Kaza değil, geliyorum diye adeta bağıran facianın ardından adli ve idari soruşturmalar başlatılır.
Adli soruşturma sonucu dava açılır. Mahkemenin davada Ulaştırma ve Savunma Bakanlarının dinlenmesi yönündeki talebi bürokrasi koridorlarında dolaştırılırken 11 Kasım 1941 günü iki Bakanın istifa kararı resmi gazetede yayınlanır.
Artık iki eski vekil sıfatını taşıyan Arıkan ve İncedayı' nın dinlenmesi hususundaki Mahkeme talebi sonunda 22 Kasım 1941 tarihinde TBMM' ye ulaşır. Meclis Başkanı konuyu genel kurula taşır. Genel Kurul bu konuda uzun tartışmalar sonunda karar için beş kişilik komisyon oluşturulmasını ve komisyonun raporundan sonra karara varılması yönünde irade ortaya koyar.
Genel kurulun gizli oyla belirlediği 5 kişilik komisyon raporu 2 Şubat 1942 günü Mecliste saatler süren tartışmalar sonucu oylanır ve tahkikata yer olmadığı kararı alınır.
İki Bakanın soruşturmaya dâhil edilmesi hususunda ortak karara varamayan komisyon üyelerinin dile getirdikleri görüşleri, Mecliste yapılan tartışmaları merak edenler, en küçük detayına kadar yazı dizisinin sonunda bulabilirler.
Ancak şu kadarını söylemekte fayda var.
Ölenlerin şehit olarak kabul edilmesi bile hayli uzun tartışmalar ve çetrefilli mücadeleler sonunda ancak 1951' de kabul edildiği, geride kalan dul ve yetimlerine verilen 4 bin liralık ikramiyenin gemi personelinden esirgendiği dramatik boyutlarıyla faciadan da öte anlamlar içeren boyutlara sahiptir Refah vakası...
**
Ve Türkiye o facianın gerçek nedenlerinden çok başka güç odaklarının anlattıklarıyla yetinmek zorunda kalmıştır.
Örneğin Almanya ile yakınlaşan Türkiye’ ye İngilizlerin unutulmaz mesajı olarak değerlendirenler de olur faciayı...
İtalyanların eşine çok rastlanan eylemlerinden biri olduğunu söyleyenler de çıkar.
O günlerde Hitler Almanya’ sının kuklası konumundaki faşist Vichy liderliğindeki Fransa, Mısır gemisi zannıyla vurduğunu kabul eder bir süre sonra. Hatta gizli pazarlıklar ve özürler sonucu Fransa’ nın Türkiye’ ye tazminat olarak 2 savaş gemisi verdiği yazılıp çizilir ama gerçek hiçbir zaman tam öğrenilmez…
Konuyu kaleme alanların kaza hakkında dile getirdiği iddiaların hiç biri varsayımdan öte kesin bir hüküm niteliğinde değildir. Yazılıp çizilenlerin çoğu da resmi tarihe malzeme olacak hamasi söylemlerden öte o gemide ölüp giden insanların geride bıraktığı insan kokan öykülerden hayli uzak...
Oysa kurtulanlardan ve sonradan Albay rütbesine terfi edecek olan Haydar Gürsan’ ın anlattıkları bile, o vapurla meçhul yolculuğa çıkan, gidip te dönmeyenlerin, Akdenizin koynuna gömülen sevdaları, hikâyeleri bakımından yeterince zengin...
Kömür sinmiş Refah vapurunu gördüğü an yük gemisinde rahat yolculuğun hayal olduğunu anlar Gürsan... Aklına son gün Mersin’de dolaşırken yaşlı bir adamın dükkânında gördüğü katlanır sandalye gelir.
Satın almak ister ama yaşlı adam kendisi için yaptığı sandalyeyi satmaya yanaşmaz, ısrarın işe yaramadığını görünce gizli tutması gereken asker olduğu sırrını fısıldar yaşlı amcaya… Sonra o marangoz sefere çıkacak sivil giyimli askere hem tenzilat yapar hem de arkasından ellerini havaya açarak, "hayırlısıyla git, hayırlısıyla dön" diye dualar eder…
Az önce sandalyeyi satmak istemeyen adamın yaptığı tenzilat ve ettiği dualara anlam vermeyen Gürsan limana yürürken yolda ayağı bir şeye takılıp tökezler. Eğilir, ayağının takıldığı şeyin küçük bir çakı olduğunu görür ve alıp cebine atar. Vapur hareket ettikten 5 saat sonra ilk sarsıntıda geminin batacağını anlayınca cebindeki çakıyı çıkarıp can simidinin iplerini kesmeye başlar, ikinci sarsıntı gelmeden Gürsan can simidini iplerden kurtarıp beline geçirir, derken gemi batmaya başlarken kendisini bir anda dalgaların arasında bulur. Sularla boğuşurken ikiye ayrılan vapurun batışını izler. Denizde geçirdiği akşamın ertesinde hasarlı olan can simidi de parçalanır. Gürsan yakın arkadaşı İbrahim Saygıner' in şişmiş cesedine ve Mersin'deki marangozdan aldığı sandalyeye tutunur ve suda bulduğu bir patlıcanı yiyerek 45 saat boyunca ölümle yaşam arasında gider gelir.
Yıllar sonra kurtuluşunu Mersinli o yaşlı adama ve yaşlı adamdan aldığı tahta kürsüye, gemiye giderken ayağına takılan kör çakıya, arkadaşı İbrahim’in cansız bedenine ve tek patlıcana borçlu olduğunu anlatacaktır, Gürsan…
Başkaları ne yazıp çizer bilemem ama Refah gemisi konusunda dönemin yerel gazeteleri başta olmak üzere derlediğim bilgilerden yola çıkarak benim anlatacağım ol hikâyat budur işte...
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.