İçinde bulunduğu zamandan hoşnut olmayan, geleceğe ilişkin de inancı zayıflayan insanın geçmişe bel bağlamaktan başka çaresi kalmaz. Her şeyin kötüleştiği, geleceğin de umut vermediği hissine kapılan insan, hatıralarından medet umar ve özlem duygusuyla hayata tutunur. Geçmişin güzellikleriyle avunur bir bakıma. Hayata nostaljik bir pencereden bakmaya başlar.
Ancak nostaljinin penceresi dardır. Kötü şeyleri göstermez nostalji. Sanki geçmişte hiç kötü bir olay yaşanmamış gibi sadece güzellikleri öne sürer. Oysa hayatın akışına terstir bu, güzellikler ve çirkinlikler iç içedir çünkü. 
Geçmişi özleyen insan, yaşadığı kötü bir olayı bile güzelmiş gibi anlatır. Büyük bir keyifle nasıl kopya çektiğinden, öğretmenin kendisini bir güzel dövdüğünden bahsedebilir sözgelimi. İlginç bir özlemle kışın yakacak odun bulamadıklarından veya evlerini basan yağmur sularından söz edebilir. Çünkü şimdi güçsüzleşmiştir, o günlerde ise güçlüdür. Şimdi umudu ve hayalleri kırılmıştır, o günlerde ise diri bir umudu, peşinden koştuğu hayalleri vardır. İnsan, değişime direnememiştir.
Öyleyse değişim, nostaljiyi doğuruyor ve besliyor diyebiliriz.  Her şeyin büyük bir hızla değiştiği günümüzde nostaljisini yapacağımız ne kadar çok şey birikti, değil mi? Üstelik geçmişte çok da iyi anılmayan şeyler, bugün nostalji otelinin kral dairesinde misafir ediliyor. Sözgelimi televizyon, nostalji otelinin ağır misafirlerinden biri olacağa benziyor.
İnternetin ve cep telefonunun etkisiyle, televizyonun pabucu dama atıldı. Artık kimse, eskisi gibi uzun uzun televizyon izlemiyor. Televizyon, bir süs eşyasına dönüşmeye başladı.
Televizyonu özleyenlerin sesini duyar gibiyim:  “Aah, Ah! Nerede o televizyonlu günlerimiz? Eskiden ne güzel çoluk çocuk televizyon izlerdik, beraber zaman geçirirdik. Şimdi herkes cep telefonuyla ayrı bir odaya çekildi, çocuklarımızın yüzünü göremiyoruz!” şeklinde özlem ve şikâyet cümlelerini duyarsanız şaşırmayın. 
    Oysa daha düne kadar televizyon kötü bir iletişim aracı değil miydi? Televizyonun çocuklara zararlarından, taraflı haber programlarından, doğru düzgün bir iletisi olmayan dizilerden, televizyonda meşrulaştırılan kadına şiddetten, televizyonun bir aptal kutusu olduğundan, ahlakımızı bozduğundan bahsetmiyor muydu insanlar?
Televizyonun evlere girmesiyle radyo bir kenara itilmişti. O zaman da radyo nostaljisi başlamıştı muhtemelen. Cep telefonları yerini yeni bir şeye bırakınca, cep telefonları için de ağıt yakanlar çıkar mı dersiniz?
    Anlatmak istediğim şey şu: Özlem insani bir duygudur, doğaldır. Geçmişin güzelliklerini hatırlamak insanı mutlu eder. Ancak sadece nostalji penceresinden hayata yaklaşmak, nostaljinin dışına çıkamamak, geçici bir mutluluk verir insana. İnsan nostaljiyle kendini rahatlatır ama aldatarak. Çünkü gerçekler, nostaljideki gibi değildir.  
Geçmişte yaşanan olaylar ne tam olarak siyah ne de beyazdır. Hayatın içinde güzellikler olduğu gibi çirkinlikler de vardır.  Belki de doğru olan, geçmişe tek bir pencereden bakmak değil, iyiyi ve kötüyü bir teraziye koyup olabildiğince nesnel bir tavırla değerlendirmektir.
Öyleyse geçici ve aldatıcı mutluluklara bel bağlamadan gerçek mutluluğu yakalamak için, yani değişimi anlamak için, sanırım nostalji penceresinin yanına yeni pencereler açmak gerekiyor.
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.