"Türkiye'nin İnsan hakları karnesi zayıf"

Antmen, "Medya organları, havuz medyası, bir tartışma programında söylediği bir cümleyi cımbızlayarak Tahir Elçi'yi eleştirdiler, siyaseten linç ettiler" dedi.

- Bu haber 320 kez okundu.

"Türkiye'nin İnsan hakları karnesi zayıf"

Turan Dal

Baro Başkanı Alpay Antmen gündeme dair konuları gazetemize değerlendirdi. Türkiye’nin İnsan hakkı karnesinin  ciddi anlamda zayıf olduğunu kaydeden Antmen, iç güvenlik paketi ile Türkiye’nin insan hakları karnesinin hızla aşağıya düşmeye başladığını dile getirdi.

-TURAN DAL: Yaşanan bir çok insan hakları ihlalinin ardından, Türkiye'nin insan hakları karnesini nasıl değerlendireceksiniz?

-ALPAY ANTMEN: İnsan Hakları deyince Türkiye’de aslında 2012’ye kadar AİHM’nin yargı yetkisini kabul etmesi  daha sonra Anayasa mahkemesini bireysel başvuru hakkını sağlanması çok çok önemli koşullar idi. Fakat 2012’de sonra iç güvenlik paketleri ile bazı Ceza mahkemeleri kanunu usulü değişikliği ile sulh ceza mahkemelerinin, sulh ceza yargıçına çevirilmesi ile Türkiye’nin insan hakları karnesi çıktığı ve bizim de beğendiğimiz noktadan hızla aşağıya düşmeye başladı. Bu da Türkiye’de bir çok insan hakkı ihlaline yol açmaya başladı. Bu insan hakkı ihlali nedir. En önemlisi yaşam hakkının ihlali. Türkiye’deki barış sürecinin sekteye uğratılması, uğraması… Yaşam hakkı konusunda güneydoğunun hali ortada ve bir hukuk adamı olan Tahir Elçi’nin barış derken güpegündüz sokak ortasında katledilmesi ve tutuklu gazeteciler Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara Temsilci Erdem Gül’ün tutuklanması… Bunların hepsini bir arada değerlenmdirdiğimiz zaman Türkiye’nin İnsan hakkı karnesinin çok ciddi anlamda kötü olduğunu söylemek lazım…

-T.D: Son zamanlarda özellikle çocuk cezaevlerinin artışı ve cezaevlerindeki hasta tutsakların tahliye edilmemesi sıkça eleştiriliyor.  Önümüzde ki tablo için ne diyeceksiniz?

-A.A: Kadın cinayetleri son 10 yılda yüzde 1400 artmış durumda… Çocuk gelinler denilen çocuğun cinsel istismarı hat safhada… Bu anlamda önümüzdeki tablo karamsar bir tablo. Çocuk cezaevleri ise ayrı bir sorun. Çocukların cezaevlerinde değil Islahanelerde daha doğrusu eğitim kurumlarında topluma kazanılması gerekiyor. Hasta tutuklular var. Tutsaklar demiyorum, hükümlüdürler. Cezaevi yaşam koşulları var. Yani 30 maddelik insan hakları beyannanmesini önümüze koyarsak bu her otuz maddenin her birinde de ayrı ayrı Türkiye’nin İnsan Hakları karnesindeki olumsuzluklar var. Böyle bir günde insan hakları haftasını kutluyoruz ama bunun için benim bir baro başkanı olarak söyleyeceğim çünkü insan hakları karnemizin kötü olduğunu herkes söylüyor. Herkes bu eleştiriyi yapıyor.

T.D: Bir çok yurttaşımız haklarının bilincinde. Bu noktada devletin, yurttaşın haklarını koruma noktasında ne gibi adımlar atması gerekiyor?

-A.A: İnsanlarımızın haklarına sahip çıkması lazım. Yani klasik derler ya hak verilmez alınır. Eğer siz kendi haklarınızı bilmezseniz, kendi haklarınızı savunmazsanız, haklarınızın peşine düşmezseniz kimse size hakkın var deyip vermez. Tabi bu da halkımız önce haklarının bilincine varacak. Haklarını kullanırken hukukun dışına çıkmayacak. Barodan ya da avukatlardan destek isteyecek. Ama hak ihlallerinde de susmayacak. Bunların hepsi bir bütün... Tek yanlı bakmanın da anlamı yok. Fakat şu önemli niye insan hakları konusunda hep eleştiri yapıyoruz ya da niye beklide devleti eleştiriyoruz? Çünkü devletle ile yönetilen halk arasında toplumsal bir sözleşme vardır. Toplum olarak, halk olarak, vatandaş olarak biz halklarımızı devlete devrediyoruz. Diyoruz ki, ben kendi hakkımı almayacağım mahkemeye gideceğim. Ben senin için askerlik yapacak sana vergi vereceğim, sende bunun karşılığında beni koruyacak, kollayacaksın. Bana karşı suç işleyeni cezalandıracaksın. Sınırdan bir tehdit geldiği zaman koruyacaksın. Bunu dışında benim en önemli hakkım olan yaşama hakkımı ve insan haklarımı bu bağlamda koruyacaksın.

-T.D: Son zamanlarda bölgede çatışmalı ortam ve şiddet giderek artıyor. Bu çatışmalı ve şiddet ortamınında bir çok insan hakkı ihlalinin yaşandığını da gözlemlendi. Bu noktada şiddetin sona ermesi için ne gibi adımlar atılmalı?

-A.A: Güneydoğuda insanların ne talebi var buna bakmak gerekiyor. Biz hukukçu olarak asla ve asla bir insanın hangi tarafta olursa olsun ölmesinin karşısındayız. Yaşam hakkı en kutsal haktır. Kimsenin kimseyi öldürmemesi gerekiyor. Türkiye genelinde asla ve asla konuşarak çözemeyeceğimiz, uzlaşamayacağımız bir sorunumuz yok. Ne olursa olsun, barış süreci mi dersiniz, çözüm süreci mi dersiniz, hangi açıdan bakarsanız bakın oturup bir kere yöntem olarak terörü terk etmek gerekiyor. Bu kim olursa olsun. Birde güneydoğuda yaşayan insanların ne talebi var, bu talepleri tek tek oturup konuşmamız lazım. Her çıplaklığı ile bunlar konuşulmalı. Ama tabiî ki de konuşma demek bir uzlaşma kültürüdür. Her istediğini vereceksin ya da her istediğini alacaksın da diye bir şey yok. Buna toplumun tüm katmanları toplumdaki tüm siyasi partiler, siyasi iktidar hepimiz bunun için mecburuz. Bu konuda çalışmak zorundayız. Akan kanı bir şekilde durdurmak zorundayız.

-T.D: Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hakaret ettikleri gerekçesi ile bir çok yurttaşa dava açıldı ve birçoğunda da  sanıklara ceza verildi. Bu tür davaların artması hakkında ki düşünceleriniz nelerdir?

-A.A: Fikirlerini beğenelim beğenmeyelim. Meşru şekilde seçilmiş bir Cumhurbaşkanımız var. Biz diyoruz ki tırnak içinde belirtiyorum ‘Sayın Cumhurbaşkanı başkanı hepimizin Cumhurbaşkanı’ ve gene tırnak içinde belirtiyorum ki ‘Sayın Cumhurbaşkanı hepimizin Cumhurbaşkanı da olmak zorunda’… Sayın Cumhurbaşkanı günlük siyasetten uzak olmalı, hepimizi, devletimizi, milletimizi, birliğimizi ‘Türkiyelileşen tüm halkları’ temsil etmek durumunda ve zorunda. Bu bir açıdan devletimize karşı olan saygımızı, Cumhurbaşkanımıza karşıda elbette ki gösteririz. Ama öbür açıdan Cumhurbaşkanına hakaret diye bir suçun, olmaması gerekiyor. Eğer hakaret, sövme varsa tabiî ki bu hoş değil. Sayın Cumhurbaşkanı da olsa sade vatandaşta olsa kimsenin bir diğerine hakaret etme ve sövme hakkı yok. Bunun dışında insan siyasi taleplerini, siyasete dair eleştirilerini dile getirirken sövmeye varmayacak şekildeki ağır eleştirilerinde suç olmaması gerekiyor. AİHS düşünce özgürlüğü, eleştiri özgürlüğü anlamında bunu kabul ediyor.

-T.D: Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı. Özellikle karanlık bir şekilde öldürülen Tahir Elçi için ne diyeceksiniz?

-A.A: Mevkidaşım olma nedeni ile ve kendisini tanımış ve sohbet etmiş bir baro başkanı olarak avukat Tahir Elçi’nin katledilmesi son derece acı… Tahir Elçi medya organları, havuz medyası bir tartışma programında söylediği bir cümleyi cımbızlayarak eleştirdiler, siyaseten linç ettiler. Daha sonrasında beklide bu durum onun katledilmesine neden oldu. Ama ben tanıdığım, birçok kişinin tanıdığı Tahir Elçi,sadece ve sadece barış diyen bir insandı. Her ölüm acır ama bu ölüm Türkiye’de barışı getirecek bir yol açsa keşke… Bu ölüm belki de Türkiye’de hepimizin huzur, eşit yurttaşlık bilinci içinde kardeşçe yaşamanın yolunu açsa bence Tahir Elçi kendisi de bundan çok mutlu olurdu. Öyle bir insandı. Mevkidaşımı arkadaşımı, rahmetle ve özlemle anıyorum. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.