Değerli dostlarım merhaba. Geçtiğimiz günlerde bir radyo programını dinlerken; aklıma Selim amcanın hikayesi geldi. Geldi gelmesine ama konuyu sizinle paylaşmazsam olmazdı. O yüzden hemen oturdum, kaleme aldım Selim amcanın hikayesini. Hazırsanız, başlayabiliriz. Film biraz siyah beyaz ama artık idare edersiniz diye düşünüyorum.

Cebinde 5 kuruşu yoktu Selim amcanın ama, elinden iş geliyordu. Sağdan soldan bakarak, ustalarından ve kendilerine usta sıfatıyla baktığı insanlardan kaptıklarıyla öğrendiği mesleğini, dönemin müşterileri üzerinde deneye yanıla pekiştirmişti. Zaten dönemin müşterileri de kanaatkâr insanlardı. En iyisini değil; iyisini hatta çoğu zaman işe yarayanını istiyorlardı. Ne Selim amcada para vardı ne müşterilerinde. O yüzden de müşteri de çok ödeme yapamazlar; Selim amca da çok kazanamazdı.

Babasından da çok bir şey kalmamıştı. Fakat hali iyiydi. Askerden geldikten sonra kendisini işine vermişti. Yoksa bu aileyi nasıl geçindirecekti ki? Kimsenin kimseye bulaşmadığı dönemlerdi. Sağ-sol işleri daha patlak vermemişti. Ortalık sakindi yani. Ekonomi büyük değildi ama, kanaatkâr insanların dönemiydi.

Günün birinde artık kararını verdi. Bir işletme kuracaktı. Zaten adım adım o yola gidiyordu ama, ilk defa kendisi için hayaller kurmuştu. Hem evlatları da yardım ederdi. Zaten Selim amca ne yapıyorsa ailesi için yapıyordu. Gece geç saatlere kadar kalırdı dükkânda çalışır evine ekmek götürürdü. Öyle de yaptı; kıt kanaat biriktirdikleriyle açtı o işletmeyi. Artık mahalledeki tamirci Selim sıfatından; Selim Sanayi ve Ticaret işletmesinin sahibi sıfatına geçti. Geçti geçmesine de o hala ilk günkü gibi çalışıyordu.  Zaten başına ne geldiyse bu çalışma azminden geldi.

Çalıştıkça sağlığından oldu. O dönemlerde koruyucu malzeme bulması zordu. Ama çok şükür, ailesine güzel bir gelecek vaat eder gibi oluyordu. Günler geçti, vefat etti bizim Selim amca. Evlatları işini devam ettirmiş; giderek büyütmüşlerdi. Artık ara sıra ihracat yapan, düzenli müşterileri olan bir şirket haline gelmişlerdi. Babalarından öğrendiklerini devam ettirdiler; hatta üzerine koydular. Makinalar aldılar. Artık Selim amcamız gibi elleriyle değil; makinalar ile çalışıyorlardı. Ekonomi de biraz toparlanmıştı. Müşteriler artık iyi iş arıyorlardı.   İyi iş yapana ödenen tutar da iyiydi.

Evlatları keşke babamın döneminde de makinalar olsaydı, adamcağız sağlığından olmazdı diye düşünüyordu, fakat devir geçmişti. Selim amcanın bedelini elleriyle, tırnaklarıyla hatta çoğu zaman sağlığı ile ödediği işletmesinde şimdilerde makine sesleri duyuluyordu.

Evet sevgili dostlar, Türkiye’de çoğu şirket az önce okuduğunuz hikâyeye çok yakın bir tema üzerine kuruluyor. Türkiye ekonomisinde yer alan şirketlerin ise %94’ü aile şirketi. Yani her 10 şirketten 9’unun hikayesi hemen hemen Selim amcanın hikayesi gibi.

Sevgili dostlarım geçtiğimiz günlerde arabada işe giderken bir radyo kanalına denk geldim. Spiker arkadaşımız, patronlar ölsün yaşasın işçiler temalı bir yayına başlamıştı. “Çok çalışırsam patronum arabasını bu sene de değiştirir “diyor; gülüşüyorlardı. Mart ayı içerisinde İstanbul’da eğitimini vermeyi planladığım aile şirketleri konusu geldi aklıma.

Patron olmayan, patronu gözünde şu şekilde biliyor: Benden zengin bir kere, ben servisle geliyorum; o arabasıyla. Ben kiradayım, onun 2 tane evi var. Benim çocuklarım devlet okullarında sıradan eğitime tabiiler; onunkiler ise özel kolejlerde. Evet, bu saydıklarının tamamı doğru. Noktası virgülüne dokunmadan doğru olduğunu kabul ediyorum. Fakat; az önce söylediği her şeye katıldığım, aynı düşüncede olduğum arkadaşın cümlesi şu temayla bitiyor: “İşçi çalışır, patron yaşar. Patronlar ölsün, yaşasın işçiler “

Konuşma bitiyor bitmesine de eksikleri var. Tamamlayalım. O ölmesini istediğiniz; sizden çok kazanan patronun düşüncelerini bir kere anlamak istediniz mi? Ne düşünüyor bu adamlar diye bir kere kafa yordunuz mu?

Ben yordum, her ay, her hafta ve her gün yoruyorum.  Kafamızdan şunlar geçiyor dostlarım: “Acaba bu ayın maaşını denkleştirebilecek miyim? Acaba bu ay, ödemelerim ne olacak? Çek vermiştik, çekimiz yazıldı mı? Bugün de paydos ettik, çok şükür bir iş kazamız olmadı. Bu sabah da iş yerinde eksiğimiz yok, akşam herhangi bir olay olmamış. Geçen aydan kalan tahsilatlar vardı, hala da duruyor. Bu ödemeler gelmez ise ben bana güvenen bunca aileyi yarı yolda bırakmış olurum. Bu adamlar çocuklarına nasıl harçlık verecek okula gönderecekler? “

Değerli dostlarım, ne olur herhangi bir konuda yorum yaparken bu kadar acımasız olmayın. En az sizin kadar karşı tarafın da düşünceleri olduğunu; onların da sorumlulukları olduğunu unutmayın. Sizin o ölsün dediğiniz patronlar olmasa; nereden ve nasıl evinize ekmek götürmeyi planladığınızı bana bir anlatabilir misiniz?

Size bu satırları, gençliğinin baharında sizin gibi işçi sıfatıyla çalışmış bir patron yamağı olarak yazıyorum. Düşünceleriniz doğru, ama eksik. Düşüncelerinizde haklısınız, fakat bir noktaya kadar haklısınız. Yani dostlarım, madalyon iki yüzlü. Siz tek yüzünden bakıyorsunuz. Evet, gelir dağılımı eşit değil; uçurum fark var. Fakat hangi ülkede, hangi coğrafyada eşit ki?

Sözün özünde konuyla alakalı birebir şahidi olduğum bir anekdot ile veda edeyim istiyorum. İstanbul’da çalıştığım dönemlerdi. Bir öğle arasında, yemeğe oturduk benim gibi işçi arkadaşlarla. Hepimiz yemeğimizi yerken, yan masada bir başka grup işçi yemek yiyordu. Aralarından bir tanesi “patronlar ölsün yaşasın işçiler “temalı konuşmaya giriş yaptı. Yaptı yapmasına ama, hayatında alabileceği en büyük dersi yine kendisi gibi işçi olan arkadaşından aldı: “Yahu Hüseyin abi, sen Rıfat beye bu kadar yükleniyorsun da Rıfat beyin babası rahmetlik çok çalışmış. Hatta senin babanla da yaşıtlar diye biliyorum. Selim beyin babası çalışırken, senin baban ne yapıyordu? “

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.