Belediye Meclis üyeleri kendi aralarından bir meclis üyesini belediye başkan vekili seçerler, Belediye Başkanını denetleme sorumluluğunu ona verirlerdi. Yurtdışına iş gezisine gitmeyi düşünen başkanlar belediye meclislerinden izin alırlardı. Belediye başkanlarının parti örgütleriyle, belediye meclis üyeleriyle kavga etme şansları yoktu. Aksine iyi geçinmek zorundaydılar. Başkanların çalışma raporları belediye meclisinde oylanır, başarısız belediye başkanları görevden alınabilirdi.

1980 öncesi CHP’de il başkanlığı yapmış Abdurrahman Terzili, Sebahattin Arıkan, Merkez İlçe Başkanlığı yapmış Erdoğan Coşkundeniz ve Belediye Başkanı Kaya Mutlu yan yana oturdukları meclis sıralarında odacı Hasan’ın ikram ettiği çayları afiyetle içmeye hazırlanırken

-------------------------------------------

ABİDİN ATLAY’IN KIR KÜTÜPHANESİ

Bugünden 30-40 yıl önce Toros dağlarının zirvesine yakın ( Mühlü Yaylasında) Abidin Atlay öğretmen ve Süleyman öğretmenin yüzlerce kitaptan oluşan kır kütüphaneleri vardı. Çevre köylüler , gençler, dağda kitap okumanın doyumsuz keyfini yaşamak isteyen kentliler çınar ağaçlarının altında kitaplarını okurlardı. Kütüphanenin farklı bir okuma grubu da vardı. Herhangi bir kitaptan en az 20 sayfa okuyana sıcak pide ikram edilirdi. Pusu kuranlar sütre gerisinde yatan Cumhuriyet karşıtları, tarikatlara bağlı dindarlar bu kütüphane kapanınca 100 Kur’an Kursu açılmış gibi sevinmişlerdi. Tarlalarda, fabrikalarda emeğim alın teriyle bütünleşemeyen memurun, esnafın, yoksulun sofrasının tadını bilemeyen dostlarımız mavi sularda kulaç atmaya devam etmesinler. “AKP neden bu kadar fazla oy alıyor” diyen yol arkadaşlarımız, ayaklarına yol göstersinler artık.

-------------------------------------

İNÖNÜ’LÜ YILLAR !..

  • Ben bunları Genel Başkan’a söyleyemem
  • Söylemek zorundasın, bir kentin geleceğini kurtaracağız, yeni isimlerin önünü açacağız, partimizi başarılı kılacağız, sen bunları söylemeye mecbursun, genel başkan karşısında genç bir il başkanı, dik duruyor, tavır koyuyor.. Seni daha çok sevecek.
  • Tamam

Bunlar konuşulurken üç el masanın yarım metre üzerinde rakı bardaklarını Mersin’in geleceği için tokuşturuyorlardı.

İl yönetim kurulunu toplamış Mersin merkez ilçe ve kasabalarında belediye başkan adaylarımızı hangi yöntemle seçmemiz gerektiğini tartışıyorduk. Üyelerle, delegelerle ön seçim veya eğilim yoklaması yöntemlerini nerelerde uygulayabileceğimize karar vermiştik. İl yönetiminde genel kanı Mersin il belediyesi için merkez yoklaması ile Kaya Mutlu’nun atanacağı idi. Mutlu’nun Genel Başkan Erdal İnönü ile yakın ilişkisini, Fikri Sağlar’ın İnönü üzerindeki etkisini anlatıyorlardı. Buna rağmen başkan ve yönetim olarak Kaya Mutlu’nun merkez yoklaması ile aday edilmesine karşı çıkacaktık. Kafamızdan geçen yöntem tüm üyelerle ön seçim yapılması idi… Gün sonrası toplanacak merkez yönetim kuruluna sunulmak üzere hazırladığımız raporu çantama koydum. Gece 12 otobüsünden Ankara biletimi aldım, Bingöl eski il başkanımız Hikmet Yurtsever ve Şakir Işın ile buluşmak için Tavukçu Şahin’e vardım. Her ikisinin de benim İl başkanı olmamda çok emekleri vardı. Siyasal olarak sıkıştığımız zamanlarda danıştığım bilge insanlardı. Genel değerlendirmeler yaptık ve Genel Başkan Erdal İnönü’nün Kaya Mutlu’yu dayatması halinde “Ne yapabilirim” diye sordum. Hükmet Yurtsever de Genel Başkan’a “ Efendim siz aynı Osmanlı padişahlarına benziyorsunuz. Onlar da İstanbul’da otururlar, Kafkasya’daki savaşı yönetirlerdi. Siz Mersin’i benden iyi mi bileceksiniz” dememi istedi.

Bende “ Ben bunları Genel Başkan’a söylemem” dedim.

Yurtsever de “ Söylemezsen başarısız bir il başkanı olursun, parti de kaybeder..” dedi

Sonunda ikna olmuştum… Genel Başkanın dayatması halinde bunları söyleyecektim. İki dublenin ardından onları evlerine bırakıp, bende Ankara’ya gitmek için Otogar’a doğru yola koyulmuştum.. Keyifliydik.. Başaracaktık..

--------------------------

DERSİN ADI DEMOKRASİYDİ..

Sanki Harvard Üniversitesi’nde okumaya gidiyorduk.

Heyecanlıydık, mutluyduk. Amca oğlunun ceketi, dayımızın pardösüsü, kış-yaz giydiğimiz pantolon, ayakkabı, elimizde yaşlı bir valiz. Zeytinlibahçe Caddesi’ndeki otogardan Kazanlılı Tacettin’le birlikte ocak ayının 31’inde bindik otobüse..

Ön sıralardaki yerimize oturduk. Tek şeritli yoldan Ankara’ya doğru gidiyoruz, karşıdan gelen bir araç gördüğümüzde otobüsün zeminine sertçe basıyoruz, olası bir kazayı, kendimizi önlemeye çalışıyoruz. İlk molayı Şekerpınarı’nda veriyoruz. Otobüsten iniyoruz kar ve korkunç bir soğuk. “Lan ne işiniz var Ankara’da dönün geri.” Der gibi karşılıyor bizleri. Hemen sobanın etrafını kuşatıyoruz, iliklerimize kadar ısınıyoruz, Ankara Garında yolculuğumuz bitiyor. Sabahın erkan saatleri, birkaç saat oyalanıyoruz, Kızılay’a gitmek için caddenin karşısına geçip, minibüse bineceğiz. Kaldırımdan caddeye adımımı atıyorum, popomun üzerine düşüp, kısa sürede karşıya geçiyorum. Ayağa kaldırıyorlar. “Oğlum ayakkabıyla karda yürünür mü ? Sen bu pardösü ile donarsın “ diyerek Kızılay minibüsüne bindiriyorlar. Kızılay’da inerek Cinnah Caddesi’ne doğru yürümeye başlıyoruz. Her ikimiz de kısa sürede karda yürümeyi öğreniyoruz. Ayakkabılarımızın topuğunu merkez yaparak, basıyoruz karın üstüne. Cinnah Caddesi’nden birkaç yüz metre ilerleyip sola dönüyoruz, Rüzgarlı sokağa giriyoruz. CHP’nin yeni genel merkez binasına varıyoruz. Kapıdaki görevliye Mersin’den geldiğimizi, parti eğitim okulunda üç hafta süreyle eğitim alacağımızı vurguluyoruz. Kimliklerimizi istiyor, nüfus cüzdanımızı ve CHP pasaportumuzu gösteriyoruz. Masanın üstündeki bir listeye bakıyor, kafasıyla onaylıyor, “ Şu asansörden  6. kata çıkın, orada sizinle ilgilenirler” diyerek yukarı yolluyor. 6. kata çıkıyoruz kayıtlarımızı yaptırıyoruz “ Duşunuzu alın, tıraşınızı olun, kahvaltınızı yapın, biraz dinlenin “ diyorlar. CHP Genel Merkezi altışar kattan ve iki bloktan oluşuyor. Bloğun biri Genel Başkan ve diğer yöneticilerin çalışma ofislerine ayrılmış. Bizim kaldığımız blok parti içi eğitimlerin yapıldığı, yemekhanesi, yatakhanesi ve sınıfları olan bir yer. Başka illerden eğitim amaçlı gelen gençlerle kısa sürede kaynaşıyoruz. Hepimiz ilk dersin başlayacağı saati iple çekiyoruz. Saat 6’ya doğru sınıflara alınıyoruz. Sınıfın duvarlarında CHP’nin mitinglerinden fotoğraflar, Genel Başkan Ecevit’in sloganlaşmış sözleri, büyükçe bir kara tahta var. Kara tahtada tebeşirle “ DERSİN ADI DEMOKRASİ, SUNUM BÜLENT ECEVİT” yazıyor.

Dağa taşa adını yazdırmış, resimlerini gördüğümüzde tuhaflaştığımız, neredeyse Atatürk kadar saygı duyduğumuz genel başkanımızla aynı odada, aynı havayı teneffüs edecektik. Bir gençlik kolu başkanı için bundan daha büyük mutluluk olur muydu. Sınıftaki gençler tarifsiz bir heyecan içerisindeydi. Kimse yerinde oturamıyor, herkesin gözü kapıya odaklanmış, Ecevit şimdi girecek beklenti,si içerisindeydi. Kapıdan Ecevit’in koruma müdürü Mümtaz ve özel kalem müdürü içeri girdiler. Ecevit’in gelmekte olduğunu, herkesin yerine oturmasını söylediler. Birkaç dakika sonra önce genel başkanımız Bülent Ecevit, yanında parti yöneticileri sınıftaydılar. Kendisi ile birlikte gelen gençler dışarı çıktılar, Ecevit bizlerle birlikte olmaktan, ilk dersi kendisinin vermesinden dolayı çok mutlu olduğunu söyledi. Hangi il veya ilçeden geldiğimizi, adımızı soyadımızı öğrendi. Kara tahtanın başına geçtiği sırada sınıfın kapısı çaldı, Özel kalem müdürü içeri girerek Ecevit’in kulağına bizim duyamamağımız şekilde bir şeyler fısıldadı. Ecevit dona kalmıştı, 30 saniye kadar kara tahtadaki DEMOKRASİ  yazısına baktı, bize döndü “ Abdi İpekçi, demokrasi ve basın şehidi oldu, çok yakın dostum, arkadaşım, Abdi İpekçi’yi öldürmüşler…. Ulusumuzun, hepimizin başı sağolsun” diyebildi. Üzgün bir şekilde sınıftan ayrıldı…

Dersimiz demokrasiydi….Ülkemiz demokrasisinde, katillerinde aydınları öldürme özgürlüğü vardı…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ahmet Ümit Aloğlu 4 ay önce

Tarlalarda, fabrikalarda emeğim alın teriyle bütünleşemeyen memurun, esnafın, yoksulun sofrasının tadını bilemeyen dostlarımız mavi sularda kulaç atmaya devam etmesinler. AKP neden bu kadar fazla oy alıyor” diyen yol arkadaşlarımız, ayaklarına yol göstersinler artık.
Beynine yüğreğine sağlık Özcan'ım.