Türkiye de sağlık ortamı 2003 yılından itibaren Sağlıkta Dönüşüm Programı adı verilen bir reform ile yeniden yapılanmaktadır. Program her ne kadar Türkiye’nin sağlık sorunlarını çözmek amacıyla gündeme gelmiş olsa da, dünyadaki dönüşümle uyum içerisindedir. Benzeri pek çok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de programa, gerek bilgi gerek finansman açıdan Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası ve Dünya Sağlık Örgütü’nün katkıları belirleyicidir. Ekonomik ve toplumsal gelişme düzeyleri açısından birbirinden ciddi farklılıklar gösteren Asya’dan Avrupa’ya, Latin Amerika’dan Afrika’ya kadar birçok ülkede sağlık politikaları benzer programlar ekseninde tartışılmaktadır. Ekonomik kavramlar ekseninde sağlık alanını ele alan egemen yaklaşım, kamunun rolü azaltılarak, piyasa dinamiklerine açık, özel sektör yatırımlarını teşvik eden, karlılığı ve verimliliği esas alan bir yeniden yapılandırmayı öngörmektedir. Bu yapılandırmanın temel adımları tüm ülkeler için oldukça benzer hatta aynı eylem planları üzerinden şekillendirilmektedir. Örneğin Kenya’ da hayata geçirilen reform-tıpkı Türkiye’de olduğu gibi- sağlığın finansmanın kurulacak sağlık sigortasından karşılanması, sağlık hizmetleri sunumunun âdem i merkezileştirilmesi, hastanelerin özerk işletmeler haline getirilmesi, sağlık hizmeti sunumunda özel sektör payının artırılması ve sağlık hizmeti kullanımında katılım payı uygulanması biçimindedir. Dünya’da 1970’lerde yaşanan ekonomik krize tepki olarak ortaya çıkan Neo-liberalizm, krizin faturasını sosyal devlet politikalarına çıkarmış, krizden çıkış olarak da piyasa dinamiklerine dayalı ekonomik, toplumsal ve siyasal yeniden yapılanmayı öngörmüştür. Neo-liberal yaklaşıma göre, piyasa ekonomisi hem siyasal ve toplumsal özgürlükleri artırmakta, hem de, ekonomik aktörler ve işletmeler arasında artan rekabet sonucunda mal ve hizmetlerin daha kaliteli ve daha ucuza mal edilmesine neden olmaktadır. Sağlık alanının Neo-liberal politikalar doğrultusunda yeniden yapılandırılması için uygulamaya konulan programların temel gerekçesi, bir yandan kamu sağlık harcamalarının karşılanması mümkün olmayan bir düzeye ulaştığı, diğer yandan da sunulan sağlık hizmetinin kalitesini düşük ve verimsiz olduğudur. Bu gerekçe birçok ülkede sağlık reformunun temel nedeni olarak anılmaktadır. Türkiye de Neo-liberal dönüşüm yeni başlamamış aksine 1980’lerden beri aşamalı olarak uygulamaya konulmuştur. 1961 Anayasası, herkesin tıbbi bakım görmesini, sosyal güvenlik hakkını ve uygun konut gereksiniminin karşılanmasını devletin ödevi olarak görmektedir. Oysa 1982 Anayasası, sağlığı korumayı hem devletin hem bireyin ödevi olarak tanımlamakta ve devleti bu görevini kamu ve özel sağlık kuruluşlarını denetleyerek yerine getiren bir konuma indirgemektedir. 1982 Anayasasını bir başka önemli farklılığı da, ilk kez genel sağlık sigortası ve katılım payından söz etmiş olmasıdır. 1982 Anayasasının ruhuna yansıyan bu dönüşüm, yedinci (1996-2000) ve sekizinci (2001-2005) beş yıllık kalkınma planlarının da temelini oluşturmuştur. Hastanelerin idari ve mali özerkliğe kavuşturularak işletme haline dönüştürülmesi, aile hekimliğinin kurulması, prim temelli genel sağlık sigortası uygulaması, emeklilik ve genel sağlık sigortası uygulamasının ayrılması, Sağlık sigortası ve sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi, özel sağlık ve hayat sigortalarının teşvik edilmesi yedinci ve sekizinci beş yıllık kalkınma planlarına bu çerçeve nedeniyle alınmıştır. 2003’ten beri uygulamaya konulan Sağlıkta Dönüşüm Programının yedinci ve sekizinci kalkınma planlarıyla tümüyle örtüştüğü görülmüştür. 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.