Kendimi bildim bileli, aklım erdi ereli Atatürk’e kalpten ve derinden bağlıyım

Pek tabii ki onun değerlerini, ilke ve devrimlerini de eksiksiz olarak içselleştirmiş durumdayım. Bu durumda, milliyetçilik de Atatürk ilkeleri içinde yer aldığından doğal olarak milliyetçiyim. 

Milliyetçilik anlayışım tamamen Atatürk’ün milliyetçilik anlayışıyla örtüşmektedir. 

Benim milliyetçilik anlayışım dil, kültür ve milletin birliği-beraberliği anlayışına ve Türk milletinin birlik içinde mutlu yaşama ülküsüne dayanır. 

Milliyetçiliğin en önemli belirleyicisi de bence dil yani konuştuğumuz lisanımız Türkçe’dir. 

Milliyetçi bir kişi olarak hiçbir milleti Türk milletinden üstün görmem, Türk milletinin de ırksal olarak üstün olduğunu iddia etmem. Milliyetçiliğin, barışçı olması gerektiğine inanırım. Eşsiz Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh “ sözlerine yürekten bağlıyım.

Elbette ki şoven yaklaşımları benimsemem. Cumhuriyet değerlerinin ve elbette ki laikliğin toplum hayatının olmazsa olmaz olduğuna inanırım.

Bireyin milliyeti kavramını ırka bağlamam. 

Kendisini Türk hisseden herkesin Türk olduğunu kabul ederim. 

Millet ve milliyet kavramlarını en güzel şekilde eşsiz Atatürk’ün şu muazzam sözlerle ifade ettiğini düşünürüm: 

“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.”

Milliyetçilik, toplumu ayakta tutan temel direklerden biridir. Bir milletin milliyetini ya da millet olma bilincini yok ettiğiniz zaman onun bağışıklık sistemini yıkmış olursunuz. Bağışıklığı çöken bünye ise hastalanır, zayıf düşer; nihayetinde yok olur gider.

İşte bu yüzden bir milleti bölmek isteyen emperyalistler o milletin milliyetine ve diline saldırarak işe başlar.

Millī kültürümüzün yerine özenti Amerikan kültürünün ve hayat tarzının çok uzun süredir sinsi sinsi empoze edildiğini görebiliyor musunuz?

Güzel Türkçe’mizi yozlaştırma çalışmalarının farkında mısınız? Gençlerimiz kültür emperyalizminin bombardımanı altında değişik bir dil konuşur oldular.

(Türkçe konusu çok çok önemlidir. Önümüzdeki günlerde bu konuda bir yazı yazacağım, orada daha derinlemesine konuşuruz.)

ABD’nin ülkemizle ilgili olumsuz tasavvur ve eylemlerini artık sokaktaki çocuklar bile biliyor. Sadece hain 15 Temmuz darbe teşebbüsündeki rolü ile Irak ve Suriye’de yaptıklarının ülkemize verdiği zararları hatırlatmakla yetineceğim. 

ABD’nin ülkemizi bölerek, topraklarımızdan bir parça kopararak Büyük Kürdistan’ı (Büyük İsrail) inşa etme planı ve çabaları herkesin malûmu. İşte bu amaca ulaşmak için de milliyetimize sürekli saldırmaktadır. Bazen açıkça, bazen algı yönetimi ve yöntemleriyle.

Çünkü bilmektedir ki millî bağları zayıflayan bir ülkede çöküş kaçınılmaz demektir. 

Son yılları düşününüz lütfen: 

Her fırsatta Türk milliyetçiliğinin aşağılanması, Türk olduğunu söyleyenin ırkçılıkla yaftalanması, Türk’lüğün adeta utanılacak bir şey olduğunun işlenmesi, kendini Türk olarak tanımlamanın ve tanıtmanın ilkellik olarak nitelendirilmesi, devlet dairelerinden ve hatta bankalardan T.C. ibarelerinin kaldırılması, en büyük kahramanımız Atatürk’e ve millî kahramanlarımıza saldırılması, Türk olmanın sadece bir ırkı temsil ettiği algısının oluşturulması, dilimizin yozlaştırılması için her şeyin yapılması, anadilde eğitim fesadıyla dil birliğini yok etme çalışmaları, kültürümüzün yozlaştırılarak batılı kültürünün hayatımızda hâkim kılınmaya çalışılması, millî bayramlarımıza saldırılması, millî bayramlarda büyük Türk milliyetçisi Atatürk anıtlarına çelenk bırakmanın suç sayılması, şanlı bayrağımızın Türk bayrağı değil de Türkiye bayrağı olarak adlandırılmasının istenmesi, Atatürk’le ilgili kitapların suç delili sayılması, İstiklal Marşı şairimiz namuslu ve şerefli vatansever Mehmet Akif’e laf söylenmesi, her fırsatta millî değerlerimizin aşağılanması ve yapılan daha onlarca eylem...

Sizce tesadüf mü?

Tarihimize ve kahramanlarımıza yapılan saldırıları bir hatırlayınız. Cumhuriyet’i kuran kadrolara sürekli küfür ve hakaret ediliyor. Başta Atatürk olmak üzere, İnönü, Reşit Galip, Mahmut Esat, Şükrü Saracoğlu, Mustafa Necati, Hasan Âli ve niceleri yerin dibine batırılmıyor mu?

Kahramanlarına sahip çıkmayan, ülkesinin kurucu kadrolarıyla kavgalı bir yönetim tasavvur edebilir misiniz? 

ABD’de ülkeyi yönetenlerin, ülkelerini kuran George Washington, Thomas Jefferson ya da John Adams’a savaş açtığını hayal edebilir misiniz?

Her ülkenin dokunulması, yıpratılması, tartışmaya açılması düşünülemeyen “kurucu babaları” vardır. Bu kişiler o toplumun temel harçlarıdır. Onlar dokunulmazdır. Milletin varlığını ve birliğini temsil ederler. Ya bizde öyle mi?

Milliyetine, diline, millī kültürüne, bayrağına, millî marşına, kahramanlarına sahip çıkmayan ve onların üzerine hassasiyetle titremeyen bir ülkenin, bir devletin sonu ne olur sizce?

Millet olarak yapmamız gereken, dış güçlerin üzerimizde sinsice oynadıkları oyunu fark ederek Türk’lüğümüze sarılmak, birlik-beraberliğimizi tesis etmek ve bu alçak planı bozmaktır.

“Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur!”


 

Not: Yazılarım gazeteyle eş zamanda kişisel blogum http://www.mehmetsemihnane.com adresinde de yayımlanmaktadır. Blogumda ayrıca “Şiir Köşesi”nde şiirler de yer almaktadır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.