Değerli dostlarım, tekrardan merhaba. İçinde bulunduğumuz iki(z) ekonomik krizi ve ne yazık ki hepimiz yaşadık ve gördük. Fark ettik ki birtakım işler, Türk ekonomisine ayak bağı oluyor, eski gücüne kavuşmasını engelliyor. Ekonomik anlamda o eski güzel günlere dönebilmemiz için bir basit reçete yazılması gerekiyor. Ekonomi dediğimiz alan fazlaca siyaset ile bağlantılı bir alan. O yüzden de cümlelerimizi çok dikkatli seçmemiz gerekiyor. Ben de cümleleri dikkatli seçmek yerine, bugün sizinle hayali bir ülke kurup onun ekonomi reçetesini elimden geldiğince paylaşacağım.

Dostlarım bir hayali ülke düşünün. Bu hayali ülkemiz aynı Türkiye’miz gibi gelişmekte olan ülkeler kategorisinde olsun. Ekonomi dediğimiz alan ticaret ile beraber büyür. Ürünlerimizi dışarıya, yani başka ülkelere satarak döviz geliri elde etmemiz gerekecek. Çünkü gelişmekte olan bir ülke olduğumuz için, döviz tarafı hem içerideki fiyatların hareketlenmesini hem de bizim gelirimizin artmasını sağlar. Demek ki yolumuz ihracat. İhracatı kime yapacağız? Elbette ki komşularımıza. Bize en yakın sınır komşularımızdan başka bir müşteri aramaya an itibariyle gerek bile yok. Onlar hem gözümüzün hem de elimizin altında. Ama ihracat dediğiniz şey öyle kolay yapılmaz. Önce biraz bürokrasiyi, biraz aklımızı, biraz da elimizi çalıştırmamız gerekebilir.

Ürettiğimiz ürünlerin alıcı ülkeler tarafından kabul görmesi gerekiyor. Bu kabul bazen kalite ve sertifikasyon anlamında olabiliyor, bazen de içerik anlamında olabiliyor. Bizim içeride yani kendi ülkemizde ürünlerin kalitesini denetleyen kurumlarımız var. Bu kurumlardan aldığımız sertifika, geçerlilik ve yeterlilik belgelerinin; ürünü satmayı planladığımız ülkelerde de kabul görmesi gerekiyor. Aksi halde ürettiğimiz ürünlerimizi başka yerlerde de testlere sokmamız, yani bir başka deyiş ile potansiyel karımızın bir kısmını kaybetmemize neden olabilir. O yüzden bu bahsettiğim kalite belgelerinin karşı tarafta da onay görmesi hususu gerçekten önemli.

İhracat konusunu, dolayısıyla da döviz konusunu çözmüş olduğumuzu düşünüyorum. Fakat gelin görün ki bir ülke sadece döviz geliri ile ayağa kalkamaz. Evet, dizlerinin üzerinde durabilir ama ayağa kalkmak; yabancının yani açıkça yazmak gerekirse bizden daha zengin ülkelerin, bizim ülkemize yatırım yapması ile mümkün. Yani bizim yabancı yatırımcı için bir cazibe merkezi haline dönüşmemiz gerekiyor. Bakın burada hemen bir parantez açalım: Vergi cenneti ile cazibe merkezi farklı şeylerdir. Cayman Adaları bir vergi cennetidir ama yabancı bir tane yatırımcı gidip fabrika açmamıştır. Cazibe merkezine dönüşebilmeniz için yabancıyı korkutmadan getirmeniz, çağırmanız gerekmektedir. Yabancı, bizim ülkemizde yaşanan trajikomik olaylara bizim gibi gülmez mesela. Onlar kendi ülkeleri ile kıyaslarlar. Haklılar da. Hemen bizim bir evrensel hukuk ilkelerine bağımlı bir devlet yapısına bürünmemiz gerekir. Çünkü yatırımcıya, yani para sahibine şunu çok net söyleyebiliyor olmamız gerekir: “Bizim ülkemizde evrensel hukuk geçerlidir, burası bir hukuk devletidir. Korktuğunu biliyoruz, ama buraya yatırım yaparsanız, olası bir problemde hakkınızı evrensel hukuk ilkelerine göre rahatça arayabilirsiniz”

Sadece yabancı yatırımcı ile bu iş olmaz. Bir nokta gelir, sizin içerideki yani vatandaşınız olan insanlar da bu yabancının yaptığı ürünleri, ülkenizde üretmek ister. Bu da çok iyi bir şeydir. İşte biz devlet olarak bu noktada olaya müdahale edip, içerideki üreticimizi korumak zorundayız. Ama sözde değil, gerçekten bir koruma kalkanı ile korumalıyız. Evet belki ilk dönemlerde ithal ürünlere kıyas ile biraz pahalı kalabileceklerdir. Fakat sanayi üretimi zaman ve emek isteyen bir iştir. Desteği yani koruma kalkanını gerçekten uygularsanız, içerideki üreticimiz de bir süre sonra fiyatlarını ithal ürünler ile rekabet edebilir hale getirecektir.

Cazibe merkezi haline gelirseniz, yabancı parasını getirir yatırım yapar. Bu yaptığı yatırım bizim vatandaşlarımıza istihdam, bizim devletimize de vergi öder. Böylece hem vatandaşımız hem de devletimiz para kazanmış olur. Para kazanan vatandaş ne mi yapar? Evine daha çok erzak, kendisine daha çok alışveriş yapar. Böylece iç talebimiz bir nebze de olsa nefes almış olur. Siyasi partiler için de iyi olan bu hareket, yarın oy isterken bir propaganda malzemesine dönüşmez mi? Elbette dönüşür: İşsizliğin düşük olduğu bir ortamda seçime giren hükümetler, her zaman daha avantajlılardır. Unutmayın, gelişmekte olan ülkelerde seçimlerin kazananları ve kaybedenleri ekonomi üzerinden belirlenir. Çünkü insanlar temelde yaşam standartlarını yükseltmek için çabalayıp dururlar. Karşılarında böyle bir vaat veya gerçekleşmiş bir olay görürlerse, düşünmeden oy verirler.

Unutmayalım, devletlerin tek ve yegâne gelir kapıları vatandaşlarından topladıkları vergilerdir. Bizden topladıkları vergileri, yine bize yatırım olarak geri döndürmek zorundadırlar. Bu yatırımları yapacak, bu yolları dökecek, açılan ihalelere katılacak ve kazanacak kurumları da iyi belirlemek gerekir. Yani konumuz dönüp geldi liyakat ve adam kayırma işine.  Türkiye ve bizim hayali ülkemizin de içinde olduğu gelişmekte olan ülkeler grubunda, bu bahsettiğim sorun gerçekten çok büyük tepki toplar. Zaten Türkiye’de de muhalif grupların konuştuğu konulardan bir tanesi de bu konudur. Peki ya devletin işlerine teklif vermek isteyen yabancılar? Bu konuları uzaktan görüp de korkmaz ya da ürkmezler mi? Elbette...

Dostlarım, son olarak tatlı dil konusu var. Geçtiğimiz haftalarda kaleme almıştım. Buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. Tatlı dil, siyasetten bilime kadar, karar vericilerin bir alışkanlığı olursa; o ülke gerçekten cazibe merkezi olmaz mı? Mesela kimseye kinlenmeyen, ülkesinin iyiliği için en iyisini isteyen, bunu liyakat ile göreve getirilmiş ekip ile araştıran ve çıkan sonucu da vatandaşına tatlı bir dil ile ifade eden bir yönetim görmek istemez miydiniz? Gelişmekte olan ülkelerin tamamında bu soruya evet isterdim diye cevap verilir.

Evet dostlarım, sözün özü bölümü bu sefer yok. Reçetemiz uzar giderdi, belki daha değinmediğimiz bir sürü konu vardı. Ama ekonomik tarafta verilmesi gereken reçete üç aşağı beş yukarı buna benzer. Zira aklın yolu birdir. Kim bilir belki bir gün bir gelişmekte olan ülke bu reçeteyi uygular ve başarılı olur. Hepimizin istediği de aslında bu değil mi?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.