“YAŞANANLAR HESAPSIZ KALMAMALI”

Cizre, Silopi, Nusaybin, Yüksekova başta olmak üzere Türkiye’nin doğusunda yaşanan çatışma sürecini ve buna bağlı olarak ortaya çıkan göçlerin durumlarını Akdeniz’e Göç Edenler Bilim-Kültür Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (GÖÇ-DER) Başkanı Reşat Aşan’a sorduk. Aşan “Yaşanılanlar 90’lardan çok daha vahim durumda” dedi.

- Bu haber 294 kez okundu.

“YAŞANANLAR HESAPSIZ KALMAMALI”

 Çatışmalar sebebiyle 1 Kasım'dan sonra göçler oldu sizin ulaştığınız kaç aile var ve nereden geldiler?

 

Sokağa çıkma yasaklarının başladığı tarihten itibaren Mersin, Silopi ve Cizre’den göç aldı. Sur’da ise Diyarbakır‘ın merkez ilçelerine göç yaşandı. Bizler Cizre ve Silopi’den gelen ailelere ulaşarak veri oluşturmaya çalıştık. Başlarda fazla bir göç yoktu fakat yasakların uzun sürmesi nedeniyle göç dalgaları başladı. Mersin’e gelen ailelerin çoğu doksanlı yıllarda köylerini boşaltıp buraya gelen ailelerdi. Mersin’i tanıdıkları ve akrabaları buralarda olduğu için burayı tercih etmişlerdi. Biz dernek üyelerimizle ve çeşitli kurumların desteğiyle tespit çalışması başlattık. Bize yardıma ihtiyacı olan 400 aile başvurdu. Ağırlıklı olarak Toroslar ve Akdeniz’de ikamet edenler olduğu gibi, az sayıda Mezitli ve Yenişehir de olanlar da var. Mersin’de kira fiyatları yüksek olduğu için akrabalarının yanında kalan ailelerin sayısı çok fazla. Hatta bazı evlerde 2-3 aile var. Sokağa çıkma yasakları sona eren şehirlere dönen ailelerde oldu. Hala burada olup yasaklar kalktıktan sonra döneceğini söyleyen ailelerde var.

 

GÖÇ-DER olarak sizin ulaştığınız kaç aile var?                                                                                                                                                                                                            

 

Üyelerimiz aracılığıyla yardım ulaştırdığımız 195 aile var. 200’e yakın aileye de kayıtları bizde olduğu halde yardım ulaştıramadık. Onun dışında hak ihlallerini tespit etmek için 25 soruluk bir form hazırladık. Hangi tarihte göç ettikleri, göç etme sebepleri, hangi il veya ilçeden göç ettikleri, göç esnasında herhangi bir kötü muamele veya işkenceye maruz kaldı mı, birinci dereceden yakınlarını kaybeden oldu mu, maddi ya da manevi ne gibi zararları oldu? şeklinde bir tespit çalışmamız oldu. Bununla ilgili 100 aile ile görüştük, yaklaşık bir hafta Silopi ve Diyarbakır’ı dolaştık, sivil toplum örgütleri ve belediyeler ile kurumsal görüşmeler gerçekleştirdik. Hem bu alan çalışmasını hem de burada aileler ile ilgili yaptığımız anket sonuçlarını önümüzdeki dönemde rapor halinde yayınlayacağız. Bu raporu daha önce yayınlayacaktık fakat Cizre’de yasak kalktı bizlerde araştırmayı Cizre’de derinleştirip; Amed GÖÇ-DER, İstanbul GÖÇ-DER, Van GÖÇ-DER, Botan GÖÇ-DER ile beraber bu raporu bütünlüklü bir şekilde yayınlayacağız.

 

Göçler hala devam ediyor mu?

 

Şu an ağırlıklı olarak Hakkâri’nin Yüksekova ilçesinden Van’a bir göç var. Şu an oradaki arkadaşlarımız vatandaşlarımıza yönelik çalışmalar yürütüyor. Orada yaklaşık bir ay önce yasağın başlayacağı ilan edildiğinden beri göçler başladı. Yüksekova’dan Mersin’e gelen aile sayısı çok az, yoğunlukla Cizre ve Silopi’den gelenler var. 90’lı yıllarla kıyaslayacak olursak o zaman köyler yakılıyordu ve insanlar İzmir, İstanbul, Bursa gibi metropollere göç etmek zorunda kalıyordu. Şimdi ise il ve ilçe merkezleri harab oluyor ve taş üstünde taş kalmıyor. Ama insanlar şu an metropollerden ziyade bölge içi bir göç yapıyorlar. Diyarbakır büyükşehir belediyesinden aldığımız verilere göre Sur ilçesinde yaklaşık 50 bin kişi Diyarbakır merkez ilçelerine ve köylere göç etmiş durumda. Çok az bir kısmı batıya gitmiş durumda. Göç eden insanlar şu konuda çok kararlı; bizler 90’larda metropollere göç ettik, büyük sıkıntılar ve zorluklar çektik. Barınma, iş, sağlık anlamında büyük bedeller ödedik. İnsanlar zaten büyük bir mağduriyet yaşıyor, evleri yıkılıyor o yetmiyormuş gibi birde konut sıkıntısı, iş sıkıntısı çekmeye devam ediyor. Yani ikinci bir mağduriyeti göç ettiği yerde yaşıyor. Bu tecrübelerden dolayı insanlar artık kendi toprağımızda, kendi memleketimizde, kendi mahallemizde kalacağız diyorlar. Yani bir sahiplenme duygusu ağır basıyor. Bu yüzden göçler il, köy ve ilçe arasında gerçekleşiyor. Hatta bize yardım için başvuran ailelerden bazılarına ulaşmaya çalıştığımızda yasaklar kalktıktan sonra geri döndüklerini söylediler. Diğer ailelerde uygun koşullar oluştuktan sonra gideceklerini söylüyorlar.

 

Yaptığınız çalışmalarda halkın maruz kaldığı bir hukuksuzluk var mı?

Evet var ve biz bunları rapor halinde yayınlayacağız. Dışarı çıkma yasakları ilan edildiğinde insanlar evlerinden çıkmamayı tercih ediyorlardı. Birebir görüşme yaptığımız ailelerden aldığımız bilgilere göre zırhlı araçlardan halkın oradan göç ettirilmesi için “burayı terk edin” tarzı anonslar yapılıyor. Bu halk üzerinde ciddi bir psikolojik baskı oluşturuyor. “Artık can güvenliğiniz yok, burayı terk edin” gibi sözler söylendiğini bize iletiyor aileler. Şiddetli çatışmalar yüzünden ve belli bir süreden sonra insanların can güvenliği kalmadığı için mecburen göç etmek zorunda kalıyorlar. Bunun dışında insanlar il veya ilçeden çıkarken zaten ciddi bir aramaya tabi tutuluyor, ailelerin çoğu güvenlik güçleri tarafından hakarete ve sert muameleye maruz kaldıklarını iddia ediyor. Bunların hepsini önümüzdeki günlerde raporlaştıracağız.

 

Şu an burada olan aileler ne durumda?

 

Bize yardım için başvuran ailelerin herhangi bir kurumdan yardım almadıklarını söylediler. Bizlerde üyelerimiz aracılığıyla söz konusu ailelere yardım ediyoruz. Gelen ailelerin yüzde 80’i misafir olarak akrabalarının yanında kalıyor. Yüzde 20’lik bir kesim kirada kalıyor. Kaldıkları akrabalar ise 90’lı yıllarda göç etmiş aileler oluşuyor. Bu sonuca yaptığımız anketler sonucunda ulaştık. Buraya gelen ailelerin çoğu ise ilginçtir 2004-2005 yılında tekrar evlerine dönen ailelerden oluşuyor. Suriyeli göçmenlerden dolayı konut fiyatları yüksek ve onlarda mecburen akrabalarında kalıyorlar. Herhangi bir hukuki başvuruları da yok. Yasaklar kalktıktan sonra Cizre’ye gidip maddi ve manevi dava açacaklarını söylüyorlar.

 

Sizin görüştüğünüz aileler mevcut çatışma durumu sona erdikten sonra geri dönecekler mi?

 

Bu soru bizim anket çalışmamızın en son sorusuydu. Ailelerin neredeyse tamamı geri döneceğiz diyorlar. Çatışmalı süreç bittiğinde geri döneceklerini beyan ediyorlar. Burada bir iş kuracak mısınız ve burada kalacak mısınız sorusuna hep olumsuz cevap aldık. Koşullar el verir vermez, ilk fırsatta geri döneceğiz diyen ailelerin oranı yüzde 90’nın üstünde. Zaten Cizre’de yasak kalktıktan sonra geri dönen aileler var. Cizre’de bazı mahallelerde yapılar yerle bir edildiği için oraya dönecek insanların kalacak bir yeri olmadığı için koşulların biraz daha düzelmesini bekliyorlar.

 

Söz konusu mağduriyetlerin giderilmesi için sizin önerileriniz nelerdir?

 

Bölgede sivil toplum kuruluşları tarafından merkez kriz koordinasyonu oluşturulmuş durumda ve durumun iyileştirilmesine yönelik çalışmalar devam ediyor. Kaç yapının zarar gördüğü, kaçının kullanılamaz halde olduğuna yönelik çalışmalar yapılıyor. Bunların giderilmesinden önce yaşanan hukuksuzlukların mahkûm edilmesi gerekiyor. Maddi durumdan çok manevi anlamda insanları tatmin edebilecek adalet duygusunun yerleştirilmesi gerekiyor. Cizre’de 300’e yakın sivil hayatını kaybetti. Bir an önce bu sivillerin ölüm sebebi, konusunda ciddi bir hukuki soruşturmanın açılması ve bunu yapan zihniyetin mahkûm edilmesi gerekiyor. İnsanların hayatını kaybetmesi, taş üstünde taş bırakılmaması ve sonuçta bu vahşeti kimlerin yaptığı ortaya çıkarılması gerekiyor. Eğer gerçekten yardım edilecekse önce duygu onarımının yapılması gerekiyor. Sonradan maddi tazminatlara geçilebilir. Orada ki yapıların çoğu yıkılmış halde ve ayakta kalan yapılar da ise kurşun izleri mevcut ve çoğu kullanılamaz halde. Bütün bu maddi zararların tam anlamıyla giderilmesi gerekiyor. 90’li yıllarda köyler yakıldı sonrasında 2000’lerde geri dönüş yasası ile tazminatlar ödenmeye başlandı. Ama bu tazminatlar insanların zararlarının 10’da biri bile karşılanmadı. Bu hukuki süreci GÖÇ-DER çok yakından takip etti. Formüle edilmiş, geçiştirmelik tazminatlardı. Uluslar arası alanda ve özellikle Avrupa Birliğine giden yolda bu yasalar göstermelik olarak çıkarıldı. Amaç bu mağduriyetlerin orada mahkûm edilmemesiydi.  Uluslar arası alanda ben bu zararları karşıladım diyebilmek için çıkarıldı ve tam bir fiyasko oldu. İnsanlar tazminatlarını alamadı. Ve ilginçtir ki o dönemde köyü boşalmamış insanlar tazminat almış örneğin korucu köyleri. Ama evi barkı yıkılmış insanlar tazminat alamadılar. Tazminatlar karşılandığı zaman önceki çalışmalarda yapılan eksikliklerin göz önünde bulundurulması gerekir. Eğer siz insanların haklarını teslim edeceğim, zararlarını karşılayacağım diyorsanız, sivil toplum kuruluşların ve yerel yönetimlerin ciddi anlamda esas alınması gerekir. Eğer 90’larda ki gibi olacaksa insanlar gidip başvurmazlar. Nitekim şu an Silopi’de 3 katlı bir bina için sana kat başı 10 bin lira ödeyelim diyorlar. Daha çatışmalar devam ederken, yaşananların hesabı verilmemişken, insanlar duygu anlamında paramparça iken çıkıp kentsel dönüşümden, yeniden yapılanmadan bahsedebiliyorlar. Şu an insanlığın önceliği bu değildir. Şu an esas yapılacak olan bu durumun hukuki anlamda mahkûm edilmesidir. Şu an insanların cevabını beklediği soru şu; neden bu kadar acıya maruz kaldık?

Sürekli 90’lı yıllar geride kaldı deniliyor. Ama o zaman bile insanlar köyden çıkarılıyor; yakılıp yakılıyordu her yer. Şu an ise koskoca il ve ilçe merkezlerinde taş üstünde taş kalmamış ve bu herkesin gözü önünde oluyor. Bütün bu yaşanılanlar medya ve uluslar arası kamuoyunun gözü önünde oluyor.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.