Mersin’in yaklaşık son 50 yılının canlı bir tanığıyım. Yaşım 53; anılarım ve hatırladıklarım 5 yaşıma kadar gidiyor. Dolayısıyla tam 48 senedir “Mersin hafızam” oluşmuş durumda. Bu 48 yılın üniversite ve askerlik dönemi olan 7 yılını çıkardığımızda net 41 yıl Mersin’de yaşamış ve Mersin’i yaşamış bir kişiyim.

Mersin’in tüm dönüşümlerine tanık oldum.

(Ankara’da olduğum 7 yıl tabii ki Mersin’den kopmadım ve şehrimle sürekli iç içe oldum.)

Rahmetli babamın Atatürk Caddesi’nde, eski “çarşı”da amcalarla ortak tuhafiye dükkânı vardı: Naneler.

Biz günlük hayatımızda cadde adını hiç kullanmazdık. Orası bizim için çarşıydı ve hep öyle kaldı. Konuşurken de ya çarşıya gittiğimizi söylerdik, ya da dükkâna.

(Ben de bunca yıl sonra kendi fabrikamdan hep “dükkân” diye bahsederim. Bu çok hoşuma gidiyor. Sanırım bana çocukluğumu hatırlatıyor bu dükkân sözü.)

Bütün çocukluğumun yaz tatilleri lise de dâhil işte bu dükkânımızda geçti. Bu yüzden eski Mersin’in kalbi olan çarşıyı karış karış, ya da santim santim değil, milim milim bilirim.

Her köşesinde, her ayrı noktasında anılarım var; her dükkân sahibi ya da çalışanı ya abim, ya amcam, ya arkadaşım ya da kardeşimdi. Çarşıda hâlâ sadakatle alışveriş yaptığım esnaflar var.

Ayrıca çocukluğumun önemli bir kısmı da Çamlıbel’de geçti. Önce Şıhman apartmanında, ardından da kilisenin hemen batısındaki Bahar apartmanında ve Çamlıbel’in tüm sokaklarında oyun ve top peşinde.

Zaten o yıllarda çarşıyı ve Çamlıbel’i Atatürk Caddesi birbirine bağlardı; bu ikisi biribirinden ayrı düşünülemezdi. Her ikisi de Atatürk Caddesi üzerindeydi çünkü.

Sanırım 5 yaşımdaydım, Çamlıbel’deki Âşıklar Parkı’na gittiğimizi çok iyi hatırlarım. O herkes için anılar dolu güzelim parkın ortasından hoyratça yol geçirdiler. Sanki trafik için başka çözümler yokmuş gibi!

Sonraki senelerde yine yanlış bir kararla Atatürk anıtının önünü betonlaştırdılar ve çarşıyla Çamlıbel’in bağlantısını ve hayat damarını kestiler. O koskoca, geniş caddeyi yok ettiler. Eğer amaç kent meydanı yaratmak idiyse bunun için başka alanlar bulunabilirdi. Yok eğer mitinglerden bahsedilecekse zaten son yıllarda tüm mitingler eski stadyum çevresinde yapılıyor. Yine de ısrarla Atatürk anıtında etkinlik yapmak istiyorsanız yolu bir süre trafiğe kapatırsınız, olur biter.

AKP’nin memleketi betona ve AVM’lere çevirme sevdası (!) yüzünden güzelim çarşımız atıl kaldı. Pek çok esnaf arkadaşımız kepenk kapattı. Kalanlar da direnmeye çalışıyor ama nefes alamıyor, yok oluyor. Bu yok olan esnafla birlikte bir tarih, bir gelenek de yok oluyor ve biz buna seyirci kalıyoruz.

Modern memleketlerde eğer şehrin tarihi dokusu elverişliyse muhakkak bir “old town-eski şehir” vardır. Ve bunu gözleri gibi korurlar. Bizse Mersin’de her karışı tarih olan çarşıyı yok ettik, ediyoruz!

Atatürk Caddesi’ni muhakkak canlandırmalı, büyükşehir belediyesinin uygulayacağı projelerle çarşıyı ve Çamlıbel’i tekrar cazibe merkezi hâline getirmeliyiz.

Ve elbette ki buraların tarihi dokusunu ortaya çıkarmalı, vurgulamalı ve saygı göstermeliyiz.

Büyükşehir belediyesinin bunu yapacak imkânları da, nitelikli kadroları da vardır. İş niyet etmek, karar vermek ve uygulamaya geçmektir.

İlk yapılması gereken Atatürk Caddesi’ni trafiğe açmaktır. Anıtın önündeki heyula gibi beton alan kaldırılmalıdır. Hem bu neyin aklıdır Allah aşkınıza? Ortada doğru dürüst yeşil alan bırakmadan bütün her tarafı betona çevirmek neyin nesidir?

Hanımefendiler, beyefendiler, yeşil alan betonun çirkinliğini bir nebze de olsa azaltır; hiç değilse beton ayıbını biraz örter!

Evvela, kilisenin önünden başlayarak Vali Konağı’na kadar olan bölüm trafiğe açılmalıdır. İkinci aşama olarak çarşının içinin de trafiğe açılması esnafın ve ilgili sivil toplum kuruluşlarının görüş ve önerileri de alınarak değerlendirilmelidir.

Bu çalışma yapılırken Çamlıbel konusunda projeler geliştirilmelidir.

Balık pazarı ve çevresi düzenlenerek Kumkapı örneğinde olduğu gibi balıkçı lokantaları ağırlıklı bir yapıya kavuşturulabilir. Şu anda caddenin arka paralelinde bu tür lokantalar olmakla birlikte halk şehrin içindeki evlerini bırakıp da rağbet etmemektedir. Burası Mersinliler için de turistler için de bir çekim merkezi hâline getirilebilir, getirilmelidir.

Aynı mantıkla kasaplar çarşısı da ele alınmalıdır. Tekraren söylemeye gerek yok aslında ama yine de söyleyelim: Bu çalışmalar yapılırken tarihi doku mutlaka korunmalıdır.

Çarşı merkezi maalesef sağlı-sollu çok sevimsiz işhanlarıyla, apartmanlarla çevrili durumdadır. Bunun için büyükşehir inisiyatif alabilir, almalıdır. Bu binaların dış cephelerinde varak, ferforje ya da başka estetik yapı malzemeleri kullanarak harika görüntüler yaratılabilir.

Yapılacak bu çalışmayla görüntü çirkinliği yok edileceği gibi estetik bir görünüm de kazandırılmış olur. Toplasanız kaç bina var ki zaten? Bunun büyükşehire maliyetinin fazla olacağını da zannetmem. Fakat hiç şüphesiz ki bu nevi konular mühendislik ve hesap kitap işidir. Fizibilitesi yapılarak bu konu irdelenebilir.

Binaların görüntü kirliliği demişken tarihi, güzeller güzeli taş binayı konuşmamak olmaz. Taş binayı dışarıdan her gördüğümde içim cız ediyor. O duvarlardan gelişigüzel sarkan kablolar, klima dış üniteleri olacak şey midir? Farkında mısınız estetiğe karşı gösterdiğimiz bu ilgisizliği ve hoyratlığı aslında tarihimize göstermiş oluyoruz.

Taş binanın müze olması kesinleşti. Büyükşehir hizmet binasının taşınacağını da biliyoruz. Fakat taşınıncaya kadar 1 tek gün kalmış olsa yani yarın taşınılacak olsa bile o 1 tek gün bu tarihi bina böyle bırakılmamalıdır.

Hiç gecikmeksizin, derhal güzelim taş binamızı bu görüntü kirliliğinden kurtarmalıyız.

Ulu Cami’nin karşısındaki özellikle kuyumcu esnafının olduğu çarşıya ve dükkânlara da el atılmalıdır. Bu oldukça hassas bir konudur. En önemli husus oradaki esnaflara herhangi bir zarar vermemektir. Oradaki yapıya benim mimari demeye dilim varmıyor. Felaket ötesi bir beton yığını benim gözümde. Tamamen kaldırılıp düzgün bir mimariyle tekrar yapılabilir. Uygun projeyle çok iyi bir çalışma ortaya çıkacağına eminim.

Balık Pazarı ve Kasaplar Çarşısı’nın çok yakınında hemen kuzey çaprazında bir Mersin tarihi daha yer almaktadır: Zafer Çarşısı ya da çok bilinen adıyla Bit Pazarı.

Orada bir tarih yatmaktadır. Bu çarşı, esnafın yararı gözetilerek tekrar düzenlenmeli, tarihsel dokusuna tekrar kavuşturulmalıdır. Türkiye’de çok başarılı örnekleri olan bir uygulama yaparak bu çarşı hediyelik eşya, otantik Mersin eserleri satan mağazalarla desteklenebilir.

Aynı biçimde bu çalışma dalga dalga tüm Silifke Caddesi’ne yaygınlaştırılabilir. Şehrin merkezinde aşağıda Çamlıbel, Atatürk Caddesi ve çarşı, biraz yukarıda ise Balık Pazarı, Kasaplar Çarşısı, Zafer Çarşısı ve Silifke Caddesi’ni kapsayan bir ada meydana getirilebilir.

Böylelikle hem Mersin’in tarihi dokusu estetikle birleştirilir hem de ticari bir cazibe merkezi olarak esnafa destek sağlanmış olur.

Bu projeler uygulandığında çoklu yararlar elde edilmiş olacaktır.

Tüm bu yazdıklarımı çok kısa özetlemem gerekirse:

Kent estetiği de gözetilerek can çekişmekte olan kent merkezimiz ve çarşımız canlandırılmalı, esnafımıza nefes aldırılmalıdır.

Bu konularla ilgili büyükşehirde üst düzey bürokrat arkadaşlarımın çalıştığını biliyorum. Hatta zaman zaman görüş alışverişi için esnafla ve bu konuda fikir verebilecek olan Mersinli hemşehri ve arkadaşlarımızla toplantı da yapıyorlar. Bunlar olumlu çalışma ve gayretlerdir.

Fakat bu toplantılara davet edilmesi gereken, şehrin hafızası olan ve projeleri olan değerli arkadaşlarımız da vardır. Bu kişilerin de bu toplantılara davet edilmesi yararlı olacaktır.

Ve en önemlisi: Bu toplantılar sözde kalmamalıdır.

Büyüklerimiz hep anlatır: Özellikle 50’li, 60’lı yıllarda Mersin çok güzel bir şehirmiş.

Mersin’i eskiden olduğu gibi, “güzel, bakımlı, estetik, canlı” şehir konumuna tekrar yükseltmeliyiz. Buna da yukarıda ayrıntılı olarak zikrettiğim noktalardan başlamalıyız.

Malûmunuz, mimari dünya yüzünde tanımlanan 6 kadim sanat dalından biridir.

(Yirminci yüzyılla birlikte buna sinema ilave edilmiş ve bu yüzden de sinema yedinci sanat olarak adlandırılmıştır.)

Mersin büyükşehir belediyesi kadroları içinde tüm bu çalışmaları mimari sanatının hassasiyetiyle yürütecek çok değerli arkadaşlar vardır.

Bu çalışmaların uygulanması bir niyet meselesidir ve siyasi iradenin bu niyetle yola çıkarak kararlı bir şekilde inisiyatif alması gerekmektedir.

Neredeyse iki asırdır Mersin’de yaşayan bir aileye mensup bir Mersin âşığı olarak yukarıdaki çalışmaların büyükşehir belediyesi tarafından başlatılmasını kuvvetle ve hararetle öneriyorum.

Not: Perşembe günü sabah saatlerinde önce beni perişan eden daha sonra da bir ölçüde rahatlatan bir haber aldım. Mersin’in değerli evlâdı; arkadaşım, dostum, kardeşim Ömer Karadeniz maalesef kalp krizi geçirdi. Şükürler olsun ki bu çok ciddi rahatsızlığı atlattı. Kardeşim Ömer’e geçmiş olsun dileklerimle acil şifalar diliyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.