da birlikte yaşadığımız insanlara empati yapmak suretiyle onların durumuna da vakıf olmaktır. Yaptığımız ibadetlerin bize getirdiği kazanımlar olmalıdır. Biz bu haliyle yaparsak asıl maksada ulaşmış oluruz. Toplumla birlikte yaşıyoruz. Bizim nasıl ki Yaratıcımız'a karşı sorumluluklarımız varsa çevremizde birlikte yaşadığımız insanlara da sorumluluklarımız vardır. İbadetler bizi olgunlaştırmakta, bizi birbirimize karşı daha duyarlı hale getirmekte, ahlakımızı güzelleştirmektedir.

Son olarak…

Her bir iyilik için on sevaptan başlayıp 700 misline kadar çıkıyor. Cenab-ı Hak "Oruç benim içindir, mükafatını da ben takdir edeceğim" buyuruyor. Bütün ibadetler Allah içindir. Oruç ibadetine riyanın, gösterişin, gururun, dünyevi bir şeyin karışması çok mümkün değil. Niye sadece on değil, Rabbimiz bunu sınırlandırmamıştır, ibadetin içini nasıl doldurduğumuzla alakalı. İnancımızın saflığına bağlıdır. Allah rızasını ne kadar işin içine koymuşuz, dünyevi bir beklentimiz mi, gösteriş mi var gibi dünyevi şeylerin ibadetin içine girmesini engellediğimiz, samimi olduğumuz ölçüde sevabımız artıyor, 10'dan 700 misline kadar çıkıyor. Oruçta samimiyet hali kendini daha çok göstereceğinden dolayıdır ki yine samimiyetimizin takdirinin çokluğu için de Yüce Rabbimiz diyor ki "Onu ben takdir edeceğim". Bu 700'ün üzerine de çıkan mükafatı insana sağlayacak bir ibadet olduğunu belirtiyor.  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.