Devinen dünyada canlı cansız tüm varlıklar, bilinçli ya da bilinçsiz var olma mücadelesi veriyor.

Bu devinim sürecinde, bırakın en sert kayayı, çelik bile zamana yenik düşüp çürürken, en mükemmel varlık olarak bilinen, diyalektiği keşfedip tabiat olaylarını yönlendiren insanların büyük bir bölümü, sonuçlarını bile bile doğanın diyalektiğine ters eylemler içerisinde olabiliyor.

Yalnız insanın yaşayamayacağı gerçeğine karşın, çevremize göz attığımızda herkesin kendi çıkarına dönük ayrı bir gündeminin olduğunu görüyoruz.

Yani, herkesin kendine göre bir gündemi var; herkes kendince haklı!

Ne acıdır ki, herkes kendi hanesine artılar katma uğraşına yönelince, n ortak değerlerin yontulmasıyla birlikte yalnızlaştığımızın farkında bile olmuyoruz.

Ortak paydası bulunmayan toplumların ayrışıp kendi kendini tüketmesi de kaçınılmazdır!

Politikacı gündemini saltanatını uzatmak üzerine kurarken, sıradan insanların gündemini ise varlığını sürdürme mücadelesinden öte gitmiyor.

Bu kısır döngü içerisinde bazı uyanıklar cennetten arasa pazarlarken, bu dünyada gün görmeyen garibanlar da tanrının ipine tutunmak adına, politika madrabazlarının açtıkları üçkâğıda düşüp, üretime hiçbir katkısı bulunmayan asalakları sırtlarında taşıyorlar.

Tek tanrılı dinlerce kutsanan, ölümlülerin, oradaki rahatı sağlamak uğruna kurbanlar kesip ibadetler ettikleri ahretin sırrı yüzyıllar boyu çözülebilmiş değil.

İçinden geçtiğimiz karanlık sürecin baskısından biraz olsun uzaklaşmak güdüsüyle okuduğum kitapta, Yunanlı Şair Homeros’un kahramanı Troya Savaşlarının yiğit savaşçısı Odysseus’un yolu Hades’e, yani dönemin öbür dünyasına düşer. Orada karşılaştığı Troya’da omuz omuza savaştığı Akhilleus’a, bulunduğu ortamı ve durumunu sorar. İç çeken efsane kahraman,” Çok korkunç. Burası alacakaranlık ve hiçbir şey olmuyor. Sen bir hiçsin. Burada kral olup bir milyon ruh üzerine hükmetme şansım olsaydı bile, dünyadaki en acınası çiftçinin en acınası kölesi olmayı ve en kötü durumdaki tarlayı sürmeyi tercih ederdim.”der.

Bire bir aynı olmasa da farklı yolla ayartıya gelenlerin kulaklarına kar suyu kaçırmak düşüncesiyle midir bilmem benzeri söylenceyi Büyük Şairimiz Nazım, bir şiirindeki ” Ne beş vaktin ezanı/ ne Anjelüs’ün çanları / zincirden kurtarmadı / yoksul çalışanları…”  dizeleriyle betimler.

Günümüz toplumun yönlendiren uyanıklar bu ve benzeri söylencelere gönülden inanmış olmalılar ki, fakir fukaraya talkın verirken kendileri salkımları yutuyorlar.

Bu dünyayı derleyip yaşanır kılamayanların ahrette güzellikler görmeye hakları olabilir mi?

Ürettikleriyle, tükettikleriyle, sevinçleriyle, korkularıyla, sevinçleriyle, aşklarıyla, üreyip çoğalmalarıyla zamanı anlamlandıran çoğunluklar, ”Bu kadarı da fazla, bizi uyuttuğunuz yeter!” diyerek, çıkarları uğruna sürekli kötülük tohumlayan bir avuç arsız azınlığın saltanatına bir gün son verecekler mi acaba?

Asla göremeyeceğimi bildiğim o anı her şeyden çok özlüyorum…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.