Üçüncü bölümü Akdeniz’ e açılan kömür gemisinin ambarına tıkıştırılan denizcilerimizle noktalamıştık. Kaldığımız yerden anlatmaya devam edeyim:
 
Açıldıkça dalga boyu artan lodosa aldırmadan kimi gökteki yıldızlara dalarak, kimi ambarda kömür soluyarak kendilerini bekleyen meçhulden habersiz 40/45 mili 5 saatte kat eder denizciler. Kıbrıs açıklarına yaklaştıklarını sandıkları anda, gece 22.30 civarında kopar kıyamet.
 
Kimi bilgilere göre meçhul bir denizaltının fırlattığı torpido, kimisine göre o günlerde İtalyan ajanlarının sıkça başvurdukları yöntemle, daha limandayken geminin altına yerleştirilmiş zaman ayarlı patlayıcı Refah’ ın ana gövdesini ikiye ayırır…(İddiaların hiç biri bugüne kadar ispatlanmamıştır. TBMM' deki araştırma komisyonu, kaza ardından Savcılığın yaptığı soruşturma ve açılan dava dosyasını tüm boyutları, belgeleri, tanıklarıyla sürdüren Mahkeme dâhil kazanın nedeni hakkında somut ve kesin bir sonuca ulaşılmamıştır. Özellikle en küçük detayına kadar incelediğim ve kazayla ilgili çok şeyin konuşulduğu TBMM Genel kurul tutanaklarında da bu konuda elle tutulur bir sonuca ulaşılmadığı çok açık. O nedenle iddiaların tümünü ihtiyatlı biçimde karşılamak, tümünün de bir parça komplo teorisine dayandığı gerçeğini akıldan çıkarmamak gerektiğine inanıyorum)
 
İki filikadan biri daha ilk anda parçalanır, geriye kalan ve halatları çalışmaz filikaya 28 kişi tepeleme biner. Geminin batmasını, su üstündeki can pazarını çaresizlik içinde izler ve gemi karanlık sularda kaybolurken kaderin nereye sürüklediğini bilmez halde hayata tutunmaya çalışırlar…
 
Suların içinde dalgalarla boğuşanların bir kısmı Mersinli marangozların elinden çıkma güvertedeki tuvaletlerin paravan tahtalarını söküp kurtarıcılar gelinceye kadar deniz üzerinde kalmalarını sağlayacak sala dönüştürmeye çalışır. En şanssızlar panik içinde azgın sulara atlayanlardır, bir daha haber alınmaz hiçbirinden.
 
24 Haziran 1941 Salı saat 19.10: Filikadaki 28 kişi her saniyesi asır gelen 20 saat 9 dakikalık yolculuk sonunda dalgaların savurduğu Karataş sahilinde bulurlar kendilerini…
 
Karataş sahilinde denizcilere yol gösteren fener binasına sığınır, oradaki telsiz sayesinde anında Ankara’ yı bilgilendirirler…
 
İnanması hayli zor ama Ankara'daki yetkililer ancak Karataş' tan gelen telsiz mesajıyla öğreneceklerdir faciayı ve ardında bıraktığı inanılmaz, dayanılmaz acı tabloyu...
 
Ankara’daki yetkililer ilk etapta harekete geçmesi için Mersin Valisini uyarırlar…
 
Refah yola çıkarken bilgilendirilmeyen Mersin Valiliğinin o gece karanlığında olayı öğrenmenin ötesinde yapacağı fazla şey yoktur. Ancak ertesi sabah harekete geçilir. Vali Sahip Örge Mersin' deki tüm ekipleri seferber eder…
 
Ancak akıntılı bölgede zaten hayli güç olan kurtarma çalışmaları için çok geç kalınmıştır. Giden kurtarma ekibi onca gidenin arasından yalnızca bir gedikli deniz başçavuşunun cesedine ulaşır.
 
Mersin Memleket hastanesine götürülür başçavuşun cenazesi...
 
Pazar akşamı güle oynaya meçhule kulaç atan cansız bedeni Perşembe günü yapılan törenin ardından Mersin mezarlığında toprağa verilir.
 
Törende Deniz Harp Okulu adına konuşan yetkili, o günlerden bugünlere dinlemekten bıkmadığımız hamaset dolu bir de nutuk atar, şehidin cenazesinde:
 
“Türk denizcisinin mezarı engin denizlerdir. Tarih denizlerde daima Türk kahramanlığının menakibini anlatır”
 
Göz göre göre gelen facialardan biri daha yaşanıp, günahsız insanlar ölüme yollanmış, uyarılar dikkate alınacağına, ölüme yollananların ardından destanlar dizilmiş, dönemin en önemli sanayi kuruluşu İÇPAK fabrikası dahil 10 çelengin gölgesinde yapılan tek kişilik cenaze töreniyle konu kapatılmış, vapurda yer alan çok sayıda subay, astsubay, er ve deniz harp okulu öğrencisinin trajedisinden halk çok sonra haberdar olmuştur. (İlginçtir çelenklerin sayısına kadar töreni detaylarıyla veren Gazetede şehidin adı yer almıyor. Kanaatime göre bu gazetenin değil, olayı mümkün olduğunca gizli tutmaya çalışan döneme uygun aklın ürünü)
Kısaca o bir önceki yükü kömür olan köhne vapurda;15 deniz subayı, 16 harp okulu öğrencisi, 49 denizaltı astsubayı, 63 er, 25 gemi personeli ve kimliği sır ‘o’ İngiliz subayı Akdeniz’ in sularında kaybolur ama facia bir süre ustalıkla kamuoyundan gizlenir.
 
Gizlendiğine dair en ciddi kanıt facianın ardından yerel Yeni Mersin gazetesinin olayı haberleştirme tarzı ve kullanılan dikkat çekici ifadelerdir:
 
Yeni Mersin Gazetesi 28 Haziran 1941 günü kafa karıştıran ve olayın kaza değil, daha derin bir mevzua dayandığını yarım ağızla anlatmaya çalışan şu manşetle çıkar:
 
"Refah vapurumuz Kıbrıs açıklarında battı. Alçakça bir suikast mı?" başlığı altında onca denizcinin şehadet haberi yerine "vapurda bulunan birçok yurtdaşımız boğuldu" cümlesinin yer alması ilginç gelebilir ama o karanlık savaş günlerinin koşulları ve özellikle gemide ölenlerin askeri personel olduğunun açıklanmasının şimdilik kaydıyla gizli tutulma kaygısı düşünüldüğünde anlaşılması zor bir habercilik değil.
 
Aynı haberde sadece cesedi bulunan başgediklinin "cesedinin merasimle kaldırıldığı" ibaresi yanında isminin verilmemiş olması da yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi küçük bir ayrıntı. İleride faciayı araştıracak olanlara yardımcı olacak bir başka bilgiyi daha paylaşmamda yarar var. 28 Haziran 1941 tarihli Yeni Mersin gazetesine göre vapur İskenderiye limanına gitmekteydi. (Belli ki, resmi kaynaklar İngilizlerin hedef şaşırtma taktiğine sonuna kadar uymuştu)
 
Facia 24 Haziran gecesi meydana gelir ama Meclis Genel kurulunun gündemine gelmesi ancak 10 gün sonra 4 Temmuz oturumunda söz isteyen Milli müdafaa Vekili (Savunma Bakanı) Saffet Arıkan' ın Milletvekillerini bilgilendirmesiyle mümkün olacaktır.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.