İNSANLIĞIN ÇİZGİLERİNİ ARAMAK! / SONER AYDIN’IN RÖPORTAJI

Henüz 20’li yaşlarında iken edebiyat alanında büyük işler yapan genç ve başarılı yazar Mehmet Dağ ile yazma serüveni ve edebiyat hakkında konuştuk.

- Bu haber 3060 kez okundu.

İNSANLIĞIN ÇİZGİLERİNİ ARAMAK! / SONER AYDIN’IN RÖPORTAJI
 Genç Yazar Dağ ile “Yazmak” üzerine

 

Yazmaya çok küçük yaşlarda başlayan, ‘Çizgilerini Arayan Zebra’ adlı bir kişisel gelişim kitabı yazan ve köşe yazarı olan Dağ’ın “10 Kasım ve Dünya Derbisi” adlı köşe yazısı Haliç Üniversitesi'nin katkılarıyla düzenlenen 12. Geleneksel Türkiye Spor Adamları Ödül Gecesi’nde ödüle layık görüldü.

İşte genç ve başarılı yazar ile “Yazmak” üzerine yaptığımız röportaj;

—SONER AYDIN:  Söyleşimize başlarken Mehmet Dağ’ı biraz tanıyabilir miyiz? Bize Mehmet’i anlatır mısın?

—MEHMET DAĞ: Özü Mersin'in yörüklerine dayanan bir ailenin tek çocuğuyum. Mersin’de doğup büyüdüm. İlk ve ortaokul eğitimimi Mersin’de tamamladım. Yüksekokul mezunuyum. Hayatta kendi doğrularını çizmeye çalışan ve bu doğrulardan ödün vermeyen gençlerden biriyim.

—SONER AYDIN:  Yazma serüvenine gelmek istiyorum. Çok erken yaşta yazıyla buluşan bir yazar olarak bu yolculuk nasıl başladı bize anlatır mısınız?

—MEHMET DAĞ: Aslında serüven demek için henüz erken ama yazma merakımın geçmişe dayanan bir hikâyesi var tabi. Annem oyalanmam adına, küçük bir not defteri almıştı. Bu defterin içerisine harfleri sayfalarca yazmamı isterdi. Bununla birlikte içerisinde bulunduğum durumlar beni yazmaya teşvik etti. Çünkü aile kavramından uzak, sessiz, içine kapanık, duygusal bir çocukluk geçirdim. Bu dönemde biriktirdiğim duyguları ifade etmek konusunda, büyük sıkıntılar yaşadım.  Ve belli bir yaşa geldikten sonra, harfleri yan yana getirmek de yetmiyor, oluşan ifadelere bir de anlam yüklemeniz gerekiyor. Bu sorumluluğu hissettiğim zaman, hayat ve yazma serüvenim tam anlamıyla başladı diyebilirim.

—SONER AYDIN:  Peki yazıyla buluşup bunları kâğıda dökmeye başladıktan yani yazmaya başladıktan sonra ilk aldığın tepkiler ne şekilde oldu? Aldığın tepkiler seni ne yönde etkiledi?

—MEHMET DAĞ: Yazdıklarımı uzun bir süre kimseyle paylaşmadım. O yıllarda daha çok eksikliğini yaşadığım duyguları gidermek için yazardım. Duygusal yanım, kaleme aldığım konulara ister istemez etki ederdi. Ortaokul yılları diye hatırlıyorum. Türkçe öğretmenimiz, ders sırasında bir kompozisyon yazmamızı istedi. İkinci ders tahtaya çıkıp, kompozisyonumu okuduğumda şaşkın bir tebessümle alkışlamaya başladı. Daha önce de yazdığımı söylediğimde, özgüven sorunu yaşadığımı fark etmişti. O günden sonra öğretmenlerimin, arkadaşlarımın olumlu tepkileri ve desteğiyle, kompozisyon yarışmalarına katıldım. Önemli dereceler elde ettim. Lise yıllarında gazete ve dergilerde köşe yazısı yazma fırsatı yakaladım.  Demek istediğim olumlu tepkiler bana hep özgüven kazandırdı ve önemli bir yol açtı. Olumsuz tepkilerse bu yolun devamı ve kendimi geliştirmem adına çok önemli roller üstlendi.

—SONER AYDIN:  Birazda kitabından bahsetmek istiyorum. Çizgilerini Arayan Zebra'nın hikâyesi nedir?

—MEHMET DAĞ: Aslında kişisel gelişim kitabı yazma gibi bir merakım ya da hedefim yoktu.  Daha çok roman ya da şiir türünde bir eser vermeyi planlıyordum. Bir akşam, arkadaşımın hediye ettiği bir kişisel gelişim kitabını gece geç saatlere kadar keyifle okuyup bitirdim. Kitabı bitirir bitirmez yazarına, duygu yüklü bir mesaj yazdım. Daha sonra bende bir şeylerin değişmeye başladığını fark ettim. Ve bu alanda bir eser yaratma fikri doğdu. Bu fikrimi kitaplara ilgi duyan çok değerli iki arkadaşımla paylaştım. Kendileri Süreyya Şener ve Şule Nur Sarı, beni kırmayıp bu yolculukta yanımda olduklarını söylediler. Onlar da geçmişte maddi ve manevi anlamda bir takım zorluklarla karşılaşmış ve bu engelleri aşmak adına önemli adımlar atmışlardı. Üçümüzde gördüğüm olgunluk ve duyarlılık, çevremizdekilere bir kitaptan daha fazlasını verebileceğimiz hissini uyandırdı. Ve bu amaçla yola koyulduk. Bu yolculukta, genç arkadaşlarımızla buluştuk. Onların hikayesini dinledik. Ve onlara Çizgisiz Zebra size neyi çağrıştırıyor dediğimizde; Çizgisiz Zebra mı olur ya? tepkisini işittik. Elbette olmaz. Çizgisiz bir zebra, daha çok at ya da eşeği andırır. Aslında insanlar da böyle diyebiliriz. Hayatlarında onları anlamlı kılan, ama bir yandan da giderek anlamını yitiren çizgiler var. İşte bu noktada, insan hayatındaki çizgilerin ne kadar değerli olduğunu vurgulayıp, bu çizgilerin değerini bilmediğimizde yıllar sonra pişmanlık duyan ve çizgilerini arayan bir zebra olmamamız gerektiğini anlatmaya çalıştık.

Bir gün sosyal medya aracılığıyla, Moskova'da yaşayan daha önce Tolstoy'un Bilgelik Kitabı'nı Türkçeye çeviren bir kişi ulaştı. Kitabımla ilgili görüşlerini belirtti ve teşekkür etmek istediğini söyledi.

—SONER AYDIN:  Eşine az rastlanır bir şekilde 20 yaşında kişisel gelişim kitabı yayınladın. Peki kitabın yayınlandıktan sonra Mehmet’te ne değişti?

—MEHMET DAĞ:  Yayınlanma sürecinden öncesine bir parantez açmak istiyorum. Ben ve arkadaşlarım zor bir yolculuğa çıktığımızın, büyük bir sorumluluk aldığımızın farkındaydık. Daha akıllı ve emin adımlar atabilmek için kentin önde gelen isimlerinin, yöneticilerimizin yardımına ihtiyaç duyduk.  Onları ziyaret ettiğimizde ise ön yargılarıyla karşılaştık. Söylemlerinde kitaplarla ilişkili gibi gözükseler de birçoğunun kitaplarla ilgilisi olmadığını gözlemledik. Bize, "Henüz 20 yaşındasınız, kişisel gelişim kitabı yazmak için erken davranmıyorsunuz? "diyenler olmuştu. Elbette, kişisel gelişim kitabı yazmak için 20 yıllık bir bilgi birikim ne kadar yeterli tartışılır. Ama bence "Bazen ne kadar yaşadığınız değil, neler yaşadığınız önemlidir".  Kitap yayınlandıktan sonra ise, geniş bir kesime ulaştık. Her yaştan insandan ve farklı illerden çok güzel tepkiler aldım. Mersin'de basının desteğiyle biraz daha tanındığımı söyleyebilirim. Sıradan bir günün içerisinde, AVM’de, otobüs durağında, üniversitede, katıldığım etkinliklerde beni tanıyanlar oldu. Türkiye çapında yayın yapan ulusal gazetelerde haberlerimi, yerel sitelerde afişlerimi görenlerin olumlu tepkileriyle karşılaştım. Hatta yurt dışından ulaşan bile oldu. Bir gün sosyal medya aracılığıyla, Moskova'da yaşayan daha önce Tolstoy'un Bilgelik Kitabı'nı Türkçeye çeviren bir kişi ulaştı. Kitabımla ilgili görüşlerini belirtti ve teşekkür etmek istediğini söyledi. Ayrıca yazılarımın önemli bir dergide yayınlanması adına referans sağladı. Kitabıma İstanbul seyahati sırasında ulaşmış. Bunlar gerçekten çok güzel duygular. Tabi eleştiriler de aldım. Ama asla karamsarlığa kapılmadım. Eleştiriler sayesinde, hatalarımı görme fırsatım oldu. Ve bu tepkiler sayesinde ileride çok daha iyi şeyler başaracağıma inanıyorum.

—SONER AYDIN:  Çoğu insanın hayal bile edemeyeceği şekilde daha 20 yaşında bir kişisel gelişim kitabı yazdın. Peki, günümüzde gençlerin edebiyata olan ilgisini nasıl değerlendiriyorsun? Bu konudaki gözlemlerini de bizimle paylaşır mısın?

—MEHMET DAĞ:  Gençlerin edebiyata olan ilgisinin gün geçtikçe azaldığını düşünüyorum. Bence bu sorun biraz da yaşadığımız düzenden kaynaklanıyor. Mevcut düzen gençlerin gelişimine ve sanata olan ilgisine engeller koyuyor. Örnek vermek gerekirse zengin bir ailenin yaşantısına baktığımda, yetişkinler çocukları için önemli imkânlar ve olanaklar sağlıyor. Ve o evde sanattan bahsedebiliyorsun. Ama yoksul bir ailenin evinde kolay kolay sanattan bahsedemiyorsun. Çünkü o evde "Akşam ne pişecek kaygısı daha ağır basıyor". Çocuklar ailenin içinde bulunduğu durumdan kaynaklı daha farklı şeylerle meşgul. Malum anne ve babalarının sunduğu imkânlar kısıtlı. Yetiştikleri ortam da bu duruma eşlik ediyor. Bütün bunları kader diye lanse etmek de çok yanlış olur. Çünkü bu tablo, düzenin eseri... Ancak bütün sorunu burada aramak da çözüm sağlamaz. Gelişen çağda, teknoloji ürünleri gençleri daha farklı alanlara sürüklüyor. Bu da başlı başına büyük bir sorun. Artık edebi eserler bile e-kitap, e-dergi, haber siteleri vasıtasıyla yayınlanmaya başladı. Oysa gazeteyi, kitabı elinize aldığınızda o keyfi yaşamak lazım. O duyguyu tatmak lazım...

—SONER AYDIN:  Bu süreçte unutamadığın bir anın var mı? Bundan sonraki hedefin nedir? Mehmet Dağ'ı neler bekliyor?

—MEHMET DAĞ: Unutamadığım anlar çok fazla ve hepsi çok değerli, ama geçtiğimiz yıl Haliç Üniversitesi'nin katkılarıyla düzenlenen, siyaset, spor ve basın dünyasının ünlü isimlerinin iştirak ettiği bir gecede aldığım ödül, benim için unutulmayacak bir andı. O gece aldığım ödülü daha anlamlı kılan ise kitabımın hazırlık aşamasında, görüşmek için makam odasına bir türlü giremediğim eski Büyükşehir Belediye Başkanımızın da orada olmasıydı. Hedeflerime gelince, maddi anlamda gerçekten büyük beklentilerim yok. Yaşadıklarım ve gördüğüm şeyler beni daha çok maneviyat üzerine kurulu hedeflere yöneltti. Yaşım ilerledikçe duygu ve düşüncelerim daha olgun bir hal aldı. Yazılarımda kimi zaman gösterişli hayatların gölgesinde kalan yoksul insanların, kimi zaman sokaktaki çocukların, kimi zaman yarım kalmış sevdaların, genelde ise çaresizliğin dili olmak istiyorum. Bu amaçla daha geniş kesimlere ulaşmak, insanların duygu ve düşüncelerine hitap edecek, aynı zamanda önemli değerler katacak eserler yazmak istiyorum. Ve olur da bir gün büyük bir yazar olursam, Mersin'e kütüphane yaptırmak istiyorum. Ama inşallah, bu eksikliği fark ederler de beni beklemezler. Samimi olmak gerekirse Mehmet Dağ'ı neler bekliyor diye düşünmedim. Daha çok nerede olmak istediğimi düşünüyorum.  Şuan öğrenciyim, aynı zamanda yıllardır geçimimi kendi imkânlarıyla sürdüren bir gencim. Köşe yazılarıma ve kitap çalışmalarıma da devam ediyorum. Ama bu süreci daha sağlıklı yürütmek adına, eğitim hayatımı bitirmeyi ve düzenli geliri olan bir işim olsun istiyorum. Zaman zaman memurluk sana göre değil diyenler oluyor. Ama demekle olmuyor işte, değirmen bu şekilde de dönmüyor. Yoksa benim de sırtımı devlete dayayıp, emekli olmak gibi bir hayalim yok. Kitap çalışmalarına dönecek olursak, kişisel gelişim alanında yeni bir eser vermeyi düşünmüyorum. Roman olarak zengin kız, fakir oğlan edebiyatı diyebileceğimiz, zaman zaman da hayatımı konu alan bir eser taslağı oluşturuyorum. Buna ek olarak denemeler, şiirlerle meşgulüm. Vakit buldukça okunma değeri olan her eseri okumaya çalışıyorum. Yeni bir kitap içinse acele etmek istemiyorum.  Çünkü bu alanda bilgi ve birikimlerimi daha da geliştirmem gerektiğine inanıyorum. Mersin'den ayrılma fikrim de bu yüzden oluştu. Biraz daha batı kültürüne yaklaşıp çalışmalarıma orada devam etmeyi planlıyorum. Çünkü Mersin'de gençlere ve sanata gereken değerin verilmediğini düşünüyorum. Bugün size Mersin'de kaç tane kütüphane olduğunu sorsam, yanıt vermekte zorlanabilirsiniz. Yanlış anlamayın, bu edebiyata olan ilginiz veya ilgisizliğinizle alakalı bir durum değil. İnanın edebiyata ilgi duyan bir insan da bu soruya yanıt vermekte zorlanıyor. Çünkü Mersin'de kütüphane yok denecek kadar az.

—SONER AYDIN:  Kütüphane sorununu dile getirdin. Buradan yola çıkarsak ‘Mersin ve Sanat’ hakkında neler düşünüyorsun?

—MEHMET DAĞ: Mersin'e "Demeçler Şehri" diyebiliriz aslında. Çünkü ne zaman sanatsal bir faaliyet, festival, milli bayram yaklaşsa kentin önde gelen isimleri, belediye başkanları, oda başkanları ve iş adamları demeçler veriyor. Bütün bu demeçler günün anlam ve önemine uygun nitelikte olsa da birçoğu hayat bulmayan demeçler. Ben bunları söylediğimde saygısızlık olarak nitelendirilebiliyor. Ama bu durum, kendini ve gördüklerini ifade etmekten korkan, genç bir nesilden daha korkunç olamaz. Hem isim vermiyorum. Ya da tek bir noktayı işaret etmiyorum. Herkes payına düşeni alsa, yine yeter. Sanat ile halk arasındaki bağa gelince, Yaşar Kemal edebi çalışmalarında ve demeçlerinde halktan kopmuş bir sanata inanmadığını belirtmiştir. Bu sözden esinlenerek düşünürsek, bugün Mersin'de halkla sanatın bütünleştiği kaç tane etkinlik var? Müzik Festivaline bakıyorum, dev bütçeler ayrılıyor. Katılıma bakıyorsun yok denecek kadar az. Madem bütçe ayırıyorsunuz, halka ücretsiz yapın. Sonra yapılması planlanan festivallere bakıyorum. Birçoğunun ucu ekonomik çıkarlara, turizme dayanıyor. Mersin'de bu anlayış değişmedikçe, sanat anlayışından bahsetmemiz çok zor. Kültür ve Sanat faaliyetleri insan hayatında, birer üst yapı faaliyetleridir. Bu tür faaliyetleri düzenlerken, toplumun her kesimine hitap etmelisiniz. Mersin'de ise belirli kesimlere hitap eden etkinlikler daha ağır basıyor. Ve azınlık diye hitap ettiğimiz kesim, bu yüzden sanattan uzaklaşıyor. Bazen Mersin'de iyi ki sanatla uğraşan ve sanata değer veren büyüklerimiz, derneklerimiz, kulüplerimiz var diyorum. Yoksa gerçekten kötü bir noktadayız. Bu alanda aslında iyi bir örneğe sahibiz. Arslanköy Tiyatro Topluluğu. Bence çok önemli başarılara imza attılar. Ayrıca özümüzü daha çok yansıttıklarını düşünüyorum. Ve bu tip oluşumlar arttıkça, halkın sanatsal faaliyetlere katılımı ve ilgisi daha da artacaktır.

—SONER AYDIN:  Bunların yanının da yerel yönetimlerin sanat algısı ve sanat ile halk arasındaki bağ ne durumda?

—MEHMET DAĞ: Yerel yönetimlerin sanat ve sanatçı algısına gelince, en yakın örneği ben bu şehrin tozunu, toprağını yutmuş, aralarından yetişen bir genç olmama rağmen, yerel bir yöneticiyle, iş adamıyla iletişim kurmaya çalıştığımda ne zorluklar yaşadım. Birçoğunun kapısından geri döndüm. Ne zaman ki yerel ve ulusal basında haberime rastlandı. Ne zaman ki ödül alıp, ünlü isimlerle aynı karede yer aldım. O zaman bir ilgi oluşmaya başladı. Yani yerel yönetimler, destek verecekleri isimde bir vizyon arayışı içerisindeler.  Bu çok yanlış bir tutum, ben bu şehirde benden de yetenekli gençler olduğuna inanıyorum. Onlarda vizyon aramak yerine, destek verip vizyon yaratmayı hedeflesek daha doğru olur. Gençler doğru yönlendirildikçe, yanlışlardan uzaklaşır. Bu konuda da kentin ileri gelenlerine büyük iş düşüyor. Son olarak, belediyelerin düzenlediği festivaller çok renkli mesela, ama yeni bir renk katamıyoruz. Yıllardır sanatçılar gelir, konser verir. Havai fişekler patlatılır. Sonra halk dağılır. Olay bu yani. Bu festivaller de gençlerin özgüven kazanabileceği platformlar, kendini geliştirebileceği etkinlikler, yarışmalar düzenlemiyoruz. Çok zor değil, yeni bir yapılanma ve çalışmayla bu sorunlar aşılabilir diye düşünüyorum.

—SONER AYDIN:  Bir dönem internet gazeteciliği editörlüğü yaptın. Mersin basınında çalışmış biri olarak, yerel basın ve genç gazetecilerin gelişimi hakkında ne düşünüyorsun?

—MEHMET DAĞ: Öncelikle bu röportaj ve tüm destekleriniz adına, Mersin'deki değerli basın emekçilerine, İmece Gazetesi’ne ve size çok teşekkür ederim. Ben bu yola çıktığımda henüz 15-16 yaşındaydım. Mersin basınına büyük emekler vermiş gazetecilerin yanında büyüdüm. Onların ilgisi ve desteğiyle kendimi geliştirdim ve bugün başardığım ne varsa onların payını asla unutamam. En önemlisi de vizyon aramak yerine, vizyon yaratmayı tercih ettiler. Hem de genç yaşta birine güvenerek. Yerel basını değerlendirmek içinse yeterli bilgi ve birikime sahip olmadığımı düşünüyorum. Ama artık son dönemini yaşayan bir kesim dışında,  gazetecilik ilkelerini benimsemiş, Mersin basınını en iyi şekilde temsil eden ve gelecekte çok iyi yerlere taşıyacağına inandığım isimler var. Biz genç gazeteciler de özellikle internet gazeteciliğiyle sektöre yeni bir boyut kazandırdık. Onun dışında büyüklerimizin bilgi ve birikimlerine bizdeki heyecan eklenince başarı kaçınılmaz bir hal alıyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.